Konuya çok muhterem bir Hoca Efendi'nin "Osmanlı'nın torunlarıyla" ilgili bir izlenimini aktararak başlayalım: "Birkaç yıl önce daha çok hukukçulardan oluşan 15- 20 kişilik bir grupla Kudüs seyahatine niyetlendik. Bu amaçla yola çıkıp önce Kudüs'e gittik. Giriş çıkışlardaki İsrail polisinin küçük düşürücü, onur kırıcı aramalarını, kontrollerini Mescid'i Aksa ve Kubbetüs Sahra'yı görme uğruna sineye çektik. Kudüs'ü gezdik, önemli yerlerini gördük, Kudüs'ün tarihi hakkında arkadaşlarımızı bilgilendirmeye, bildiklerimi aktarmaya çalıştım. Onlar da büyük bir incelik ve anlayışla söylediklerimi dinlediler. Zaten hepsi duyarlı arkadaşlardı. Böyle önemli bir gezinin farkında ve şuurundaydılar. Derken Kudüs ziyaretinden sonra arkadaşlar Ürdün'e gitmek istediler. Kısa bir istişareden sonra gerekli hazırlıkları yapıp kafile olarak Ürdün'e gitmek için yola çıktık. Ürdün sınırına varıp pasaport kontrolü için sıraya girdiğimizde birden 7-8 kişilik serkeş bir Yahudi grubu ortaya çıktı. Sıraya mıraya girmeyip bağıra çağıra polisin yanına geldiler. Bu onmazlık karşısında Ürdün polisinin gıkı bile çıkmıyordu. Bizim kafilede bulunan genç hukukçulardan birkaçı dayanamayıp olaya müdahale ettiler. Sıraya geçin, sırada biz varız, şeklinde. Adamların umurunda dahi değil. Polise sıranın bizde olduğunu söylediler. Ürdün polisinden yine tık yok. Korkunç bir acziyet. Polisler Yahudilere tek kelime dahi edemiyorlar. İşte o sırada bizim kafileden birkaç kişi serkeş Yahudilere sıraya geçmelerini, sıranın kendilerinde olduklarını söylediler. Yahudilerde aynı densizlik. Fakat arkadaşlardan birinin, "geçin sıraya, biz Türk'üz, Osmanlını torunlarıyız" şeklindeki uyarısıyla serkeş Yahudi grubunun birden sesi soluğu kesildi. Adamlar sanki dillerini yuttular. Bu tavır karşısında ne olduğunu pek anlayamadık ama o gıkı çıkmayan Ürdün polislerine bir cesaret ve güç geldi, birden hareketlendiler. "Osmanlı torunlarıyız" ifadesi, polislere sanki can kattı. Sus pus olan polisler, beklenmedik bir biçimde sıraya geçmek için geriye dönüp sesi soluğu kesilen Yahudilerin üzerine yürüyüp, onların sıraya girmelerini bile beklemeden yite kalka onları sıraya soktular..."
Bu anlamlı ve üzerinde düşünülmesi gereken çarpıcı bir örnek...
Durduk yere bunu anlatmadım tabii ki...
Başbakan'ın, İsrail Cumhurbaşkanı karşısında ortaya koyduğu tavır özellikle dış politika yazarları ve emekli dışişleri yetkilileri tarafından kıyasıya eleştirildi.
Yine bu anlamlı tavrın, tepkinin teamüllere uymadığı yazılıp çizildi.
Teamül denilen her ne menem şeyse sürekli ondan bahsediliyor.
Teamül kelimesi, insanın tahammülünü zorlayan bir noktaya geldi.
Ortaya konulan tepki, ülkemizde özellikle statik düşünen, dar kalıpları aşamayan sığ zihinler tarafından yargılanmaya başlandı:
"Görürsünüz siz, İsrail bunun bedelini ödetir."
"Netameli bir iştir İsrail'le uğraşmak..."
"Siz kim oluyorsanız da Yahudilere karşı çıkıyorsunuz..." şeklinde.
