Bu güzel hata bana değil, bir ana haber sunucusuna ait. (Ali Kırca) Cümlenin tamamı şöyle: "Barış yanlıları ile savaş karşıtları, Bush'a ayakkabı fırlatan gazeteciyi desteklemek için sokaklara döküldü."
Ermenilerden özür diliyoruz ile Ermenilerden özür bekliyoruz kampanyalarını başlatanları da bu şekilde değerlendirebilir miyiz?
Elbette hayır.
*
Prof. Dr. İsmail Kara hocamız, 14 Kasım 2008 tarihli dersinde, "aydın" kavramıyla ilgili önemli şeyler söylemişti. Sayın Kara; "Batı Avrupa'daki aydın, yıkıcı ve kıyıcıdır. Rusya'daki aydın ise mevcut yapıyı ıslah edicidir" dedikten sonra, salondakilere şu soruyu sordu: "Peki, Türk aydını nasıldır, nerede durmaktadır?"
Bu sorunun cevabını, sayın hocamız da vermedi. Bu elbette manidardı. Fakat "bir grup aydın"ın başlattığı "Ermenilerden özün diliyoruz" kampanyası, sorunun da cevabını bir şekilde vermiş oldu.
Yaban televizyonunda, sıklıkla şu cümle geçiyor: "Avcı, avına şefkat gösterir." Adına "aydın" denilen zümrenin önemli bir kısmının halka ve devlete yaklaşımı da maalesef böyle.
Şair Hüseyin Akın, son şiirinde, "Günün gece ile bitmesi / Ve bunda ısrar etmesi" diyor. Bunu da bir kenara not edelim.
*
Ermenilerden özür dileme sürecini kimin başlattığı malum. Demek ki, "Futbol, sadece futbol değildir" sözünü boşuna söylememişler.
Özür imzalarının atıldığı günlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İstanbul'daki iki Ermeni vakfının açtığı davanın neticesini açıkladı ve Türkiye'yi Ermeni vakıflara tazminat ödemeye mahkûm etti. Tam 875 bin Euro. Türkiye, Ermeni vakıfların mülkiyet hakkını ihlal etmiş. Falan.
Yine, aynı günlerde, Zeytinburnu belediyesinin bir gezisi haber bültenlerine yansıdı. Belediye başkanı, bir grup AKP'li kadınla birlikte, Balıklı Rum Kilisesi'ni ziyaret ediyor. Başkan, "var olan değerleri açığa çıkarmaya çalışıyoruz" diyor. Tesettürlü bir hanım ise "ben bunları çok beğeniyorum" gibi bir şey söyledi. Patriklerin mezarlarını ziyaret etmeler, mum yakmalar, hatta dua etmeler, güler yüzlü rahibelerin elinden ikramlar ve buna benzer başka şeyler... Şimdi buna "inanç açılımı" mı diyeceğiz?
Yanılmıyorsam aynı gün, AKP'li Fırat'tan "özür dilemek, bir erdemdir" şeklinde açıklama geldi.
Bütün bunların üst üste gelmesi, bana pek masum görünmüyor.
*
Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkileri Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu, "Ermeniler hiçbir önyargı ile karşılaşmadan devletin her kademesinde görev yapmıştır. Asıl özür dilemesi gerekenler, her türlü hak ve hoşgörüye rağmen, Osmanlı'ya ihanet eden, Doğu'da halka saldıran, Batı ve Ruslarla işbirliği yapan Ermenilerdir" diyor.
Ermenilerden Özür Diliyoruz diyenlerin başını çeken gazetecilerden biri de, "Acıların karşılaştırılması ilkel bir iştir" diyerek, nerede durduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Aslında işin aslı şu: Ermenilerle karşılıklı cereyan eden o tatsız olaylar, devlet görevlilerimize acıklı suikastlar düzenlenmeseydi eğer, büyük ölçüde unutulup gitmişti. Doğu illerimizde, Müslümanların gömüldüğü toplu mezarlar bile, bilinmesine rağmen, ancak ASALA teröründen sonra açılıp teşhir edilmiştir.
Ama gelin görün ki, özellikle 1990'dan sonra, milletin ve devletin haklarını savunan, Türk insanına ve o insanın dinine, tarihine, geleneklerine sahip çıkan herkese "marjinal" etiketi yapıştırılıyor. Bir anlamda, böyle yapılarak susturuluyor.
Buna karşılık, yılın belli zamanlarında, "tarihimizle yüzleşmek" ya da "insan hakları" adı altında, yazımıza konu ettiğimiz mesele gibi, olmadık işlere girişiliyor. Her yaz sonunda, ajanslardan mutlaka "dev kabak" haberi geçer. Bunlar da böyle...
Erivan bir İslam şehriydi. Mesela Üsküp, İstanbul'dan 61 sene önce fethedilmişti ve tam bir Türk şehriydi. Yunan kuvvetleri Selanik'e girer girmez, ilk yaptıkları iş, minareleri yıkmak olmuştur.
Bu milletin tarihiyle yüzleşmek isteyenler, önce buralarda neler yaşandığına bir baksın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



