Dünyayı yalnız kendisinin idare edeceğine kendisini inandıran dünyanın baş belası, bütün küçük terör örgütlerinin silah ve para tedarikçisi, terör örgütlerinin tamamının öldürdüğü insan sayısını bir günde yapan karabela, bizleri parçalayarak yemeye başladı. Sıranın arka taraflarında olanlar, öndekilere bağırıyor, "Arkadaşlar, zorluk çıkarmayalım, yumuşak davranalım. Kanımızı emerken dişine zarar vermeyelim" mesajlarıyla vampirin gönlünü almaya çalışıyorlar. Bu olayı Mevlana çok güzel ifade ettiğinden o konuşuyor ve ben susuyorum.
Buyurun Mevlana'yı dinleyin:
" Bir bahçıvan bağa bakınca, bağında hırsız gibi üç kişi gördü."
"Bunlar bir fakih, yani, hoca, bir şerif, yani, seyyid, bir de sôfi, yani derviş idiler ki her biri vefâ etmez ve hak tanımaz kimselerdi."
"Dedi ki; bunlara karşı benim yüz hüccetim var amma toplu bulunuyorlar, cemâat ise rahmettir."
"Yalnız başıma üç kişi ile uğraşamam. Evvelâ onları birbirinden ayırayım."
" Her birini bir tarafa atayım, yalnız kalınca hepsinin bıyıklarını yolayım."
" Arkadaşlarının sôfiye karşı muhabbetlerini bozmak için onu yola çıkardı."
"Sôfiye dedi ki eve git de bu arkadaşlar için bir kilim getir."
"Sôfi gitti. Bahçıvan iki arkadaşa gizlice dedi: Ey fâkih; Sen âlim bir zâtsın, bu da meşhur ve maruf bir seyyiddir."
" Biz senin fetvân ile ekmek yiyoruz ve senin ilmin kanadıyla uçuyoruz."
"Bu zât-ı şerif ise sultânımızın şehzâdesidir, hânedân-ı Mustafadan bir seyyiddir."
"O âdi ve obur sôfi kim oluyor ki sizin gibi sultanlarla berâber bulunuyor."
" O gelince hemen pamuk gibi atınız, bir hafta benim bahçem ve tarlamda misâfir olunuz."
"Ey benim sağ gözüm mesâbesinde bulunan fakih ile şerif, bağ nedir, benim cânım sizindir."
" Onlara vesvese verdi ve aldattı. Halbuki arkadaşlardan ayrılık yakışmaz."
" Sôfiyi yola çıkardılar, yani, kovdular. O da kalkıp gitti. Onun hasmı bulunan bahçıvan da koca bir sopa ile izinden yürüdü ve yetişti."
" Dedi ki: hey köpek, sôfilik ve dervişlik bu mudur ki çabucak gelir, mücâdele ve hırsızlık için bizim bağa girersin?"
Bunu sana Cüneyd mi, Bâyezid mi gösterdi, hangi şeyhten ve hangi pirden sana vâsıl oldu?"
"Yalnız bulduğu için sôfiyi tepeledi. Onu yarı ölmüş bir hâle getirdi ve kafasını yardı."
" Sôfi dedi ki benim cezâm geçti. Lâkin hey arkadaşlar kendinizi iyi muhafaza ediniz."
" Beni yabancı ve ağyâr bilmiştiniz. Haberiniz olsun bu keratadan daha ağyâr değilim."
Benim yediğim bu dayağı siz de yiyeceksiniz. Böyle bir şerbet her alçak kimsenin cezâsıdır."
"Bu dünyâ dağ gibidir, senin sözlerin akis tarikiyle senin tarafına gelir."
" Bahçıvan sôfinin işinden fâriğ olduktan sonra, yani, onu döğmesini müteâkip onun gibi bir bahane buldu."
" Ey seyyid; eve doğru git ki öğle yemeği için yufka ekmeği pişirtmiştim."
" Evin kapısında Kaymaz'a söyle ki o yufkalarla pişmiş kazı getirsin."
" Şerifi yollayınca hocaya dedi ki: Ey keskin görüşlü sen fakihsin. Bu, zâhirdir ve yakinen bilinir."
"Arkadaşın ise şerifim, seyyidim diye soğuk bir iddiada bulunuyor. Anasının ne yapmış olduğunu kim bilir?"
"Kadına ve onun işine itimâd etmeyin. Nâkıs bir akla karşı itimad doğru değildir."
" Zamânede birçok budala kendisini Ali ile Nebiye vasleder ve seyidlik dâvâsında bulunur."
" Her kim zinâdan doğmuş, kendi de zânilerden bulunmuşsa o şahıs, rabbâni ve ilâhi zevâta sû-i zanda bulunur."
"Çerh vurmasından başı dönen kimse, kendi gibi evi de dönüyor görür."
"O münâsebetsiz herzevekil bahçıvanın söyledikleri, kendi hâlinden ibârettir. Böyle bir töhmet evlâd-ı Resûlden uzaktır."
"Eğer o bahçıvan, mürtetlerin piçi olmasaydı, Resûlullahın torunları hakkında nasıl bu sözleri söylerdi?"
"O zâlim ve sefih bahçıvan bir takım mâval okuduktan, fakih de onları dinledikten sonra şerifin arkasından eve doğru gitti."
" Dedi ki: Hey eşek; Bu bağa seni kim dâvet etti? Hırsızlık sana hâşâ peygamberlerden mi miras kaldı?"
"O alçak bahçıvan eğriliğinden, yani, doğru yoldan çıkmış olduğu için haricilerin () e ettiği ezâ ve cefâyı yaptı."
"Şeytan ve gulyabani insanlara ve Yezid ve Şimr, âl-i Resûle ne kadar kindar iseler o bahçıvan da o şerife öyle kin gösterdi."
" Şerif, bahçıvanın dayağından harap olunca fakihin hayalince dedi ki ben sudan atladım, yani, nöbetimi savdım."
"Ayağını denk al ve dayan ki şimdi tek ve kimsesiz kaldın. Artık davul gibi karnına tokmak ye."
" Şerif değilsem de, sohbetine lâyık bir arkadaşa olmadımsa da senin için bu zâlimden daha değersiz değildim."
" Beni yalnız bırakıp bu garazkâr herife vermekle hamakat ettin, sana kötü bir mükâfat oldu."
"Bahçıvan, şerifi dövdükten sonra geldi ve Ey fakih; sen fakihsin, belki sefihlerin utanacağı bir habissin!"
" Ey eli kesilesi; senin fetvân bu mudur ki bağıma girersin ve müsâade eder misin demezsin."
" Böyle bir ruhsatı ve cevâzı (Vasit) de mi okudun? Yoksa bu mesele (Muhit) de yazılı mı?"
" Fakih dedi ki: Hakkın var, vur ki elin ermiştir. O dayak, arkadaşlarından ayrılan için lâyıktır." (Mevlana, Mesnevi, Cilt 2, Beyit no 6115-6160, Tahir-ül Mevlevi tercemesi) Biz de Sufi, Seyyit ve Fakih gibiyiz. Tertemiz değiliz ama dünyanın jandarmalığına soyunan zalim, kafir, gaddar gibi değiliz. Dünyanın neresinde bir Müslüman varsa sahip çıkacağız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



