Evvelâ sözlük: "1. Işık alan, ışıklı, aydınlık... 2. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli..." (TDK) Evet ama, nasıl'ı var bu meselenin... Bizde, yâni bu ülkede, "okuyan-yazan" sınıfındaki herkes, "aydın" sıfatına layık görülüyor. Meselâ? Kalıp şu: "Aydın bir insan." Bunu vurgulamışken, aydın olmayı tabulaştırıyor yâhud totemleştiriyor değilim... En nihayetinde, aydında insan! Çünkü şaşabilme ihtimaline sahip...
Aydın, ihtimalleriyle beliriyor. Bu beliriş, "diğer" varlıkdaşlarına nazaran, farklılaştırıyor onu... Dert, aydına yakışıyor! İnsana da... Kendisine üstün vasıflar vehmeden bir insan, "diğerlerinden" ayrıştığı kanısında olduğu için aydınlanış telaşında değil mi zaten? Ne güzel... Kavgasıyla hemhâl vaziyette! Sorguluyor, eleştirel yaklaşım sergiliyor. Yorumluyor, zihnini terletiyor. Fakat işin esprisi şurada: Aydın, hakikatin farkında mı?
Daha da mühimi: Hakikatin hatırını, dostunun hatırından üstün tutabiliyor mu?
Herhalde sırf okumuşluğundan, yazmışlığından, edindiği diplomadan ve statüden ötürü, bir adım öne çıkan aydın; kalabalıklar tarafından saygın kişilik olarak kabullenilmiş durumda... Peki, ama neye ve kime hizmet ediyor?
Öyle ya: İnsan aidiyetleri nispetinde biçimlendiriyor yaşantısını...
Aydın olarak anılan ve anımsanan her kişi, aynı okumuşluğun, aynı diplomanın, aynı statünün gölgesinde kalmış olsa bile, aynı şeyi aynı şekilde dillendirmiyor! Farklılığın zuhuru...
Aydın, çağ yobazlığı da güdebiliyor. Nasıl mı?
Vecizeleriyle meşhur, Bernard Shaw'ın ifade buyurduğu üzere: "Çağımız uygarlığına hayran olanlar, uygarlığı, buharlı makine ya da telsiz telgraf zannedenlerdir."
Gelgelelim, kendi çağınıza/çağımıza nispeten, güncellenebilecek bir vecize bu... Hadi şimdilik, sözün doğrultusunda kalarak, sorgulayalım. Buharlı makine ya da telsiz telgraf kullanmadı diye, "kalpsiz dünyanın kalbi" olan eskinin herkesi geri midir, geride midir, gerici midir? Edep yahu...
Farkındayım: Kişinin aydınlanmasında, zaman ve mekân faktörü, etkileyici olmakla birlikte, yetkileyicidir de... "Durumdan vazife çıkarmak" mesuliyeti mi? Aynen öyle... Mealen şu: İçinde bulunduğum zaman ve mekân, duruma müdahale etmem için tahrik ediyor beni...
İnsan, tahrik edilmeye müsait olduğu müddetçe, kanıtlıyor varlığını!
Düşünsenize: Olağanüstü şartların, olağanüstü hamleleri olmasaydı, tarih nasıl heyecanlandırırdı bizi?
Kişinin aydınlanması demişken, aydınlanma vakasını, zihnin ishalleşmesi olarak adlandıranlar, dolayısıyla algılayanlar olabilir aramızda... Bu tip bir ishale ne mani olabilir? Pek tabii ki hakikat...
Aydın?
Vakti zamanın Batısında, kilisenin doğmalarından arınmış, kilise despotizmini reddeden "özgür" kişiye verilen isim olarak telaffuz ediliyor. O halde, dünya ve insanlığın tarihi, batıdan ibaret olmadığına göre, şu kritik sual kaçınılmazlaşıyor: Ya Batı dışı topraklar, özellikle Türkler ve Allah'tan başka ilah tanımayanlar?
Akıl ve bilgi ile zuhur eden her sonucu kutsallaştıranlardan olmadığımı hatırlatmalıyım. Neden mi? İnsanlığın birikimi olarak akıl ve bilgi, ayrıca, insanlığın tahrip edilmesini kolaylaştıran buluşlar gerçekleştirebiliyor da ondan...
"Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" diye sesleniyor Köroğlu!
Dikkat: Aydın, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde olabiliyor da... Ne gibi? "Üç maymun" u oynamak gibi: görmedim, duymadım, bilmiyorum... Haksızlık yapmayı, haksızlığa uğramaya tercih etmek gibi. Düşmanına adaletli davranmamak gibi. Parayla satın alınabilmek gibi. Utanmaktan utanmak gibi...
Çerçevelendirecek olursak: Sartre'nin, "Kendisini yakından ve birebir ilgilendirmeyen konularla meşgul olmak" olarak anlamlandırdığı aydın olmayı, başkalarının derdiyle dertlenmek olarak algılıyorum...
Misalen: Yanıbaşınızda bir buçuk milyon (rakamla: 1,5 milyon) insan katledilmiş diyelim (!) ve bu sizi yakından ilgilendirmiyor, dolayısıyla meşgul de değilsiniz bu konuyla...
Evladı hapşırsa hastaneye koşuşturan tiplerin, "başkaları" katledilirken (hastalanırken değil) takındıkları vurdumduymaz tavırdan ziyade; aydın, nasıl oluyor da, manipülâsyona zemin hazırlıyor?
Trajedi şu mu yoksa: Öyle zihne böyle aydın hesabı!
Noktalandırmalıyım bu yazıyı...
Hz. Ali diyor ki: "Fikir sahibi her şeyden ibret alır."
Aydın?
İbret alabiliyorsa ne âlâ...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



