Cuma günkü yazımızda, yeni bir kültürün, daha doğrusu kültürsüzlüğün doğduğuna işaret eden cümleler kurmuştuk.
Bu işareti açmamız gerektiğine dair e-mail ve telefonlar aldık.
Durum şu: Yeni bir barbarlık türü ile karşı karşıyayız.
Eski günlerin barbarları kesici aletler ya da ateşli silahlar kullanıyordu. Şimdinin barbarları ise sıkı birer internet kullanıcısı...
Neredeyse bütün gün internetteler. Kimseyi beğenmiyorlar. Onlara göre herkes kusurlu, akılsız, bilgisiz vs. İnanılmaz derecede tahammülsüz oluyorlar. Türkçeleri ise tam bir felaket...
İnternet, bilgili olsun ya da olmasın, anlasın ya da anlamasın, herkese yazı yazma, fikrini söyleme imkânı sağladı. Buna elbette itiraz edemem.** Ama şuna itiraz etme hakkını kendimde görüyorum.
Evet, ne yazarsan yaz, doğru da olsa, güzel de olsa, mutlaka birileri sana hesap soruyor. Üstelik bunu kibarca değil, kabaca ve lakayt bir şekilde yapıyorlar. Yazarlara gönderilen e-maillerden tutun da, internet sitelerindeki yorumlara kadar; hakaret, küçümseme ve karalama diz boyu. Belli ki bu şekilde mutlu oluyor, kendilerini tatmin ediyorlar. Yazılara, okumak için değil, açık aramak için bakıyorlar.
Böyle bir üsluba, tutuma alışık değilseniz eğer, şevkiniz çok çabuk sönüyor, direnciniz hemencecik kırılıyor.
Kendilerine cevap vermeye kalktığınız da ise İmam-ı Azam hazretlerinin durumuna düşüyorsunuz: “Cahillerle yaptığım bütün tartışmaları kaybettim.”
Borges’in taktiği de fayda etmiyor: “En büyük intikam, kayıtsız kalmaktır.”
Sadece bu kadarla kalsa, yine iyi... İnternetin yan etkileri burada bitmiyor.
Bir bakıyorsunuz, kim olduğu belli olmayan müstear isimli biri ya da bir delikanlı, üstatlarla ilgili ileri geri yorumlarda bulunuyor.
Bir bakıyorsunuz, ömrünü ahlaklı, şerefli olmaya adamış ve bunun için birçok fedakârlığa katlanmış ‘sağlam’ bir büyüğümüz hakkında hoş olmayan şeyler (iftiralar) yazılabiliyor.
“Ne olacak” demeyin. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” da demeyin.
Bu yazılanlar, bir şekilde kalıcı oluyor; internete girdiğiniz zaman karşınıza çıkıyor. Mutlaka inananlar da oluyor.
Bir de şu var: Diyelim ki, onu rakip olarak gördüğüm için veya aramızda şahsi bir mesele bulunduğu için bir arkadaşı sevmiyorum. Böyle bir durumda yapılan şu: Üç dört tane müstear isimli link alınıyor ve o arkadaşıın adının geçtiği her haberin, yazının altına hoş olmayan, onu aşağılayan yorumlar yapılıyor. Maksat, onu gözden düşürmek, utandırıp mahcup etmek...
İnternetle büyüyen nesillerin öne çıkan özelliklerinden biri de şu: Mesela internet üzerinden size bir şiir gönderiyor. Genellikle şöyle bir sunum yazıyorlar: “Bir şeyler karaladım. Değerlendirmeniz için size gönderiyorum.”
“Bir insan, karaladığı şeyi niye bir başkasına gönderir ki” sorusunu dışarıda tutup devam edelim: Bu kişilerin ezici bir çoğunluğu, hem kayda değer bir şey yazamıyor, hem de yazdıklarına toz kondurmuyorlar. Diyelim ki size gönderdiği şiirlere değerlendirme yazısı yazmadınız. Hemen zehir zemberek bir e-mail atıyor. Diyelim ki yazdınız; bu kez de “niçin böyle yazdınız” diyerek aynı e-maili yine gönderiyor.
Biz de zamanında birçok dergiye ve büyüğümüze şiirler, yazılar gönderdik. İki göndermeyi yan yana koyduğumuzda, aradaki nesil farkı net bir biçimde ortaya çıkıyor.
Evet...
Gün oluyor, adımıza gönderilen e-mailleri açıp okumak istemiyoruz.
Gün geliyor, yazılarımızın herhangi bir internet sitesinde iktibas edilmesinden çekiniyoruz.
Çünkü yeni bir barbarlık, internet üzerinden yeni bir terör dalgası almış başını gidiyor. Kimsenin kimseye tahammülü yok.
Allah sonumuzu hayır etsin.
* Barbarları Beklerken, Yunanlı şair Konstantin Kavafis’in dünya çapında ün kazanmış şiirinin adıdır.
** Kuşkusuz, interneti güzel ve faydalı bir şekilde kullanan insanlar da var. Onlar kendilerini zaten biliyorlar.

Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



