Rüzgâr değdiği dalda kırılıyor; portatif huylular sardı sarmaladı sokaklarımızı. İçimizde bir didişme; kulağımızı hangi tarafa kabartsak küflü seslerin kokusu geliyor. Kimi 'isyankâr', kimi de kırgınlığından krallık kuruyor; masmavi hava külrengine kesiyor yaşantılarda. Kırgınlığı ötelemiyorum elbette; insan olan kırgındır zaten... Ama bununki böylesi kırgınlıktan değil; üstünlük sigortası olarak kullanıyor. Anahtar paspasın altında desek o da değil; paslı bir zihin pas üretebilir en nihayetinde. Aydınlığı soldurma makinesi kabiliyetinden de mücavir; sıhhi onarımdan geçirmeli bütün duyargalarını. Keski her zaman lazımdır. Mikası kabilinden... Tavsiye. Zarf içeriden görülmelidir. Öz.
Anarşist sözler çare mi pusulamızı belirtmeye. Kuburlu yönler peşinde miyiz? Ölçü ne? Herkesin dağıldığı bir düğünde davul çalmak ne derece 'ses' getirebilir. Ya da tersinden söyleyelim; herkes düğüne davetli ve toplanmış dışarıdaki 'seslere' bütün kulaklar tıkalıysa; burada ölçüyü önemli kılan sınırın değeri kalır mı? Burada 'herkes'in tarifi başıboş taraflı demektir. Kendin çal kendin oyna. Kapı ve pencereler sonuna kadar kapalı. Böyle ortamlardan hayat tebarüz etmesinden ciddi kuşkularım var; havasızlık; kendi atmosferini kendi ciğerine enjekte etmenin anlam değeri sıfırdır. Yaşantı emareleri sonuna kadar yok edilmiş; heyecansız plastik duyuşlar... İçtenlik naylon parlaklığa dönüşmüş; yuvarlak korku duşu. Gülücükler. Kelebek kondurmalar birbirinin burun uçlarına. Dişsiz bir kötülüğü entegreleşerek manzara görünümü vermeye çalışmak; bunu doğru kabul edip bulunduğu ortama 'candarma' kesilmek; cibilliyetsiz bir zehaba habire hizmet mıntıkaları oluşturur. Kendi öz güzelliğini yiyerek kabuklarıyla 'kibir mühendisliği' açanlara "insan ziyandadır" vahy-i gerçeğini ziyaret etmelerine gerekçe göstermek amacıyla derinliği işaret edebiliriz. Kalbimizdeki "el"in rıza mülküne dayanaraktan. Ki insan kimsesizdir ve kimsesizliği kimsesizliğine kimsesiz; her oluşu düzlem muhabbetine çekerek suskunlaşabilir. Muhabbet deyince küçümser tavırlara geçeceklere hemen söyleyelim; muhabbet kalbin ana kütlesidir. İyimserliğe meyilli...
'Ortam'ın en yüksek ve en geniş çatısı değersizse oradaki bütün değerliler fasondur; kimsenin kimseye değeri yok yani. Çevresel anlamda zaten kayıptır. Altın çamura düşse yine altındır değerinden bir şey kaybetmez, 'gelenek süzeği' orada geçersizdir. Çünkü söz konusu 'çatı'nın altı yapay, samimiyetsiz, tarafgir, hödük ve mıymıntı kumpas kuyusudur. Gelen her ne ise bu kuyuda ekşitilir ve kokutulur; hiç kimsenin burnuna hoş gelmeyecek biçimde. Bir yerde ölçü yoksa orada karakter de yoktur; üslupsuz cazgırlar mahallesi... Cazgırlar derken hani en azından bir gürültü çıkardıkları anlaşılmasın; hayır üslupsuz bağırışlar 'kulağı temiz' insanlara ulaşmıyor. Ama bu 'ortamların' sahipleri kendilerini kral sanıyor; gölge kralları. Gölgelerin hareketlerinden ödü kopuyor oysa. Bağırtısı bundandır. Hem korkak hem kral; üslupsuzluğun ana sülalesi...
Portatif huylular uçta olduklarını sanırlar; yalan panoraması. Tek amaçları 'üstünlük' sağlamaktır. Kime, hangi sebeple... Herkes kötüyse senin iyiliğin kuşkuludur bana kalırsa. Çünkü çevresindekilere kötü damgası vurup kendini öne koymak ama sadece onlar kötü olduğu vehmiyle öne koymak; kocaman ahmaklıktır. Eskiden olsa iyi kötüyü kovardı. Ahmaklık meslek olmaktan çıkardı. Ama günümüzde artık kötü iyiyi kovuyor. Maalesef...
Kime, hangi sebeple dedik ya. Bunlar, aralarında bir sözleşme yapmış gibi diğerleriyle bir yarış içerisindedir. Oysa o 'diğeri' bunların hiçbirini ciddiye almaz, önemsemez. Kendi gerçeğinin yalnız savaşçısıdır. Kendi efsanesini kurmuştur; Rodin (Fransız heykeltıraş, 1840-1917)'in "nasıl sanatçı olunur" sorusuna verdiği cevaptaki gibi "çalışmak, çalışmak, çalışmak ve sonra sabırla beklemek". Çünkü yepyeni bir yaratı biranda oluşmaz; zorlu süreçlerden geçer; dibe iner, dipteki kıvrımları kavrar. Meydana getiren insan, varlıktaki hiçliği duyma merhalelerine adamıştır kendini; sürekli tomurma hali. Bunu bütün ruh katmanlarında duyar ve irkilir. Hal ehlinin bildiği ve yaşadığını yaşamaya çalışır.
Dışarıda küçük ağaçların ham meyveleri; sen ben kavgası sürüyordur. Küçük adamlar küçük hesaplarının içinde boğulup boğulup tekrar boğulmak için hazırlanıyorlardır. Çünkü sabahın seher vakti utanır onların edalarındaki kirlerden; arınmamacasına çapraz... Biz bu çaprazlığı tepeler geçeriz. Kalbimizin bahar bakışlarıyla...
Rüzgâr değdiği dalda kırılmıyor artık; aksine değdiği dalları yerle yeksan ediyor...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



