Medyada tamtam sesleri:
" müftüyü yakalım"
Suçu, bir efsane tipine laf ettiği için.
Vay efendim ne cahilliği kaldı.
Ne komedi fıkralarına konukluğu.
Koca koca köşe yazarları, müftü onun gerçek olmadığını bilmiyor mu diye konuyu saptırıp, eğlenceye alıp, kendi cahilliklerini ortaya koydular.
Birader elbet müftü bey de, Noel babanın hayali bir karakter olduğunu biliyor.
Ama ülkesini, halkını, kültürünü, medeniyetini seven bir insan olarak; bu hayal ürünü motifin ülkemizde karşılık bulduğu, yüksek değere canı sıkılıyor.
Kendi kültürümüzden bir şahsiyetin bu kadar tutulup sevilmemesine karşın, başka dine ait bir motifin bu kadar itibar görmesine içerliyor.
Tamam, batı ülkelerinde de hayali sığınmalarda, çocuksu heyecanlarda, masalımsı öğeler halinde kullanılıyor bu motif.
Hatta Çin yapımı ucuz Noel babaların Avrupa ülkelerinin o da Protestan olmayan kısmında, evin camına tırmanırken ya da bacanın üzerinde maketlerini görüp gülümsersiniz.
Hoş, bu sene onların Noel kutlamaları da, fazla canlı değil.
Eskiden sokaklardaki ağaçlar bile küçük ampullerle süslenirdi.
Işıklı görkemli görüntülerle yeni yıl karşılanırdı.
Krizden olsa gerek, son Almanya seyahatimde baktım her yan daha sönük.
İyi de adamlar-daha ziyade alt kültüre mensup olanlar- elbet kendi motifleri olan Noel babanın maketini, camlarından ya da bacalarından girmesi için çatıya monte edecekler.
Kalkıp Nasrettin Hoca'yı bacaya çıkaracak değiller ya.
Şimdi bize ne oluyor ki, ateşli bir Noel baba taraftarlığı için, başta Kültür Bakanımız; baskı yapmaya kendisinde hak görmekte.
Demre'liymiş, turist gelerek esnafa kazanç bırakmakta imiş.
Tamam, Demre'li, Patara doğumlu.
Pek çok aziz, zaten Anadolu menşeli.
Bu saygın insanların topraklarımızdan çıkması ve bizlerin bu çok boyutlu medeniyetin sahibi olmamız ayrı bir özgüven verir.
Anadolu kıtasına "Rumi" denmesinden mutlu oluruz, zira Bizanslı Rumlardan alındı bu coğrafya.
Kutlu Kur'an'da bile "Rum" suresi vardır.
Bu bizim zenginliğimizdir.
Bizans dönemi eserleri arasında, İstanbul'da yaşamak; özel bir ayrıcalıktır.
Kaldırın şehir peyzajından surları, Ayasofya'yı, Aya İrini'yi, Kariye'yi, Tekfur Sarayı'nı; tarih ve sanat adına ne kadar fakir düşeriz.
1500 yıllık Bizans ile mehabet yarışına çıkmış 500 yıllık Osmanlı İstanbul'u.
Kasırları, köşkleri, camileri, medreseleri ile genç ve özgün bir medeniyet.
Şimdi benim anlamadığım, bayramlarımız aydınlar arasında çok sönük geçerken, Noel kutlamalarının çok abartılması.
İlköğretim ve liselerde yılbaşı kutlamaları, hediye çekilişleri, Noel baba kılıklı öğrencilerin hediye dağıtmaları.
Siz hiç duydunuz mu Mevlana ya da Aziz Mahmud Hüdai kılığına giren bir çocuğun sarık takıp, bayram çekilişli hediyeleri dağıttığını.
Özel üniversitelerde, Noel sofraları hazırlanmakta.
Açık büfelerde, içki servisleri, eğlenceler.
Hadi orası aydınların sahası.
Muhafazakâr semtlerde bile yılbaşı telaşı.
"Bir milyon"cu dükkânlarda ucuz naylon Noel ağaçlarını evlerine taşıyan başı örtülü kadınlar.
Çocukluğumdaki ermeni komşularımızı hatırlıyorum.
Yılbaşı kutlamazlardı.
O zamanlar mahallede herkes pür telaş hindi pişirir, kuru yemiş, meyve alışverişinde bulunur, gece sabaha kadar ışıklar sönmez, insanlar evlerinde de olsa televizyonları başında eğlenir, sokaklara kahkahalar taşardı.
Mahalle imamı bile sobası üzerinde kestane pişirir, neşe ile özel yemekler yenilirdi.
Beraber okula gittiğimiz ermeni çocukların evinde Noel ağacı yoktu.
Hüzünlü duruşları ile erkenden yatarlardı.
Belki şimdilerde, bizim aşırı teveccühümüzü görüp; onlarda yılbaşı kutlamaya başlamışlardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



