Başlığı görünce tabii ki Ivan Sergenyeviç Turgenyev'i hatırladınız. Çünkü Turgenyev'in en önemli ve en meşhur romanıdır Babalar ve Oğullar. Konumuz edebiyat olsaydı size Rusya'daki nesiller arası çatışmayı dile getiren bu romanın içeriğinden bahsedecektim. Babalar ve Oğullar'da Turgenyev, geçen yüzyıl Rusya'sının toplumsal-siyasal görünümünü ele alır. Rusya'da yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışmayı anlatır. Adından da anlaşılacağı gibi babalar, ataerkil toplumun sarsılmaz saydığı töreleri; oğullar da bütün töreleri yok sayan yeni nesli temsil eder, diyecektim. Yerim ve konum müsait olsaydı size Yevgeniy Vasilyiç Bazarov'un nihilist ve zevkperestliğinden; Pavel Petroviç'in sınıf ayrılıklarına ve törelere inanan ve kendini soylu sayan anlayışından bahsedecektim. Bu faslı bitirdikten sonra da Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları adlı romanına geçecektim.
Otuz yedi yaşında bir tüccar olan Cevdet Bey'in kişiliğinde Osmanlı toplumunun geri kalış macerasından, babası gibi aile hayatına düşkünlüğünden, henüz evlenip çoluk çocuk sahibi olmadığı halde, yeni açtığı ticarethanesine Cevdet Bey ve Oğulları İthalat-İhracat-Nalburiye adını vermesinin sebeplerinden bahsettikten sonra yine babalar ve oğulları hatırlatan Karamazov Kardeşler'den söz açacaktım. Baba, Pavlovic Karamazov'un ahlaki düşünlüklerinden, zengin bir kadınla evle-nip, onun bütün malını aldıktan sonra, onu terk edişinden, oğlu Dimitri'den, ikinci karı-sından doğma İvan ve Aleksi'den, Aleks'in papaz oluşundan ve miras yüzünden babanın öldürülüşünden dem vuracaktım. Bu romanlardan hareketle toplumsal, siyasal ve kültürel analizler yapacaktım ki onun yeri burası değil. Babalar ve oğullar, sadece Batı'da değil bizim geçmiş kültürümüzde de önemli kahramanlardır. Mesela, Oğuz Han, iyice yaşlanınca devletini oğulları arasında paylaştırır. Ergenekon Destanında ve daha birçok tarihi metinde devlet oğula miras kalır. Bundan dolayı bizim destanlarda doğan çocuklar hep erkektir.
Dinden bağımsız ve bağlantısız toplumlarda bu ataerkillik temel değerlerden biridir. Ancak din iledir ki soy, bir değer olmaktan çıkmış ve adil, işinin ehli olan kişi başı kuru üzüm gibi kıvırcık (zenci) bir kişi bile olsa ona itaat edilmiştir. Bu konuda dinimizin getirdiği kaide Allah'tan korkmak, takva, ilmi ile amil ve adil olmaktır. Bu ilke sayesindedir ki Efendimiz, vefat ettikten sonra yerine halife olarak seçilen kişi Hz. Ebubekir olmuştur. Unutmayalım ki Hz. Ebubekir, Kureyş'ten değildir; yani soy bakımından Peygamberimizle aynı soydan geldiği için seçilmiş biri değildir o.
Dört halife de aynı şura (seçim) anlayışı ile gelmiştir ve soy, babadan oğula geçen bir idare anlayışı söz konusu değildir. Burada bir hikmete işaret etmek gerekir. Babadan oğula geçen devlet anlayışı Muaviye'nin oğlu Yezid'i veliaht ilan etmesi ile başladı ve bu bid'at, sadece devlet yönetimi ile sınırlı kalmadı, daha sonraları tarikatlara de geçti. Bundan dolayı bizim kültürümüzde "yol oğlu" ve "bel oğlu" olmak üzere iki ayrı tarikat silsilesi vardır. Başlangıçta daha çok Alevi-Bektaşi geleneğinde görülen bu durum zamanla diğer tarikatlara de sirayet etmiştir. Bundan dolayı bazı tarikatların silsilesi içinde oğullar önemli bir yer tutar. Türkiye'de bu zincire damatlar da eklenmiştir. İlmin beşik uleması ile babadan oğula geçtiği bir kültürde, mezhepler de nasibini almıştır. Bilindiği gibi mezhep (Hanefi, Şafii vs.) doğuştan kazanılan bir durumdur bizde. Adam; kıpkızıl komünisttir, ateisttir, ama Sünnidir! Adam, hem dede, hem mason hem Che Guevera'cıdır artı Aleviliği de vardır. Nasıl oluyorsa böyle işte...
