Ömrünü sahnelerde kalabalıkların karşısında geçirmesine rağmen, yalnız bir sanatçı olarak bu dünyadan ötelere göçtü. Ardında binlerce talebe bıraktı. Çoğu şimdi onun sesini sahnelerde sürdürüyor. Bir ramazan günü yüzündeki her zamanki tebessümle aramızdan çıkıp gitti. Gidiş o gidiş. Son sözlerini bir gemide Sakarya Türküsü eşliğinde bizlere emanet etti. Eli kalbinin üstünde beyaz sakallı adam, konuşması için çağrıldığında “ben sözümü sahnede söyledim” dedi ve kitlelerin görüş alanından uzaklaştı.
Üç yıl önce aramızdan ayrılan Hasan Nail Canat için bir toplantı düzenlendi Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde. Toplantının duyurusu yapılmamıştı. Kimselerin haberi olmadı bu toplantıdan. Organizeyi yapanlar onun mütevazı yönünü bildikleri için tam da duruma yakışır bir şey yaptılar: kimseye haber vermediler. Kulaktan kulağa…
O’nu ananlar, belki de sahnede ‘ne yazık ki çok azız, böyle mi olmalıydı’ gibi cümlelerin terkisine sığınmak için böyle bir yol seçmişlerdi. Yoksa aynı günlerde şaşaayla karşıladıkları Müjdat Gezen toplantısının fotoğrafları ve toplantının önemi düzenleyen kurum tarafından nasıl basına duyurulduysa bu da öyle yapılırdı. Bez afişler asılırdı, Canat ismine aşina olanların gelmesi sağlanırdı. Dedim ya, o mütevazı bir sanatçıydı ve şanına yakışır anılmalıydı. Emin olun böyle bir toplantının yapıldığından iki gazete okuru dışında kimsenin yine haberi olmayacak.
Hasan Nail Canat’ın şu an farklı sahnelerde değişik oyunlar sahneye koyan öğrencileri bu gecede bölümler sundular oyunlarından. Ardından duygular, temenniler, güzel düşünceler…
Hatta öyle ki talebelerinden bir bölümü provalarını sürdürdükleri için geceye katılamamışlardı. Çünkü “Hasan abi yaşasaydı böyle isterdi” Prova halen devam ediyor. Sahneye çıkıp konuşanları izledim uzun uzun. Hatta dışarı çıkıp biraz da düşündüm, sonra yine içeri girdim. Gecenin havasını beğenmemiş olacak ki Hasan Nail Canat’ın kızı Hale Gürgül Canat duygu yoğunluklu bir konuşma yaptı. Vefatına kadar kurs verdiği kolejin öğrencileri bugün Hale ablalarından tiyatro dersi alıyor. Bana Mahşeri Anlat oyunundan bahsetti Hale Cürgül Canat ve bir anısını anlattı: “Oyunu çok kez izledim. İzledikçe bir soru zihnimi kemirmeye başladı. Bir müslümanın ayakları üstünde durması gerektiğini anlatıyordu oyunda. İslam’ı, yüce değerleri anlatıyordu. Ama Mahşer bu oyunun neresindeydi? Hiçbir yerde mahşer kelimesi de geçmiyordu oyunun ismi dışında. Sonunda sordum: “Baba oyunda mahşerden söz etmiyorsun ki. Hani bize mahşeri anlatacaktın.” Babam cevap verdi: “Benim bugüne kadar yapmış olduğum her şeye bakarsan mahşeri anlattığımı anlarsın” dedi.” Hale Cürgül Canat babasına yazdığı bir şiiri okuyarak sahneden indi.
