Sözcüklere karşı özel bir kinim, kibrim ve küçümsemem yok, olması da düşünülemez. Bu durum böyleyken bazı sözcükleri sevmiyorum. Kariyer sözcüğü de bunlardan biri. Kariyer yapmak deniliyor çoğunca. Kariyer yapmak; aşkta kariyer yaptı, edebiyattaki kariyeri şöyle gibi kullanımlar bana komik geliyor.
Geçenlerde (kafede) üçbeş insan oturuyorduk, aniden bir 'saptama' geldi önüme; kariyer yaptınız ve kariyerinizde çok iyisiniz iyi bir... Şaşırdım kaldım. İlk defa, kendi kendime 'inceleyen' bir gözle baktım. Yaklaşık yarım saat süren bir şaşırtım sonucunda muhatabım; ne oldu, canınızı sıktıysam özür dilerim gibi 'yanlış' bir şey yapmışçasına durumu düzeltmeye çalışınca bir başka anlamda şaşırtım daha da arttı. Hayır, özür dilemenize gerek yok, özür dilenecek kadar kariyer yapmadım dedim, birdenbire! Muhatabımdaki panik daha da büyüdü... Sizin suçunuz yok dedim, bu toplumsal hafızayı meydana getiren 'testere'lerdedir bütün suç. Öyle ya; yaşamak, tasarlanabilir mi?
Her insan gençliğinde yaşamayı tasarlar; çeşitli dokuları, değişik mevsimleri, ipeksi bulutları, pencere kenarı yağmurları, kartopu beyazlıkları, mis kokulu çiçekleri, cıvıl cıvıl çocukluk seslerini birbirine ulayarak birkaç cüzden mürekkep; içinde fazlasıyla umut yığılı, sevinç çeşnisi bezeli, üzüntüsel reaksiyona hazır, devingen giyim formalı, içli bir ses duyargalığı olarak 'dünya nesrine' yazılır. Bir rüyayı görme biçimiyle uyuduğumuz da olur, bir uykuyu rüyaya dönüştürme şekliyle de... Bize uymayan toplumsal uğultu, sokak ortasında defalarca boğazlamıştır yaşamak tasarımını. Ama hep inatla, hep bir değirmenin dönme hızıyla, hep bir karıncanın yol haliyle tasarıma dair çalışıyoruzdur. Fakat bu tasarımın eli bizde ise kulağı başkasında, ağzı bizde ise lafı başkasında, gözü bizde ise bakışı (oysa görmesi bizdedir) başkasında bir ışık huzmesi halini geçmemiştir; kader sessiz sedasız kendi bildiğini okuyor! Sen istediğin kadar zorla; bütün bu toplam bir yumak pişmanlık olarak, bir yumak umutsuzluk olarak, koca bir yumak keder olarak sana geri dönüyor. Elde var sıkıntı, elde var keder! Tasarımı tasarlayanın tasarlatana 'sitem'leri bazen 'günah'a bile yol açabilir. Günah bu noktada ne tatlı bir şeydir! Haklı öfkenin haksız küçümsemeye karşı sığındığı biricik liman! Gördüğün her şeye çarpma, tokat atma, vurma kırma isteği! Kendi yangınına bütün ruhunla dalıp, ruhunda bir ilmek kalmayıncaya kadar için için yanmak! Dünyanın bütün suçlarını ben işlemişim gibi bir sorumluluk, öyle bir sıklet; ağır yazıklanma hali! Koskoca bir kül yığınının -ne yığını, sanki yangın tepelerinin kül dağları- içinde kala kala acımsı tatlıca sonsuz bir kederin kalmasıdır dipteki.
Kederi olmayanın kaderinden (yaşamından) endişe duyuyorum! Çağdaş ölüler mezarlığında konser veren birkaç bulutsu eldivendir; hiçbir izleri yok yaşamın tasarımında! Bu hengâmenin önemsiz bir ucundan kedersizler tutar; fayans kaplı ruhları kravat bütünlüğüne erişinceye kadar melezleşirler; bir gün sabah oldu sandıkları anda hiç sabahları olmayan bir karanlığa doğru yuvarlanırlar. Bu yuvarlanmadan oluşan 'karanlık çığ'ı yaşamımızın aydınlıklarını 'fırsat buldukları anda' oymaya başlar. İşte burada bir duralım!
Hayat tasarımının bu bir takım pirelerine nasıl karşı koyacağız? Anahtarını bulamadığım bir soru! Cevabın kapısını basbayağı zorlasam da içeriden pek net sesler alamadım; kederli bir uğultu sarıp sarmalıyor etrafımı! Şöyle; ben bir tasarım olduğuma hep inandım. Ama başarısız bir tasarım; dikiği söküğü toprakla gök arasında buluşan özlü atmosfer! Bu inancın gereği fiile geçirdiğim yaşamım hiç kimseden etkilenmeden (olumlu ya da olumsuz anlam kastedilmiyor burada) süregidiyor. Gökten sepetle dünyaya geldiğim zannı hep ağır basmıştır! Ya da gökten sepetle yeryüzüne inmiş olsaydım, keşke! Bu 'his' insanda fanilik duygusu yaratıyor! Böylece 'tasarım'; yavaş yavaş didiklenme ve çimdiklenmeye doğru giderek kendi içine kıvrılan bir muammaya katışıyor! Başka açıdan, dünyada olma hali hiçbir insanın tasarlayamayacağı kadar büyük 'refleks'ler taşır/taşımaktadır.
Hiçbir yaşamak tasarımı tasarlandığı gibi gerçekleşmemiştir. Öyleyse yaşamak tasarlanmalı mı? Başarısız bir (genel) yaşamak yanı başımızda gürül gürül çağıltılar olarak akıp gidiyorsa tasarım da neyimize! Hayır, dememeliyiz bir açıdan da...
Yaşamak, tasarımın bittiği yerde başlıyor galiba... Ya da tasarım başarısızsa yaşamak zenginleşiyor... Hep bir özlem duygusu; tasarım başlayıp nihayete erene kadar!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



