Kendimize ait olmayan bir aynada kendimize bakıp duruyoruz. Bu ayna sıradan bir nesne gibi görünebilir. Bir ayna, arkası sırlı, önü cam ve ondan yansıyan biz. Bu aynada kendimize dikkatle bakıyoruz. Yüz hatlarımız aynı. Baktığımız hemen her gün bu ayna bizi aynı gösteriyor. Kendimizde hiçbir değişiklik olduğunun farkına bile varmayız
Ayna, bir mamül, bir nesne. Bu nesne kim tarafından yapılırsa yapılsın aynı şeyi gösteriyor diyebilir miyiz? Biz hemen her gün aynı kişi miyiz? Bizde değişen bir şeyler yok mu? İnsan her gün kendisiyle yüz yüze olduğundan kendisinde olan değişimlerin ayrımına asla varmaz. Çocukluk, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemi. Kendimize yıllarca baktığımız hâlde ağır olan değişimimizi bile fark etmiyoruz. Yüzümüzde kırışıklar belirir, saçlarımız ağarır, tenimiz değişir, görme gücümüz ve işitme duyumuz azalır da biz gene kendimizin farkına varmayız.
Yıllar geçer dönüp arkamıza bakarız, bulunduğumuz konumumuz nedir, neler yapmışız onların bir hasılasını toplarız? Ne bıraktık, neler yaptık sorusu aklımıza gelmez kimi zaman.
Eserlerimiz, adımlarımız, eylemlerimiz, yazılarımız, sözlerimiz, hâsılı bütün edimlerimizin bir hâsılasını yapmaya kalksak elimizde ne kalır?
Aynamızda biz ne kadar varız, ne kadar biziz, ne kadar varlık sahibiyiz?
Ayna diyoruz orada gözlerimizin içine bakıyoruz, gözlerimiz bize ne anlatıyor, biz gözlerimizden neler alıyoruz neler veriyoruz.
Aynamızın sırları dökülmemişse, camları ve göstergeleri çarpık değilse kendimizin ayrıntılarını belki daha iyi görebiliriz. Aynanın sırları dökülmüşse aynadaki lekeler görmemizi engelliyorsa, lekeleri kendimizin bir parçası olarak görüyorsak sorun aynada mı kendimizde mi?
Aynanın karşısında durduğumuzda buğulanır, elimizle buğuyu sileriz görüntümüz biraz daha belirginleşir, sonra yine buğulanır sonra gene sileriz. Hayatta kendimizi böyle bir aynanın karşısında, kendimizi sorgulayan ve kendimizin ayrıntılarını gören bir biz olursak aynanın da bizim de bir anlamımız olacağı kesin.
Ayna sadece bir nesne mi? Ayna sadece cam olanından mı ibaret?
Oysa ne aynalarımız var karşımızda. Birlikte olduklarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, akrabalarımız, gönüldaşlarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz... Onların her biri bizim diğer aynalarımızdır.
Zaman akıp gidiyor. Geride bir ömür kalıyor. Dönüp kendimize baktığımızda her bir aynanın bin muhasebesini yapıyor muyuz? Bunların hangisi bizim aynamız, hangisi bize ait ve bizi tam olarak yansıtıyor?
Bir toplulukta bulunuyoruz, bir ailede, kurumda bunların her biri bizim aynamız ve yansıtıcımız.
Bir dergide, bir gazetede, bir siyasal partide, bir dernekte. Bunların her biri bizim aynamız. Bu aynalar ne kadar bize ait, biz aynalarda kendimizi ne kadar buluyoruz?
Ruh dünyamızla örtüşmeyen yerlerde bulunmak bizi ne kadar mutlu eder, biz ne kadar orada biz oluruz?
Söz sahibiysek eğer ve aynanın asıl sahibiysek, her şey bizim ellerimizde şekil bulmuşsa o anda biz varız demektir. Sözün sahibi biz değilsek ve bir başkası bizi istediği gibi çekip çeviriyorsa orada biz ne kadar biziz.
Aynayı sırlayan sır sahibinin hünerini bilmeden bir aynaya bakmak insanı ne kadar yansıtır ve kendisini orada ne kadar bulur?
Bir aynanın hamurunu yoğuran usta el ona kendinden bir şeyler katar. Aynaya bakan bunu fark edemez. Ancak hissedilen bir durum olur.
Bunların farkında olan şu soruyu kendine sorma gereği duyar. "Ayna ayna bana söyle ben kimim?"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