Bu kez sıra Ömer Karaoğlu’ndaydı. Evet, Ömer Karaoğlu. Önce onun anlattıklarını dinleyelim ardından onun da bilmediği bir meseleyi ele alalım: “Bize veda ettiğinde yüreğimde bıraktığı suret hem fiziği hem ruhuyla aynıydı. Çileli yolculuklar yaptı. İlk tanıştığımız, yakınlaştığımız ortam Birlik Sahnesi’ydi. Bir adresti, bir mekandı orası; sık sık buluşur orada söyleşir, dertleşirdik. Sanatçının onuru yürüyüşü, kimliği, şahsiyeti hakkında uzun uzun söyleşirdik. Yılların yıpratamadığı Hasan abi son günlerinde çok yorgundu. Bir taraftan kurslar veriyor bir yandan oyun sahneye koyuyordu. Biz de bir televizyon programı hazırlığındaydık. İkinci programıma davetli konuk listemdeydi. Hasan abiyle uzun uzun sanatı, insanı konuşmalıydık. Kendimizi, bizi konuşmalıydık. Sevdiğim bir başka dostumla beraber onu misafir etmeyi planlıyordum. Bir aksilik oldu, teknik bir sıkıntı yaşadık. İlk programa Hasan abiyi davet etmek gibi bir ihtiyaç hasıl oldu. Arkadaşlarla aramızda konuştuk ve dedik ki: “Bir gün kala söylenmez ki Hasan abiye bu. Ayıp etmiş oluruz.” Sonra yalnız başıma kaldığımda düşündüm. Ayıp etmek pahasına da olsa Hasan abiyi aradım. Cevabı hâlâ diridir kulaklarımda. Biliyorsunuz sanatçı kaprisi vardır, programı vardır, öyle bir gün kala insan aranmaz. Cevabı müthiş oldu: “Ölümüne Ömerciğim. Ölümüne.” Vefatından birkaç gün önce bu programı paylaştık. Sanki birkaç aydır görüşmüyorduk. Ve o gün ilahi bir takdirle o kadar bolca sohbet ettik ki. Eğer o sohbeti yapamamış olsaydım gerçekten çok pişman olurdum.”
Oysa organizeyi yapanlar Ömer Karaoğlu’nu değil, camianın birkaç alanda birden meşhur olmuş bir ismini çağırmak istemişlerdi. Her alanda maharetini sergilemeyi seven meşhur sanatçı meşgul olduğunu iletmiş organizeyi yapanlara. Kendi firmasına bağlı, onun ezgilerini seslendiren diğer büyük sanatçıyı aramalarını söylemiş. Arayanlar bu meşgul sanatçıya da ulaşamamışlar. Bu bilgiyi bana ulaştıran birlikte tiyatro yaptığımız arkadaşıma Ömer Karaoğlu’nu sordum. Akıllarına gelmemiş, hem o da gelmez ki! Siz bir arayın dedim, eğer gelemezse anlayın ki gelebilecek durumda değildir. O gün orada sadece Ömer Karaoğlu ve birlikte sahne aldığı değerli dost Hakan Aykut ve Yavuz Taşkın vardı. Neyzen Başar Dikici ise çok istemesine rağmen trafiğe takılmış gelememişti. Ömer Karaoğlu’nun davetine “ölümüne” icabet eden Hasan Nail Canat’ın anısına düzenlenen programa Karaoğlu, bir aylık yurt dışı turnenin yorgunluğunu atamadan, bir gün önce davet edilmesine rağmen gelmişti!
Mehmet Ali Tuncer bu geceyi unutmayanlar arasındaydı. Bir de Ulvi Alacakaptan. Alacakaptan hidayet nasip olduktan sonra başından geçen bir olayı paylaştı bizimle: “Tiyatroyu bırakmıştım. Bir gün Millî Gazete’de bir ilan gördüm. Amatör ve profesyonel oyuncular aranıyordu. Verilen adrese gittim. Cağaloğlu’nda bir kitapçı dükkanıydı. Nasan Nail Canat oraya not bırakmıştı. Sanırım başvurular yetersiz olduğu için biraz da küskün, Kayseri’ye geri dönmüştü. Sonra biz İbrahim Sadri ile İnsanlar ve Soytarılar’ı oynamaya başladık. İzmit’e turneye gitmiştik. Orada Hasan Nail Canat’ın da bize katılacağı sevincini yaşadık. Oyunu son kez izleyici olarak izledi. Oyunun ardından bize sunulan çiçekleri ona verdik, seyircilerle birlikte onu alkışladık.”
Ulvi Alacakaptan o akşam bize artık oyuncu yetiştirmek istediğini söyledi. Bağcılar’da tiyatro kursu verdiğini, üç oyun birden sahneye koymak istediğini anlattı. Tek kişilik oyunlar oynamak istemediğini, bir ekip çalışmasını sahneye koyma heyecanını paylaştı bizimle.
Geceye Hasan Nail Canat’ın eşi Sevim Canat ve torunu Sümeyye Canat Cürgül de katıldı.
Hasan Nail Canat’ın yanında on yılı aşkın süre sahne heyecanını paylaşan Birol Cürgül, Harun Arvas, Fatih Mehmet Koç ve ben izleyenler arasındaydık.
Dahası mı? İnşallah mütevazı sanatçıyı görkemli etkinlikler düzenleyerek anarız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



