Bazen bir paranoya gibidir bazı insanların yaşadıkları. Başkalarının yaşamlarını üstlenirler. Öyle doğal olmaya gayret ederler ki an olur kendilerini geçerler. Oyuncu gibidirler. Yaşadıkları role kendilerini esastan kaptırırlar. Ancak el âlem onların esasta nasıl bir hayatın içinde olduklarını anlamazlar. Bir şeyi anlamak farkına varmak, detayı görmektir ve o ayrıntıyı iyiden iyiye hissetmektir. Ayrıntıyı görmeyenler, inceliği kavrayamayanlara bir şeyler anlatabilmek çok müşküldür. Toplumun aydınlatılmasındaki zorluklar da böylesi durumlarda zuhur ediyor. Bu nedenle de kitlelere anlatılmak istenilen şeyler çoğu kez basite indirgeniyor veya hikâye ediliyor. Üslup ve seviye bu bakımdan önemlidir.
Başkaları gibi yaşamanın zorluğunu çekmek her insana mahsus bir yaşam biçimi değildir. Ancak bazı aklı evveller toplumu güdüleme peşindedirler. Bu nedenle de bunda da başarılı olurlar. Bunun nedeninde idrak ve kavrama yetisi yatar. Konuşurken, bir şeyi anlatırken veya gülerken sahte duruşları kuşanmak gibidir bu hal. Bir de sevinçlerde gülmek yok mu ya! Etrafı çınlatarak gülmek ve etrafı kahkahaya boğmak... Şaşılası bir durumdur. Hayatta kalmak için bir parça rol yapmadan ayakta durmak çoğu kez imkânsız gibidir. Zira toplum öyle bir hal içre yetiştirilmektedir ki; işini bilen, iş bitiren ve sabun köpüğü gibi elden avuçtan çıkmak olası bir durumdur. Din-iman hak getire!
Bir İnsanın yaşadıkları başka insanların başına gelmedikçe o halin ciddiyetini kavramak diğer insan veya insanlar için pek güç bir durumdur. Depremi yaşayan birine esprilerle, "na'ber depremzede!" demek gibi bir şeydir bu. Ancak insanın başına her şey gelebilir. Başkasının yaşadıklarını biz, siz, onlar de yaşayabilir. Hoca Nasreddin'in dediği gibi; Hoca bir gün eşekten düşmüş etrafındakiler hocaya "geçmiş olsun" diyeceklerine gülmüşler, tabir yerindeyse dalga geçmişler. Hoca'da "bana eşekten düşeni getirin, benim halimden en iyi o anlar" demiş.
Acılar, ayrılıklar bazen olur gözyaşlarında gizlenir. Yanan, yıkılan insanların haliyle dertlenmenin, acıları paylaşmanın buruk da olsa sevinçleri ortaya nasıl çıkarttığı; kardeşlik bağlarını güçlendirdiği malumdur. Mümin müminin kardeşidir düsturu iyi hasletlerin terk edilmesinden dolayı yara aldı. İnsanlar bir şekilde birbirine karşı karşıya getirildi. İyi duygular, dostane davranışlar yerini hasmane tutum ve davranışlara bıraktı. Bütün bu tutum ve davranışlarda her ferdin hatası olduğu düşünülmelidir. Özellikle de muhafazakâr kesim kendine bakmalı ve hatalarından arınmalıdır. İnsanlar kendi yaşamlarında, insani ilişkilerde mesafe koyagelmişlerdir. Kendini hoşgörü, tevazu, feraset ve fazilet gibi değerlere kapısını kapalı tutanlara karşı önyargıları alt etmek güç olsa da Peygamberimizin risaleti göz önüne alınmalı, halim huylu bilinmeli ve bir müminin diğer bir mümini sevmedikçe, gönlünü almadıkça ve ona örnek olmadıkça yaşadıklarının birer zül olduğu bilinmelidir. Dünyanın geçici gam ve kederinin, hazzı ve sevinç, cilvesi hayatları birer birer eritiyor.
Bayramlar: insanların en mutlu, en güzel kaynaşma, dayanışma ve kardeşliklerinin hatırlandığı, yaşanıldığı müstesna ve mübarek günlerdir. "Her geceyi Kadir her geleni Hızır bil!" hikmeti gereğince her günün faziletini, önemini yaşarken bilinmelidir.
Dünyanın her köşesinde ezilen, horlanan insanlığın İslami ve insani değerlerle donanmasını, acı, gözyaşı ve zulümlerin son bulmasını diliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



