Muhterem okuyucularımızla ve tüm komuoyu ile paylaşacağımız bu önemli konuşmayı, yıllardır tam metin olarak yazmayı düşündüğüm halde, ne hikmetse bir türlü gerçekleştiremedim. Bu konuşmanın tam metni "Gizli Dünya Devleti" kitabının sunuş bölümünde yer almıştır.
11/02/2010 tarihinde Taraf gazetesinin yazarlarından sayın Ahmet ALTAN Bey'in "DİN VE CİNSELLİK' makalesini okuyunca, Erbakan Hocamızın yıllar önce yaptığı bu aydınlatıcı konuşmanın bazı bölümlerini siz değerli okuyucularımıza nakletmek istiyorum. Çok önemsediğim bu aydınlatıcı yazıyı, özelikle fikir üreten aydın, yazar, siyasetçi ve düşünürlerimizin okumasını tavsiye ederim. Gayret bizden tevfîk Yüce Mevla'dan.
Millî Görüş Lideri Erbakan Hocamız hayatı boyunca yaşadığı müspet ve menfi olayları bir kitapta toplayarak, gelecek nesillere ışık olması için yazar mı bilemiyorum. Hoca ile alakalı birçok kitap ve makaleler yazıldığı halde Hocayı gerçek manada anlayarak tanıtan bir kitap yazılmamıştır.
Millî Görüş Liderini anlayarak tanımak için, hayatı boyunca yaptığı haklı mücadelesine, icraatlarına, ileri sürdüğü fikirlerine, önüne çıkarılan engellere kısaca bakarsak kısmen de olsa Erbakan hocayı tanımış oluruz.
İktisadî istiklal mücadelesi için yola çıkan Erbakan Hoca'nın karşısına çıkan ve ülkenin sanayileşmesine engel olan bazı güç odaklarıyla yaptığı mücadeleyi anlamadan, seçimle geldiği Odalar ve Borsalar Birliği başkanlığından, polis marifetiyle uzaklaştırılmasının nedenlerini bilmeden, Erbakan Hoca'yı tanıyamayız
Ülkenin kalkınması için, Erbakan Hoca'nın vermeye çalıştığı iktisadî istiklal mücadelesinin başarılı olması için yeniden siyasi bir istiklal mücadelesinin verilmesini düşünerek 1969 senesinde siyasete merhaba demiştir.
Siyasette önce ahlak ve maneviyat diyerek manevi kalkınmanın önemine dikkat çekmiştir. Arkasından ağır sanayi, yüksek teknoloji, suratli ve yaygın kalkınma diyerek, maddi kalkınmanın temellerini atmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtıyla, yeniden dünyaya varlığımızı ve gücümüzü, göstermeyi bilmiştir. İslâm Birleşmiş Miletler Teşkilatı, İslâm Ortak Pazarı, İslâm Askeri İşbirliği ve D-8 projelerinin öncülüğünü yaparak Türkiye'nin taşıdığı misyonu dünyaya ilan etmiştir.
Evet, gerçek liderler sonuçlar üzerinden konuşmazlar. Kendilerine yapılan iftira ve hakaretlere takılıp kalmazlar. Vatan, millet ve mukaddesat değerleri için bedel ödemekten çekinmezler. Başlangıç noktası ile asıl olan gaye arasındaki mesafeyi kısaltmak için yol güzergâhı üzerinde belli bir zaman aralıklarında hedefler koyarlar. Koydukları hedeflere bir-bir ulaşmak için projeler yaparlar, stratejiler belirlerler. Hedefe giderlerken çok konuşmazlar, yoldan sapmazlar.
Millî Görüş Lideri'ni daha yakından tanıyabilmek için 1995 senesinde yaptığı bir konuşmanın bazı bölümlerini siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Erbakan Hoca konuşmasına şöyle başlıyor: 2. Cihan harbinden sonra BM, Dünya Bankası, İMF kuruldu. Kuvvet zoruyla Filistin'e bir "İsrail" yerleştirildi. Sözde insanlık huzur, barış ve saadete kavuşacaktı.
