Davos'taki o "one minute, one minute" (van minit" diye okunacak) müdaheleleri, inanın çok kişilerce gülerek izleniyor. Bir Norveçli kadın gazeteci ilk gün, Başbakanla İngilizce konuşmaya çalışmış, cevap alamamış:
"Herhalde dışarda İngilizce'yi kullanmıyordu" diye çok kibarca bir yorum yaptı. Keşke öyle olsa. Başbakan, keşke dışarda İngilizce kullanmayan Putin, Chavez gibi, Ahmedinejat tarzı millî liderler gibi, Türkçe'nin hakimiyeti konusunda bastırsa.
Başbakanın siyasetinde, hep, bir "kabul günü" havası oluyor. Meselâ çok çok, çok ince bir şeye dikkat ettim. "Bir daha Davos'a gelmem" demiyor, 'daha Davos'a gelmem' diyor. Hani kabul gününde:
"Daha içmem, sağol' derler ya, işte öyle.
İngilizce "bir dakika"lardan sonra da Türkçe "olmaz" diye öfkeleniyor. Üç gündür yazıyorum, işin şakası, bu da tutarsızlık!.. Onu da İngilizce söyleseydi ya!..
"Halk çocuğu, halk çocuğu..." Tamam da altı yıldır, sıkı bir eğitimle bir yabancı dil öğrenilirdi. İster kullan ister kullanma... Söz konusu başbakan olmak, sözkonusu, "vasıflı" bir başbakan olmak. Üstelik şu günlerde İstanbul belediye başkanlığına soyunması gibi, dışişlerine ve her şeye soyunma gibi bir tutkusu varsa!
"Benden yaşlısın..." Bu, çok yadırgatıcıydı. Bu, ancak aile ilişkilerinde, karşı tarafı etkilemek için kullanılan bir "argüman"dır. Politikada, politik bir konuşmada olur mu! O artık senin, yaş, vs.nin dışındaki muhatabındır.Onu zekânla, bilginle, birikiminle yenmeye çalışacaksın.
Bu arada Emine Hanım'ın gözyaşları içinde, Peres için yaptığı "yalan söylüyor" yorumunu yorumlamaktan da aciz olduğumu itiraf etmeliyim.
Gelelim "monşer"ler meselesine:
Bir devleti temsil eden bir hükümet başkanı, devletin, hem de kendi partisinden bir bakanın uhdesinde olan "dışişleri" mensuplarına, böyle küçümseyen eda ve sözlerle hücum etmesi, neye benziyor biliyor musunuz? Aylardır, zapladığınızda mecburen bir süre seyrettiğiniz, bütün seyircileri bıktıran "yemekteyiz" programlarındaki kavgalara, benziyor.
Başbakanın yaptığı en büyük yanlışlardan biri de şu. Herkesi hasım olarak görüyor. Devletin bütün kurumları, eğer onlardan yana değilse hasımdır. Kimine "kendi işine bak" der, kimine "otur oturduğun yerde" der. Biz böyle bir yönetimi hak ediyor muyuz?
Buna karşılık Der Spiegel'in yaptığı köpek kulübesinin önünde bekleyen ve Türk bayrağı simgeli köpek karikatürü onu hiç incitmez. Kulübenin üstünde AByazılıdır.
Kuzey Iraklı siyasilerden vaktiyle gelen tehditler, "kedi bile vermeyiz, biz de Diyarbakır'a gireriz" gibi tehditler...
En son yapılan "dilimizi tanıdınız şimdi de toprakları tanıyın" yollu açıklamalar...Daha da en son yapılan "Sizin içerde öldürdükleriniz..." gibilerden hücumlara herhangi bir biçimde cevap vermez değil, gene seçim hesabıyla veremez...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




