Türkiye'de özellikle son yıllarda medya camiasının sık sık konuştuğu ve tartıştığı bir kavram var: Akreditasyon. Özellikle 28 Şubat süreci sonrasında ortaya çıkan bu kavram belli aralıklarla gündeme geliyor ve çok büyük eleştirilere neden oluyor.
Peki, basına karşı neden böyle bir uygulama yapılmaktadır? Akreditasyon uygulanan gazeteler yola mı getirilmek istenmekte, yok mu sayılmakta ya da burnu mu sürtülmek istenmektedir? Onlar, bu ülkenin gazeteleri değil mi? Nedir bu konudaki ölçü? Bazı gazetelerin daha dindar olması ya da bazı gazetelerin daha az dindar olması mıdır?
Akreditasyon uygulayanların haberlerine daha az yer verilmesi ya da daha çok yer verilmesi midir? Gazeteler arasında neden ayrım yapılmaktadır?
Ben burada sadece Genelkurmay'ın akreditasyonundan söz etmiyorum. Yıllarca akreditasyon eleştirileri yapan Ak Parti kadroları da iktidar olduktan sonra bazı gazetelere akreditasyon uygulamaktan geri durmadılar. Üstelik bu akreditasyon uygulaması yapan kişiler yıllarca gazetecilik mesleği yapmış, bu meslekten ekmeğini kazanmış insanlar. Sözünü ettiğim kişi Başbakanlık Basın Sözcülüğünden ayrıldıktan sonra da yine gazetecilik mesleğine döndü. Yani demek istediğim o dur ki bizim meslektaşlarımız, iktidar gücüne yaslanarak kendi arkadaşlarına ve bu ülkede çok zor şartlarda gazetecilik yapmaya çalışan gazetelere akreditasyon uyguladı. Habere, gazetelere ve gazeteciliğe gereken saygı ve özen bizzat gazeteciler tarafından gösterilmedi maalesef...
Peki, Genelkurmay Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı neden akreditasyon uyguluyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi uygulamanın gerekçeleri, konusunda kafalar oldukça karışık ve soru işaretleri çok. Ben akreditasyonun hiçbir gazeteye uygulanmaması gerektiğini düşünüyorum. Haber alma özgürlüğü sınırlanmamalı...
Konuyu kendi gazetemiz açısından değerlendirmek istiyorum. Millî Gazete, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin önemini bilen ve önemini bildiği gibi zaman zaman TSK'ya yönelik başlatılan yıpratma kampanyalarının karşısında yer alan bir gazetedir. Bu zamana kadar Millî Gazete'de en sıkıntılı zamanlarda bile TSK ile ilgili tek olumsuz haber çıkmamış, gazetemiz sağduyusunu kullanmıştır. Fakat buna rağmen Genelkurmay Başkanlığı Millî Gazete'ye akreditasyon uygulamasını ısrarla sürdürüyor. Özellikle yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ döneminde, Genelkurmay'da medya ile ilişkiler konusuna büyük önem verildiğini biliyoruz. Bu konuda yeni atamalar yapıldı ve kurum bünyesinde İletişim Daire Başkanlığı oluşturuldu. Bu anlamda, akreditasyon uygulamasının da tamamen kaldırılması bekleniyordu. Ama olmadı. Arkadaşlarımız Genelkurmay'ın programlarını canlı yayınlayan "torpilli televizyonları izleyerek habercilik yapmaya" çalışıyorlar.
Ben Başbakanlıkta Millî Gazete'ye akreditasyon uygulanmasını bir ölçüde anlıyorum. İktidar, icraatlarına muhalefet yapan gazetelerin "haber alma özgürlüğünü" kısıtlayarak bir noktada kendini korumaya alıyor. Peki, Genelkurmay neden akredite uyguluyor? İşte bunu anlayamıyoruz.
Benzer bir uygulama Millî Güvenlik Kurumu'nda da vardı. Ancak MGK'ya sivil genel sekreter seçilmesinden sonra bu uygulamalar kaldırıldı ve arkadaşlarımız MGK ile ilgili haberleri rahat bir şekilde yapıyorlar. Aynı uygulamayı Genelkurmay neden yapmıyor?
Ya bu anlamsız akreditasyonun kaldırılmasını bekliyoruz ya da doyurucu bir açıklama...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