Hâlbuki ne oldu? 1989' da komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasına kadar soğuk harp devam etti. Dünyada Ekonomik bakımından; fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler daha zengin oldu... Siyasi bakımdan Filistin, Keşmir, Irak, Afganistan, Kore, Vietnam, Çeçenistan, Azerbaycan, Sudan, Cezayir, Bosna'da ve diğer bölgelerde sürekli harpler ve silahlı çatışmalar devam etti.
İnsanlığın üzerine bir kâbus gibi çöken bu devir esnasında Batılılar hep mazeret uydurdular. Dün komünizm vardı, bugün uluslararası terör var diyerek, İslâm dünyasını düşman ilan ettiler. Tarihin görmediği katliamlar ve işkenceler yapıldı. Birçok Müslüman ülkeye haksız ambargolar konuldu. Adım-adım bütün dünya sömürüldü, insanlar köle haline getirildi. Böylece "Yeni Dünya Düzeni" adı altındaki tek kutuplu bir tahakküm ve sömürü düzeni kuruldu.
Bu olayların gerçek sebebini anlayabilmek için, yeryüzünde olayların tesadüfen cereyan etmediğini idrak etmek gerekir.... Bugün yeryüzünde herhangi bir kimsenin bir yerden bir yere gidebilmek için alacağı uçak biletinden takriben % 9'unu IATA'ya vermesi gerekmektedir.
Ve yine bugün bir kimse dünyanın bir yerinden diğer bir yerine para göndermek isterse, paranın önce ABD'de Amerikan Expres Bank veya herhangi bir benzeri banka üzerinden gitmesi mecburiyeti vardır. Her gönderilen paranın % 1-5'i arasında komisyon alınır.
Bir gemini denizlerde sefere çıkabilmesi için önce seyrüsefere sahip olduğunu belgeleyebilmesi lazımdır. Bunun içinde LYOD'dan belge almak mecburiyetindedir. Bütün bu kuruluşlar GDD'nin (Gizli Dünya Devleti) kontrolündedir. Kesilen bütün komisyonlar Dünya Bankası'ndan alınan borç paraların faizleri GDD'ye gitmektedir. İşte dünya olaylarını kavrayabilmek için önce "Bugünkü Dünya Anatomisini" bilmek gerekmektedir. Bunun için meseleye temelinden bir bakış yapmak her şeyden önemlidir.
Şimdi Hak ne demektir? Batıl ne demektir? Sorularına cevap verelim. Bir insanın yağmur yağarken yağmur şemsiyesini alıpta dışarı çıkması doğru bir harekettir. Ama yağmur yağmadığı halde yağmur şemsiyesini açarak dışarı çıkması yanlış bir harekettir. Dolayısıyla Türkçemizde kullanılan Doğru ve Yanlış kelimeleri şarta bağlı olarak isabetli olan şey veya olmayan şey manasındadır. Hâlbuki iki kere iki dört eder. Yağmur yağsa da dört eder, güneş açsa da dört eder. İşte şarta bağlı olmaksızın mutlak olarak her şart altında doğru olana HAK denir. Bunun tersi olarak bir insanın iki kere iki üç eder dese yağmur yağsa da yanlıştır güneş açsa da yanlıştır. Her şart altında yanlış olan şeye ise BATIL denir.
Şimdi bu temel esaslar ışığında, her şart altında doğru olan gerçeklere büyük bir dikkatle bakalım: Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kâinat, sonsuz bir güzellik, sonsuz bir nizam, o kadar büyük bir kâinat ki içerisinde bir yıldızın ışığı diğer bir yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Işığın bir saniyede 300 bin km. yol kat ettiğini düşünecek olursak bu ne büyük azamettir Ya Rabbi! Cenab-ı Hak insanlara bir esere bakarak bu eserin sahibi hakkında fikir edinme kabiliyeti vermiştir.
Bir Hadis-i Kutsi'de Cenab-ı Hak bildirmiştir ki: " Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi muradettim. Beni bilsinler diye mahlûkatı yarattım." (Keşfül-hafa) Rabbimiz ise sonsuz kemal sahibidir. Hadis-i Kutsi'de bildirildiği gibi; işte bu yüzden kainat yaratılmıştır. Yaratılan bu kâinatta cemadat var; canlı nebatlar, hayvanlar ve insanlar var. İnsan yaratılanın en mükemmeli, en şereflisidir.
