Kanatları yetersiz olduğundan uçamayan ve kendi ayağına pisleyen kuş familyasından olan Penguen'i hayvan bilimciler iyi biliyor. Bizim bildiğimiz ise yıllardır ayrıntılarına iğrençliklerin serpiştirildiği karikatürlerin yayınlandığı acıklı bir "mizah" dergisi. Neo liberal ahlakın "Başkasının özgürlüğünün bittiği yer" olarak tanımladığı özgürlük çizgisi kuralı, söz konusu Müslümanlar ve inançları olunca nedense işlemiyor! Burada da ateist misyonerliğin kronik psikoza varan aşağılık kompleksi ile karşı karşıyayız!
Penguen, soğuk bölgelerin bacakları ve kanatları yetersiz olduğu için uçamayan ve kendi ayağına pisleyen kuş familyasındandır. En azından familyalarını hayvan bilimciler iyi biliyor.
Türkiye'de bizim bildiğimiz Penguen ise bir mizah dergisi. Geçtiğimiz günlerde bu "mizah" dergisinde yayınlanan bir karikatürde, kendilerini Paris veya New York'ta yaşıyormuşçasına konuşlandıran karikatüristlerden birinin, "espri" dolu "kara-katür"ü yayınlandı.
Daha çocukken Gırgır dergisi alarak başladığım mizah dergisi serüvenim, daha sonra Fırt, Çarşaf ve Çivi gibi dergilerin çığırından çıkmasıyla ile inkıtaya uğramıştı. Limon, Le Manyak, Leman ve Penguen gibi dergiler ise son yıllarda biraz "bağımsız" gibi durup "ulusolculuk" yapabilen dergilerden. Doğrusunu söylemek gerekir ise mizahı seven ve gülümsemek isteyen her kesimden gençler için mizah dergileri kimi zaman "gizli", kimi zaman da aşikar takip edilen tüketim nesnesi gibidir. Okursun ve atarsın! Okurken gülümsediğin espri veya çizgiler, daha sonra kullanabileceğin kalitede ise belleğinde bir imge olarak durur. O da fıkrada olduğu gibi ancak anlatınca belleğine yerleşir. Kimseyle paylaşmaz ise derginin çöpü boylaması gibi espri de hafızadaki çöplüğü boylar. Allah'tan son yıllarda Cafcaf gibi bel altına inmeden mizah yapabilen dergiler çıktı da gençler alternatif bir mecra bulabildi kendilerine.
Neyse dönelim Penguen'deki karikatür mevzuuna. Güldürmekten ziyade insanda acıma duygusu uyandıran bir talihsizlik var karşımızda. Karikatürde, camide namaz kılan biri, cep telefonuyla konuşup, haşa son rekat pazarlığı yaparken, Mihraptaki şekillerin içinde de "Allah yok, din yalan" ifadesi okunuyor.
Penguen'deki karikatürde "Allah ve din" gibi kutsallarla ilgili yalandan öte, subjektif, ön yargılı ve tamamen hakaret içerikli cümlelerin kullanılması, kamuoyunda büyük tepki meydana getirdi. Hatta Diyanet-Sen, "İslam'a karşı hakaret içeren" karikatüre yer verdiği gerekçesiyle Penguen dergisi ve karikatür sahibi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Duyuruda, "Saygısızlık ve hakaret içeren çirkin karikatürleri yayınlayanlar, İslam karşıtı karanlık yapılar ile el ele vererek kaos üretme peşindeler" dedi. Tepkilerin, şiddet boyutuna varmaması dindarların sağduyulu tutum takınmalarından kaynaklanıyor ve bu durum demokratik gelişimimiz açısından da artı hanemize yazılacak bir şey.
Ancak iğrenç bir hakareti karikatür diye piyasaya sürmek, yıllardır bu çizgi'deki dergilerin maalesef geleneği haline geldi. Aslında insanlar pek fazla yakından takip etmiyor diye fark etmiyorlar fakat hemen her sayılarında benzer içerikli "espriler" var çoğunda. Kâh çarşaflılarla, kâh sakallılarla, kâh dini kutsallar ve inanç ritüelleriyle dalga geçilen, hakarete varan mebzul miktarda foseptik malzeme var bunların içlerinde.
