Kur'an'ın bize öğrettiği bir duayı bu günlerde biraz daha fazla okuyalım. "Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçip giden kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı gönlümüzde hiçbir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin" (Haşr 59/10)
"Bal" demekle ağız tatlanmaz, "gül" demekle ciğerlerimiz gül bayramı yapmaz. Bal yenince, gül koklanınca fayda verir. Ama balı ve gülü bulmak için bu üç harfli kelimeye de ihtiyacımız var.
Mü'min insanlara karşı gönlümüzde kin bırakmayacağız. Bunun için o mü'min kardeşimizin iyi huylarını gözümüzün önüne kadar getirip güzelliğini seyredeceğiz.
Şeriatçı, tarikatcı, radikal, ılımlı, hoşgörücü, müteassıp, barışçı, siyasal İslamcı, aşırı dinci vs... gibi isimler takılarak parçalanmak istenen insanımızı "Müslüman" adı altında toplayıp hatalarıyla beraber bağrımıza bastıktan sonra yanan bir yüreğin ateşiyle hataları yakıp sessizce yok edeceğiz.
Gülünü severken dikenlerine katlanacağız .
"Dikensiz gül olmazmış" Hatasız insan olmaz.
Kendi hatalarımızı hiçbir insana söyleme zorunluluğumuz yok. Kendimiz için de kardeşlerimiz için de Allah'dan afvetmesini isteyelim.
Aynı hatalar yapılmasın diye açıklama ihtiyacı hissediyorsak o zaman "Ben şöyle bir hata etmiştim" diyerek açıklayalım.
Bunu yapmayıp da aynanın karşısına geçip "Birileri şöyle yapıyor, böyle diyor, öyle davranıyor" diyerek kendi resminin altına başkalarının ismini yazmamalı .
Sevgili Peygamberimiz "....ben bu peygamberlik binasının eksik kalan son tuğlasıyım" buyurmuş. (Buhari, Menakip, hadis 3307) Böylece bütün peygamberlerin hizmetini övmüş, takdir etmiş oluyor.
"Türkiye de İslami hizmetler on senedir hızla ilerliyor" diyen bu hizmete on sene önce başladığını söylemiş olur. "Otuz senedir" diyen de otuz yıllık hizmetini gösterir. Halbuki bu yolculuk Hz. Adem'le başladı ve devam ediyor.
Herkes kendi gücü oranında yaptığının karşılığını görecektir.
Rabbimiz, mü'minleri tuğlaları kurşunla kaynatılmış binaya benzetir. (Saf 61/4)
Bir binanın tepe taşının temel taşına hava atma hakkı yoktur. Temel taşının da "Ben hepinizden büyüğüm, sizi ben taşıyorum" deme hakkı yoktur.
Toplum mimarları temel taşıyla, tepe taşını, köşe taşıyla ara dolgularını iyi tespit edenler ve taşı gediğine koyanlardır.
Dünyada kötü taş yoktur. Hepsinin kullanılacağı yer vardır.
Söz sultanları, düğün evinde, ölü evinde, nişan merasiminde, gül bayramında, harp meydanında hangi kelimeleri konuşacağını bilenlerdir.
Lügat kitaplarında lüzumsuz kelime yoktur. Hepsinin kullanılacağı yer vardır.
Matematikçi sıfıra kızıp da "Sen bir şeye yaramazsın sen sıfırsın" demez.
Sıfırı rakamın sağ tarafına yazıverdimi rakamı on kat yapar.
İslam binasının kuruluşunda görev alan, kalem kullanan, alın teri, gözyaşı, döken, kan veren, can veren, bid'atları temizleyen mü'minler, velisiyle, delisiyle, yazarıyla, gezeriyle, yayıncısıyla, okuyucusuyla, işçisiyle, aşçısıyla, amiriyle, memuruyla, hocasıyla, generaliyle, eriyle, rektörüyle, öğrencisiyle bize aittir.
Binanın tuğlalarından çatlayanlar olabilir. "Çatlak vaaaaar" diye bağıran bitişik tuğla yardım etmezse bağıranda düşer. Her tuğla dört tuğlaya tutunurken aynı zamanda onları da tutar.
Öyle ise "Çatlaak vaaar" diye bağırmak yerine çatlak yer tamir edilmeli, sıvanmalı ve boyanmalı.
Hatalar kişinin kulağına fısıldanmalı, basın yayın kuruluşlarıyla açıklanarak aşağılanmamalı.
Hiçbir insanı kendimize benzetemeyiz.
Bu mümkün değil. İstenmiyor da.
Parmak çizgilerimiz yüzlerimiz, sözlerimiz, özlerimiz, karakterlerimiz, ayrı, ayrı.
Ama bu ayrı malzemeler "İslam" adı altında birleşirler.
Caminin kubbesini taşıyan dört direk gibi ayrı dursak da aynı kubbeye omuz veririz.
Sazın telleri gibi ayrı dursak da aynı güfteyi söyleriz .
"Rabbbim, iman edenlere karşı gönlümüzde hiçbir kin bırakma. Şüphesiz sen şefkatlisin merhametlisin." deriz.
Not: Bu makalem, daha önce bu sütunda yayınlanmıştı. Önemine binaen yeniden yayınlıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