İnsanın bütün diğer yaratılanlardan üstün olmasının temelinde Canab-ı Hakkın ona verdiği dört önemli meziyet bulunmaktadır.
1- Doğru ile Yanlışı ayırma meziyeti. Bu meziyetten ilimler doğmuştur.
2- Güzel ile Çirkini, İyiyi Kötüyü ayırma meziyeti. Bu meziyetten Dinler doğmuştur.
3- Faydalı ile Zararlıyı ayırma meziyeti. Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur.
4- Adaletle Zulmü ayırma meziyeti. Bu meziyetten Siyaset ve Hukuk doğmuştur.
Diğer mahlûkatlarda bu kıymetli meziyetler yoktur. Bunun için bir insan bu meziyetleri ne derece süratle ve isabetli kullanabilirse o insana o derecede akıllı diyoruz. Bir insan bu 4 meziyete ve akıla sahip olunca o insanda iman olur. İnsanı yücelten bunlardır: Akıl, iman ve 4 temel meziyet.
Rabbimizin Kemal sıfatıyla birlikte bir de Adil sıfatı var. İşte bundan dolayı; yani insanoğluna diğer mahlûkattan farklı olarak bu kıymetli meziyetler emanet edilip verilince Adalet gereği insanoğlunun imtihan edilmesi gerekmiştir.
Biz dünya hayatına, imtihan için geliyoruz. İmtihan oluyor ve gidiyoruz. Cenab-ı Hak bu imtihanda hepimize yüz aklığı ve muvaffakiyetler versin İnşallah. Âmin.
Dünyadaki imtihan; Bir insan, iyi midir?, kötü müdür?, esasına göre yapılmaktadır. İyi insan olmak için bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur. "insanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır." İyilik kendi kendine olmaz. Bütün insanların dünyada da, ahrette de mesut olmalarını istemek ve yolda bütün gücüyle çalışmaktır... İyi insan olabilmek için yeryüzünde yanlışın değil, doğrunun, kötülüğün değil, iyiliğin, zararlının değil, faydalının, çirkinin değil güzelin zulmün değil, adaletin hâkim olması için, bütün güçleriyle çalışmakla sorumludur.
Bundan dolayı İslâm Dini'nin özü: " Halıki Tazim, Bütün mahlukata, Allah'ın kulları olduğu için, şefkattir. Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü,"... Esasen İslâm kelimesi "Silm" kökünden gelmektedir. Yani (iyilik, barış, kardeşlik, selamet, huzur) demektir. Ve yine Hz.Muhammed (sav) "Rahmeten Lilalemin" olarak gönderilmiştir. Yani sadece insanlar ve cinler için değil bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Şimdide İslâm nedir, Kur'an nedir sorularına cevap verelim: İlk insan Adem (A.S)'dan beri gelen bütün Peygamberlerin hepsi aynı gerçeği yani (İslâm'ı) tebliğ etmişlerdir. Allah indinde din tektir, o da İslâm'dır. Son peygamber Hz. Muhammed (sav)'dir. Ve onun getirdiği kitap Kur'an-ı Azzimüş-Şan son ilahi kitaptır... Kitap ve sünnetle bize bildirilen İslâm bir haritaya benzer. Cenab-ı Hakkın insanlara verdiği akıl nimeti ise bir pusulaya benzer; Saadet için hem İslâm hem de akıl lazımdır.
Tek başına akıl ile saadete ulaşılamaz. Nitekim bir insan gecenin zifiri karanlığında bir orman içinde yalnız başına kalsa ve kurtulmak istese aklı ile emin bir yeri tayın edemez. Kurtuluş bu yöndedir diye daha tehlikeli bir yere düşebilir. Bu karanlık ormandan emin bir şekilde çıkmak için bir haritaya ihtiyaç vardır. O harita İslâm'dır. İslâm; insanların dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmesi için Yüce Allah tarafından gönderilen saadet yoludur.