Ateistlerin sarsıcı iç çelişkisi
Bir parantez açarak söylemek gerekirse zaten bu karikatürde de bütün ateistlerin ibretlik ve sarsıcı iç çelişkisiyle karşılaşıyoruz. Kendilerini, inanmadıkları ve hayatlarından tamamen çıkardıklarına "inandıkları" bir olguyu yüksek sesle, her platformda reddetme mecburiyetinde hissetmeleri. Tam bir misyoner ateistlik ruh hali var ortada ama ancak karikatürün içine sıkıştırarak yapabiliyor bunu. Niye 'olmayan' bir şey için bu volümde "tik"lere sahip oldukları yönündeki sorulara da kolay kolay hakaret içerikli olmayan bir cevap veremezler! Kendileri gibi düşünmeyen insanları sürekli "uyandırma" triplerine girmek de yine ateistlerin bitip tükenmek bilmeyen kronik psikozudur!
Neoliberal ahlakın bile "özgürlüğün sırını" noktasındaki çizgilerini kesin hatlarıyla belirleyemediği bir dünyada, her türlü hakaretin "basın özgürlüğü" çerçevesine sokulması, en hafif tabirle ikiyüzlülüktür. Yani birilerinin özgürlüğünün bittiği yerde özgürlük sınırlanır şeklindeki liberal tanımı geçerli kabul edersek, genelde bir inanç mensubunun özelde ise Müslümanların özgürlüğünün sınırlarının aşındırıldığı "kaynama" noktası yok mudur? Mesela içki içip nara atan, etrafını rahatsız etmeye başlayan biri için genel bir kabul vardır; o kişi için diğer insanların özgürlük sınırını ihlal ettiği için polisi çağırmak normaldir. Ama birileri, başka birilerinin inandığı değerlerle istediği gibi alay edip onun inanç özgürlüğünün sınırlarını rahatlıkla ihlal ettiğinde bu bir "düşünce ve basın özgürlüğü" müdür sadece?
Kars'taki "ucube heykel" tartışmalarını anımsatmıyor mu size de durum? Birileri "sanat" üretmeli ama o sanatın muhatabı olan halkın iradesi zerre kadar önemsenmemelidir. Aynı durum burada da geçerli. Birileri "sanat", "mizah", "espri" üretmeli ancak, o "sanat"a muhatap olan halkın iradesi veya refleksi anında "aşırılık", "bağnazlık", "Çağ dışılık" olarak değerlendirilmelidir. Sürekli kendine yontan böylesi bir "demokrasi"nin felsefi olarak, mantıksal olarak bir karşılığı var mıdır?
Müslüman'a hakaret etme hakkı(!)
Müslüman duyarlılığı, inancı ve duyguları en azından "rencide" etme hakkını kendinde bulanların ve yok sayanların, kendilerine yönelik en küçük eleştiri ve tepki de "dokunulmaz" olduklarını ilan ve ima etmeleri kara mizahtan başka bir şey değil.
Herkes hata yapabilir ancak heykeltıraş ve karikatüristin dokunulmazlığı vardır, o hatadan ve suçtan münezzehtir. Maşeri vicdanda bile yargılanamaz mı? Bunu mu demek istiyorsunuz?
Zamanında "Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz" diyen Demirel gibi, şimdi de bazı "aydınlara" ve "yazarlara", "Mizahçılar, omuzu apoletliler, gazeteciler" suç işledi" dedirtilemiyor!
Milletin iradesi ile seçilen milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için yeri göğü inletenlerin, milletin değerlerine ve inançlarına hakaret edenlere dokunulmazlık istemesi, dokunulduğu takdirde de feveran etmeleri trajikomik bir çelişki oluşturuyor.
Sağcı, solcu, İslamcı, Kürt, Türk, Alevi hangi ideolojik, etnik veya dini kökenden olursa olsun Anadolu'nun "ortalama" insanı için çizilen özgürlük sınırları ve reva görülmeyen dokunulmazlık zırhı, nedense bahsi geçen insanlar için talep edilebiliyor!
Bu tip durumlarda hemen harekete geçen ve şiddetli tepki gösterenlere de bir çift sözüm var. Sözde mizah dergisinin hemen her sayfasının en ücra köşesine kadar iğrenç objeler serpiştirerek "mizah" ürettiğini sanan "sanatçıları" ve "karikatüristleri" bu kadar ciddiye almak doğru mudur ve kimin değirmenine su taşır? "Aklı selim" kişilerin de, artık kendilerine muhatap seçerken bir "seciye" kriteri belirleme zamanı gelmedi mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



