Yazıya başlamadan önce televizyona bir göz atayım dedim. Bostancı'da bir operasyon. Türkiye'de gündem her gün değişiyor, ben de yazmakta yetişemiyorum demiştim. Hayır, her gün değil, günde iki kere, en az.
Ben gene de neye niyet ettiysem onu yazacağım. Çünkü yenilgiyi kabul ettim. Gündeme, her gün yazanlar kadar yetişemiyorum.
Nerden bulurlar bu tâbirleri
Başbakan, Obama'yı eleştirirken "Türkiye el bebek gül bebek okşanacak bir ülke değildir" demiş. Nerden bulurlar bu tâbirleri.
Bu günlerde yanlış Türkçeler, yanlış teleffuzlar gırla gidiyor. El bebek gül bebek, şımarıkça yetiştirilen çocuklardan galat olarak fazla itina ve şefkat gösterilen durumlarda kullanılır. ABD'nin Türkiye'ye muamelesi ise geçenlerde yazdığım "şamaroğlanı" tabiriyle karşılanabilir ancak. ABD bize şefkat ve itina gösterdiğini hiç şahid olmadım. Tam tersine, Güneydoğu, Kıbrıs ve Kafkas politikalarında Türkiye'ye şamar oğlanı muamelesi yapmaktadır. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Siz istediğiniz kadar itinalı, "hoşgörülü", anlayışlı davranın, Taşnak Partisi Ermenistan'da bu yol haritasını beğenmediğini ve hükümetin çekileceğini, tavizsiz ve ön koşulsuz masaya oturmak istediklerini (başbakanları ve dışişleri bakanı), Karadağ'dan asla çekilmeyeceklerini, soykırım iddiasından vazgeçmiyeceklerini, insanı güldüren bir biçimdesınırlarımızla ilgili kötü niyetlerinden vazgeçmeyeceklerini, Sevr'in "Batı Ermenistan" rüyasını sürdürmek azminde olduklarını söyleyip duruyorlar. ABD de gelip bizim Meclis'te bunlara dair üstü kapalı talimat veriyor. Tam bir şamar oğlanı durumu. Her yerde biz kabahatliyiz. Kıbrıs'ta, güneydoğuda ve Kafkasya'da... Çünkü bizim herhangi bir haktan bahsetmemiz mümkün değil.
Dedim ya Türkiye'de gündeme güven olmaz, diye, daha ben lafımı bitirmeden Taşnak Partisi hükümetten çekilmiş.
Dil yanlışları
Türkçe'den bahsi açılmışken, epeydir aklımı kurcalayan birdil yanlışını da yazacağım. NTV'de bir program var, adı "Bizimle ol." "Haydi Gel"i de var galiba başında. Bu tuhaf söyleyiş, sizin de gözünüze ve kulağınıza battı mı? Battı. Çünkü, "etmek-olmak" fiili, yardımcı fiildir ve isim soyundan başka bir kelimeyle birlikte kullanılır. Hasta olmak, deli olmak, seferber olmak... Kelimeyi tek başına kullanırsanız, kulağınızı tırmalar. Ne yapalım, bu da dil yasasıdır, Türkçe yasasıdır! "Beraber olalım" denseydi olurdu çünkü olmak fiili, tabiatında var olan yardımcı fiil işleviyle kullanılmış olurdu.
Bir de, en güvendiğim fikir adamlarının bile yanlış kullandığı şu "akl-ı selim" tertibi var. "Akl-ı selim adam" deniyor. Ne kadar yanlış ve acaip bir laf! Buna "akl-ı selim sahibi olmak denebilir". Aklı selim bir sıfat değildir çünkü, niteleme yapmaz, belirtme hiç yapmaz. Doğru akıl demektir. Sağduyu. Doğru akıl adam diyebilir misiniz?
En güvendiğim televizyon konuşmacıları, "Kâbil'e" Kabil, "fıkra"ya fıkraa" derse ben ne yapayım! Hakkâri'ye de "Hakkari" diyorlar. Anneler babalar öğretmenler, küçük yaşlardan başlıyarak bu yanlışları düzeltmeliler.
"Resm-i geçit" günleri geçti ve herkes bunu resmî geçit olarak okudu. Ben de bu mücadeleden vazgeçtiğim için, "bunun gayr-i resmisi de mi var" sualini artık sormadım.
Taziye: Değerli araştırmacı Erhan Göksel'in babası Tevfik Göksel beyefendinin vefatını teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Merhuma Allah'tan rahmet, kendilerine sabr-ı cemil dilerim.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