Dünya ve Ahirette mutlu olmak için, Müslüman olmak lazımdır. Müslüman olabilmek için bir insanın; Kelime-i Tevhid'i bilerek kalbiyle tasdik ederek diliyle söylemiş olması gerekir... Bu sebepten dolayı bir insan Kelime-i Tevhid'i söylediği zaman: Ya Rabbi; Ben inanıyorum ki Allah'tan başka kulluk yapılacak, kendinden yardım istenecek, rızası gözetilecek yoktur. Hak ve adaleti sen tayin edersin, ben senin bildirdiğin Hak ve Adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için bütün gücümle çalışacağım demiş olur.
Müslümanları (Müslüman) kelimesiyle isimlendirmek bizzat Yüce Allah'ın Kur'an da zikrettiği bir husustur. İşte yeryüzünde Hak ile Batılın mücadelesi: Hakk'a hizmet eden Müslümanlarla, gerçek Hakk'ı kabul etmeyip nefsine esir olarak Batıla hizmet edenlerin mücadelesidir
Batıl nedir? Nefsine esir olup Şeytana uyarak, bütün insanları kendi batıl düşünceleri altına alarak sömürmek ve köleleştirmek suretiyle kurdukları zalim düzendir. "Küfür tek millettir" yani yeryüzünde nefsine esir olup, Hak ve adalet için değil, kendi sömürü ve tahakkümleri için birlikte çalışanların hepsi küfür milletindendir. Müslümanların dağınıklığından istifade ederek, birbirleriyle irtibatlaşan organize bir güçtürler. Bu batıl gücün dağılması ve fitne ve fesatlarının önlenmesi için bütün bir İslâm âlemi ittifak haline gelmelidir. Bunun yolu da Kur'an ve sünnete sarılmaktır.
Sonuç olarak: Dünyayı fesada veren insanların huzurunu bozan, fitne mikroplarını yayan, İslâm dünyasına kana boğan ırkçı Siyonist güçlerin yaptıkları elbette yanlarına kâr kalmayacaktır. Nefsine esir olup şeytana uyan insanların bütün dünyaya hâkim olma hırsı, arzu ve batıl idealleri asırlardan beri mevcuttur. Bu hırs ve idealleri zamanla bir inanç halini almıştır. İnançlarının özü buna dönüşmüştür. Yani "Dünyaya Hâkim Olma" onların dini haline gelmiştir.
Dünyaya hâkim olma inançlarını yerine getirmek için, insanlık dış her türlü işleri yapmayı kendilerine mubah görmektedirler. Mukaddes kitabı tahrif ederek uydurma ayetlerle hem kendilerini hem de insanlığı ifsat etmektedirler. Dünya krallığı kurmak için kendileri dışındaki bütün insanları köleleştirerek hizmetçi yapmak, karşı gelenlerin kanlarını dökmek. Mallarına el koymak çalmak, namuslarına tecavüz etmek, iftira yapmak, kin ve nefret tohumları yaymak, suikastlar düzenlemek gibi ve benzeri işleri yapmak inançlarının gereği olduğuna inanmaktadırlar.
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Gerçekten onlar düzenlerini kurmuşlardı. Hâlbuki dağları oynatacak olsa bile bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi." (İbrahim s.46)
Çepeçevre sarmıştır Allah onları. Tuzaklarını da. Dağları bile yerinden oynatacak güçte ve kuvvette oyunlar ve tuzaklar hazırlasalar da yine Allah'ın elindedirler. Dağ hem ağırlığın simgesi, hem de katılığın işaretidir. Hareket ettirip yerinden oynatmak ifadesi ise imkânsızlığı dile getirmektedir
"Sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği vaadinden cayacağını sanma. Muhakkak Allah Aziz'dir, intikam sahibidir." (İbrahim s. 47). Şu halde bu tuzakların ve bu oyun ve hilelerin hiçbir tesiri yoktur. Zalimi boş bırakmaz. Oyun kuranı kendi haline terk edip kurtarmaz. (Fizilal-i Kur'an) sağlıkta kalın selamette olun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