Hele bir Hariciyecinin Başvekil nasıl olur da İsrail Reisicumhuruna "Siz", değil de "sen" diye hitap edebilir, ifadesi havsalayı zorlayıcı nitelikteydi. Siyonizm'in lideri konumundaki Şimon Peres'in var olanı ve hakikatleri inkâr mantığıyla her şeyi ters yüz etmenin yüzsüzlüğü bile, bizim sözde aydınların kördüğüm olmuş ferasetleri yine açamadı.
Siyonist Peres'in Başbakan'a dönüp bir yandan parmağını sallayarak, bir yandan da sesini yükselterek emredici bir tonda söylemek istediği aynen şuydu: "Siz bizim söylediklerimizi yapmak zorundasınız. Size mi kaldı Filistin'i savunmak? Gazze, Kudüs diyorsunuz, özgürlük diyorsunuz, insan hakları diyorsunuz... Filistinlileri kadın erkek demeden, çoluk çocuk demeden öldürdüğümüzü söylüyorsunuz... Biz öldürürüz. Size mi düştü bunun hesabını sormak? Siz kimsiniz? Haddinizi bilin. Yoksa size haddinizi bildiririz. Ben Yahudi Peres'im. Dokunulmaz olan, dünyaya yön veren Siyonistlerin temsilcisiyim. Tıpkı Mısır Devlet Başkanı Mübarek ve diğer Arap uluslarının liderleri gibi olun. Mübarek'i örnek alın. Onun gibi uslu çocuk olun..."
Aslında daha Filistin'de 1300'den fazla Müslüman'ın kanı kurumadan Peres katilinin bu densizliğe ve küstahlığa kalkışmasının sebebi nedir, sorusu hiç kuşkusuz önemli ve cevaplanması gereken bir sorudur.
İşin acı tarafı biz bu küstahlığı hak eden bir milletiz. Nasıl mı?
İspanya'da Yahudiler katledilirken, kim kucak açtı? Rusya'da, Almanya'da katledilirken yine Yahudilere kim kucak açtı? Osmanlıyı bir kurt gibi kemirerek çökertmesine karşı Yahudi hainliğini kim görmezden geldi? Daha düne kadar ümmetin malı olan Filistin'de, Kudüs'te binlerce Müslüman'ı katlederek devlet kuran kanlı Yahudileri ilk kim tanıdı? Yaptığı zulümleri kim görmezden geldi? Denge politikası diyerek Müslüman Arapları dışlayarak Yahudilerin hamiliğine kim soyundu? Başta Amerika'da olmak üzere dünyadaki Yahudi lobilerinin karşısında kim eğildi? Yahudilere büyük bir güç vehmederek insanların bilinçaltına Yahudi korkusunu kim saldı?
Bu sorular cevaplandığında manzara bütün çirkinlik ve çıplaklığıyla ortaya çıkar. Sonra unutmayalım ki Siyonistlerin bize en büyük darbesi dışardan değil, içerden gelmiştir. Medyadaki kelli felli yazarların, yorumcuların bakış açıları, olaylara yaklaşımları, Türkiye'nin içerden mi yoksa dışardan mı kuşatıldığının en önemli göstergesi değil mi?
Millet olarak artık uyanma vaktimiz çoktan geldi. Şimdi ferasetli ve uyanık olma zamanı. Özgüveni kuşanma, millî benliğimize, millî şuurumuza tekrar kavuşma zamanı.
Dileğim ve temennim hükümet yetkililerinin geri adım atmaması ve söylediklerinin arkasında durup gereğini yapmasıdır.
İşte bu konuda kaygılıyım...
Diğer taraftan, Siyonist Peres'in basın toplantısında "Zaten Filistinlilerle savaşıyorken bir de Türkiye ile savaşmak istemeyiz..." tehdidi iyi okunmalıdır. Adam Yahudi. İliğine kadar küstah... Sözü sanki "Türkiye ile de savaşabiliriz"e getiriyor...
Artık millet olarak toparlanın gitmiyoruz. Toparlanın asliyyetimize, millî benliğimize dönüyoruz, deme zamanı. Unutulmasın ki Türkiye Osmanlı'nın beyniydi. Beyin felç olunca bütün vücud felç olur. Beyin düzelince bütün vücud düzelir...
Türkiye'nin bir asra yaklaşan bu korkunç felç arazından kurtulması ise Rabbimizden en büyük dilek ve temennimiz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