Din, tarikat ve mezheplerde görülen bu durum Cumhuriyet döneminde siyasete de sirayet etmiştir. Hatırlıyor musunuz Mustafa filmi ile gündeme gelen konulardan biri de Abdürrahim Tuncak'ın Atatürk'ün oğlu olup olmadığı idi. Can Dündar bu konuda şöyle diyor: "Bu konuda sadece bana söylediği şeyi söyleyebilirim. Çünkü bunu ona sormuştum. O da bana 'Bazı sırlar vardır. Mezara kadar gider. Bu sır da benimle birlikte mezara kadar gidecek' diye yanıt vermişti." Tuncak için Atatürk'ün gerçek oğlu değil manevi oğlu diyenler de var.
İyi ki diyorum bu konu yıllarca gizli kalmış. Eğer gerçekten Atatürk'ün bir oğlu olsaydı Türkiye'de belki şimdiye kadar adı konulmamış bir saltanat yönetimi olacaktı. Bu, "Ben Atatürk'ün oğluyum." diye siyaset yapan bir kişinin bu konuda kazanacağı kutsiyet sayesinde olabilirdi ya da o kişi, istemese de, birileri tarafından siyaset arenasına çekilirdi ve onun üzerinden saltanat sürerdi. Olmaz demeyin, çünkü İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü biraz da bunun için sürüklenmişti siyasete. Bir bilim adamı, bir fizikçi yıllar sonra siyasete bir kurtarıcı olarak takdim edilmiş ve baba İnönü'nün mirası biraz da bu şekilde harcanmıştı. Çünkü Türkiye'deki siyasetin kutsalı yoktur. Sadece İnönülerde değil; Mendereslerde de durum benzer şekilde cereyan etmiştir. Menderes efsanesinin rantı bilindiği gibi Demirel tarafından yenmiş yutulmuştur. Oğullar milletvekili yapılmış, bakanlık makamına getirilmiştir. Hatta çevresinde toplanan kişilerin sürüklemesiyle Menderes'in oğluna parti de kurdurulmuştur.
Bitti mi? Hayır! İnönü yapar, Menderes'in oğullarına yaptırılır da Türkeş'in oğlu yapmaz veya sürüklenmez mi? Oğul Türkeş de bilindiği gibi babasının partisine genel başkan olamamış ve kendi partisini kendisi kurmuştur. Ahmet Özal'a değinmemize gerek yoktur sanırım.
Şükür ki Ecevit'in oğlu yok mu dediniz? Eşi Rahşan Hanım var, o yetiyor ya. Duyduğumuza göre yeni bir parti kurmayı planlıyormuş. Aslında bu yazının başlığı Semra Özal'ı, Gandi'leri de içine alacak şekilde babalar ve kızları, kocalar ve eşleri şeklinde de okuyabilirsiniz. Demirel'in oğlu yok; iyiki yok, yoksa işimiz vardı. Babasının kaldığı yerden devam ederdi hafazanallah.
Bir zamanlar generalin oğlu ve damadı general; profesörün oğlu, kızı, damadı profesör olurdu. Çünkü bal tutan parmağını yalıyordu. Hiç kimse Ömer ahlakında olmadığı için "Bir aileden bir kurban yeter." deme cesareti ve olgunluğu göstermedi, göstermiyor.
Türkiye'deki siyasete bakın, din, mezhep, tarikat yapısıyla benzerlik içinde olduğunu göreceksiniz. Kim kimi daha çok etkilemiştir bu konuda onu ilgililer araştırsın.
Bu söz nereye doğru mu gidiyor? Oraya. Babalar ve oğullara. Oğul yoksa kızını veya eşini o da olmazsa damadını verelim demeye başlarlar yakında. Yemeyiz. Ben şimdiden gardımı alayım da...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



