Bir haftadır "Gündem Özel" programında "Muhsin Yazıcıoğlu" ile ilgili program yapıyorum (Seyr FM).
Doğrusu insanın içi acıyor. Soruşturmanın bu aşamaya gelmesi gösteriyor ki, devlet içindeki gizli yapılanma artık deşifre edildi.
Demek ki neymiş: herhangi bir siyasi liderin ayağına taş takılsa, başına yıldırım düşse, bu, sıradan bir kaza veya öylesine geçiştirilecek bir olay değil.
Faili meçhul cinayetler de öyle... Sıradan terör olayı gibi görünen ama aslında altında başka maksatlar veya parmaklar olduğu gerçeğini görmemek mümkün değil.
Öldürülenlerin isimlerine şöyle bir bakalım:
Ali Gaffar Okan, Adnan Ersöz, Ahmet Taner Kışlalı,... Bahtiyar Aydın, Cem Ersever, Hulusi Sayın... Hüseyin Hilmi, Kutlu Adalı, Metin Göktepe, Muammer Aksoy, Musa Anter, Necip Hablemitoğlu, Rıdvan Özden, Sabahattin Ali, Sıdık Bilgin, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, İzzet Kezer, Metin Yüksel...
Ve: Eşref Bitlis, Abdullah Çatlı...
Daha sayalım mı:
Süper Vali Recep Yazıcıoğlu'nun sıradan bir trafik kazası geçirdiğine inanmıyorum. Eski Başvekil Adnan Menderes'in oğlu siyasetçi Aydın Menderes'in de.
Keza Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın zehirlenmesini de bu kategoride değerlendirebiliriz.
Örnekler öyle çok ki. Kronolojik sıralama yapsak, bu sütun almaz.
12 Eylül'den bir yıl kadar önce... Günaydın Gazetesi'nde bir haber şu manşetle duyuruluyordu: "Anarşi yeterli değilse özel ajanlarımızla biz şiddetlendiriyoruz." (1 Ekim 1979)
Bu önemli iddianın kaynağı, Amerika'da yayınlanan "Covet Aktion Information Bullet"in basılan 3'ncü sayısında yer alıyordu.
Yazının özetini de aktaralım:
"CIA eski görevlilerinin çıkardığı derginin Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin çıkardığı 'İstikrar operasyonları ve istihbarat' konularını içeren 'Top Secret' yabancılara gösterilmeyen 'B' eki hakkında bilgi veriliyor. Amerika'nın dotu kalması gereken ülkelerde siyasi istikrarsızlık nedeni olarak 'Ayaklanma' deyimi altında süregelen düzene karşı muhalefet gösteriliyor. Amerika'nın çıkarları açısından bu ayaklana güçlerin bastırılarak istikrarın sağlanması için izlene yol ve yöntemler açıklanıyor ve 'Asi güçlerin' şiddete yönelmemesi halinde işbaşındaki hükümeti karşı önlemlere zorlamak için aşırı gruplara özel ajanlar sokarak, anarşi çıkarma yöntemlerinden söz ediliyor."
Özet uzayıp gidiyor. 1980 öncesi durumları biliyorsunuz. Özel ajanlar anarşiyi körüklemek için var güçleriyle çalışmış. Özel operasyonlar bile düzenlemiş.
O dönem yine aynı derginin sızdırdığı habere göre; Ortadoğu ülkelerinde 10 bine yakın ajan bulunduğu ve bunun 1500'e yakınının ise Türkiye'de faaliyet gösterdiği, ajanların Türkiye'de bütün kurum ve kuruluşlarının içine sızmak için çok titiz yöntemler kullandığı belirtiyor.
Nedir bu kurum ve kuruluşlar?
-Sağ ve sol örgütler, Üniversiteler, İşveren kuruluşları, Ajanslar, Çiftçi ve esnaf teşekkülleri, İşçi sendikaları ve Gençlik örgütleri... Görüldüğü gibi her konuda olay çıkarmak ve yönlendirme çabaları içinde oldukları sır değil.
İşte böylesine içimize kadar sızmış örgütler, maşalar sayesinde siyasi cinayet işlemiş.
Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in "darbeci" Kenan Evren'e verdiği bir cevabı hatırlatmak istiyorum.
Şöyle diyordu:
"Eğer bir ülkede, gizli silahlarla donatılmış, devlet içinde fakat devlet denetiminin dışında bir örgüt varsa, bütün bu gibi karanlık olayların ardında veya bazılarının ardında, o gizli örgütten elemanların da yer almış olabileceği kuşkusu herhalde hafife alınamaz..." (28 Kasım'90, Milliyet)
Gelelim Zaman gazetesinin Talat Turhan'la söyleşisine:
".. Faili meçhul cinayetler İslamcıların üzerine yıkılmak isteniyor. Bu gibi olaylarda varsayım türetmeye kimsenin hakkı yok. Bir ülkede eğer siyasi cinayetler işleniyorsa o siyasi cinayetlerin sorumlusu istihbarat örgütüdür." (a.g.g., 19 Kasım'90)
Bazı kaos planlarının veya anarşi olaylarının polis, asker yahut MİT tarafından yapılmış olması, birbiriyle ilgisiz gibi nitelenebilir.
İlginç olan, sır dolu eylemler, faili meçhul cinayetler hep birbirini tamamlıyor gibi görünüyor. Belli bir amaca adım adım, provokasyon yaparak ilerliyor.
Organize işler gibi... Bazı polis, asker veya istihbarat elemanlarınca ya da diğer kesim tarafından greçekleştirilen terör eylemleri birbiriyle ilintili gibi... Eylemlerin gerçekleştiriliş tekniğinden, izlerin kaybedilmesine, soruşturma sürecindeki garipliklerden hapishanelerden adam kaçırmaya kadar bir dizi gariplikleri bir araya getirdiğinizde ortaya devletin içine çöreklenmiş karanlık bir örgüt çıkıyor.
Devlet içinde yuvalanmış bir örgütün cinayet işletebileceği veya işleyebileceğini söyleyenler kuru kuruya bunu söylemiyor. Ne diyordu Talat Turhan; "Bir ülkede peşpeşe siyasi cinayetler işleniyor ve failleri meçhul kalıyorsa birinci sorumlu o ülkenin istihbarat teşkilatıdır."
Belli ki bir güç odağı baskı yapıyor, ülkemizi gizli devlet yönetiyor. Soruşturulmaması onun hala aktif olduğunu gsöterir. Bunca delile rağmen, her taşın altında Müslüman aranıyor, hedef gösteriliyordu bir dönem.
"İslamcılar" Mumcu cinayetinden sonra hedef gösterilirken ve bu baskı altında iken Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bilinen ama normal şartlar altında söylenemeyen bir gerçeği şöyle dile getiriyordu:
"Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcunun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz." (6 Şubat'93, Gerçek Dergisi)
Konuyu dağıtmadan:
Eski BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cinayetinin deşifre edilmesi, olumlu bir başlangıç. Umudumuz ve ümidimiz o ki, aydınlanamayan diğer cinayetlerin de dosyaları açılsın ve Türkiye artık şeffaf hale gelsin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



