Büyük şehrin hengâmesinden, işlerinin hızından ve kim bilir başka hangi sebeplerden, bıkıp usanma noktasına gelen arkadaşım, gönderdiği birkaç satırlık mesajda neler mi istiyordu hayatında: Biraz bahar havası, bir miktar serinlik, diri bir hayata geçiş için az biraz zaman...
Kendisine nasıl yardım edebilirdim, dua ettim, arzuladığı huzuru bir nefeste versindi Rabbim!
Bir de, bir önerim olacaktı arkadaşıma: Adından tabiatına, her şeyiyle bahara kapı aralayan bir kitap önerecektim...
Fakat bunun için benim de zamana ihtiyacım vardı, çünkü, kısa bir mesaj, birkaç satırlık e-posta metni, telefonla yapılacak sesli bir ikaz, mümkünü yok yeterli gelmeyecek, arkadaşımın haline çare olmayacaktı...
İşte şimdi, sadece arkadaşım için değil, bütün yorulmuşlar, usanmışlar, bunalmışlar için...
Kaleme sarılıyorum...
Bahar Sürgünü... Murat Soyak'ın (NKM Yay, Konya, 2010) kitabı... Vaktiyle (2006'da) "Irmaklarca"yı yazıp eğimini şiir denizine doğru veren Murat Soyak, 2010'un baharında denemenin tadı ve edebî incelemenin uyarıcı yanı ile çıkıp geldi okumalarımızın tahtına...
Bu kitap, yani Bahar Sürgünü, adıyla iki cepheli bir tavsiyeyi yüklüyor bize: Diriliği ve dirlik yolunda sürgünlüğe razı oluşu. Burada bahar sabit bir ayak olarak dursun, sürgünü ise farklı anlamları ile okuyalım: Taze dal sürmek, boy sürmek, ömür sürmek... Bunları bir tarafta tutun, şunu da öteki elde: Sürülmek, sürgünlükle cezalandırılmak... Heyhat, sürgünlük bahar ülkesine doğru!
O ülkedeyiz şimdi:
Önce, okumak diyor yazar, bizi okumanın çocukluk ülkesine çekiyor:
"O yıllarda çizgi romanlar yaygındı. Mahallede her çocuğun bir çizgi roman kahramanı vardı. (...) O kitaplar daha çok Selim'de bulunurdu. Selim belli bir ücret karşılığı kitapları kiraya verir, okuturdu. (...) Her çarşıya çıkışımızda anneme, babama kitapçıdan kitaplar aldırırdım. Fakirdik ama kitap için ağlayınca bizimkiler hiç dayanamazdı."
Bahar ülkesi genişliyor:
Sezai Karakoç'u anlamanın yollarına davet ediyor yazar bizi, Erdem Bayazıt'la dirilişe yönlendiriyor, Mehmet Âkif'te tezahür eden zulme karşı oluşu dikkatlerimize sunuyor...
"Aşk ile yoğrulmuş, şiirle kanatlanmış, derviş sabrı ile kök salmış bir düşünce sisteminin mimarıdır Sezai Karakoç."
"Erdem Bayazıt, şiirlerinde şehrin karanlığına, kirine, pasına, oyunlarına teslim olmamak için bir karşı duruşu dile getirir."
"Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan."
Fazlası da var ama sadece bu üç isim, Murat Soyak'ın hangi baharın sürgünlüğü üzere kalem oynattığını göstermeye birebir yeterlidir.
Bu görüntü içerisinde yazar binbir konuyla hemdem kılıyor okuru: Şiir, mahalle, teknoloji, ölüm, kahramanlık, aydın, hayat, acı, mektup, kardeşlik, öğretmen, anne ve çocuk, çocukluk, kış, tren, bahar, yolculuk, Niğde, yazmak...
Bunların hemen hepsinde, şiir yahut şair başköşededir. Onlar yoksa, diri ve lirik başka bir tat yanı başınızda gezdirilir:
"Şiirde aradığımız nedir? Acının, sevincin, yalnızlığın, hasretin, aydınlığın, hakikatin mısra mısra dile gelişi."
"Bir zamanlar mahalle vardı. Rengi, kokusu, iklimi ve ruhu ile başka biçimde."
"Ölümü hatırlamak hayırlara vesiledir. Ölümü hatırlamak sınırları hatırlamak gibi."
"Fotoğrafta bir anne canhıraş ağlıyor ve kucağında çocuğu bir bilinmeze bakıyor. (...) Ve elinde bastonu ile zalimlere doğru korkusuzca yürüyen yaşlı bir kadın var. Ardında kalan mazlumlar için ve giden oğulları için sesleniyor."
"Gül yüzlü rahmetli babam dut ağacının gölgesine oturmuş. Gözleri yerde. Derin düşünceler içinde. Ve öğle ezanı okunuyor."
"Yaz günleri... Kuzuların peşinde koşan çocuk arada bir demiryoluna bakıyor. Ovanın düzünde bir kendi, bir de kuzuları..."
Murat Soyak'ın kitabı iki bölümden oluşuyor. Yukarıdan beri yapa geldiğim aktarmalar "Edebiyat, Sanat, Düşünce Yazıları" başlıklı birinci bölümdendi. İkinci bölüm ise "Kitaplar Arasında" başlığını taşıyor. Bu ikincisinde, okuduğu, üzerinde tefekkür ettiği on bir kitabı tahlil ve takdim ediyor Soyak...
Hangi kitaplar hakkında yazmış yazarımız, onları merak etme sancısıyla bırakacağım sizi, fakat şu cümleleriyle, bir ipucu da tutuşturacağım elinize:
"Yazmak, ruhun malzemelerine değinmek, ötelerden ses getirmek ve acıyı bal eylemek. Okuyunca ışık düşmeli içimize."
Şimdi, bütün yorulmuşlar, usanmışlar, bunalmışlar için, başlıktaki soruyu değiştiriyorum:
Bahar Sürgünü okur musun?
(Bilgi: 0332 352 23 03; nuve@nuvekultur.com; muratsoyak@gmail.com)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



