İstanbul, AB Komisyonu tarafından 2010 yılı Avrupa kültür başkenti seçilmişti. Geçtiğimiz hafta sonu (16 Ocak 2010) itibariyle 'kültür başkentliği' resmen başladı. Sosyologlar, felsefeciler, hikâyeciler, romancılar, denemeciler, şairler ve kısacası bütün yazarlar kültür konusunda yanlış düşüncelere sahipmiş. Bunu öğrendik. Çünkü kültür resmen bir butona basılarak başlıyormuş. Öyle milletlerin yaşama değeri olan dil, edebiyat, düşünce üretiminden kültür olmuyormuş. Butona basıyorsunuz; kültürlü oluyorsunuz. Ne kolay değil mi. Kültürlü mü olmak istiyorsun, bul bir tane 'resmi buton' bas, anında kültürlüsün. Hem de başkenti kültürün. Öyle sıradan bir kenti de değilsin. Ben kültürün başkentiyim diye övüne de bilirsin. Atış serbest. Kim uğraşacak milletin duyuş, düşünüş ve yaşayış tarzını dille yoğurup bir sanat eseri olarak sunmaya. Dil nasıl olsa yok, hem TDK, şarkılarında deyimleri çok kullandığı gerekçesiyle Tarkan'a ödül vermedi mi verdi, şairler yazarlar eserlerinde deyim ve atasözü mü kullanıyorlar ki canım değil mi, onlar şiirlerini, romanlarını, hikâyelerini gökten getirdikleri ufolarla yazıyorlar. Yine, devletin resmi televizyonu TRT yılbaşı programına bilmem kaç bin lira vererek Tarkan'ı çağırmıştı. Halkın elektrik faturasından kesilen TRT payları Tarkan'ın cebine 'eğlencelik' olarak inmişti. Demek ki Türkiye'nin tek kültürlüsü Tarkan'mış. Öyleyse tebrik edelim Tarkan'ı. Belki kültürlülüğünden biz de faydalanır kültüre ereriz alimallah.
Kültür başkentliği dolayısıyla İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kuruldu. Ajans, sanırım bir tane edebiyatçı bulamadı ülkede, kültür başkentliği başlarken... Gerçi onların edebiyatçı tanımı edebiyat memurlarıdır. Memurlarını çıkarıp "yüce başkan sen çok ulusun" gibi manzum lafazanlarını irat ettirebilirlerdi. Mevlana şenlikleri düzenleyip teatral bir havada el kol hareketleriyle merhum büyüğümüzün şiirlerini döne döne turist edebiyatı haline getirdiler. Bu turist edebiyatını pek âlâ geliştirip başkentlik gecesi Taksim'de ülkenin tek kültürlüsü Tarkan'a zıplattırabilirlerdi. Hem İstanbul'un kültürlü bayanları da meydanda zıplama hakkını gecikmeden kullanabilirlerdi. Zaten kullandılar. Tarkan zıpladı gençler zıpladı. Demek ki zıplamak kültüre ermek anlamına geliyor. O zaman durmayın, hadi hep beraber zıplayalım.
Aslında bu konulardan önce başka bir konu daha var: Beyoğlu'nda bir 'hoca'nın oğlu olan belediye başkanı uluslar arası şiir şenliği düzenlettirmişti ama orada Tarkan yoktu bakın, ülkemizden bir tane şaire yer verilmemişti. Hatta bir edebiyat dergimizde kıymetli bir edebiyatçımız bu konuyu sordu fakat cevap veren olmadı, Tarkan olsaydı cevap verirlerdi kesin. Düşünün ülkenizde bir şiir şenliği düzenliyorlar, ama bir iki tane, hiç kimsenin hiçbir şiirini yazısını herhangi bir edebiyat dergisinde okumadığı isimleri konuk şair olarak çağırıyorlar. Kültürlülük böyle bir şeymiş demek ki. Burada, şiir şenliği derken onlar şiir günleri geceleri zirveleri zırvaları filan diyorlar da ben buna şenlik diyorum yalnız bir eksikleri var; kukla getirmiyorlar. Sevgili şiir şenlikleri düzenleyicileri bakın olmuyor böyle, kuklasız şiir oynanmaz efendiler. Hem bakın Taksim'de devlet kukla oynattırdı kültürlü olmak için. Siz kuklalar gecikmeden örnek alırsınız ama ben yine de hatırlatayım istedim. Kamu hizmetidir yani benimkisi. Bu paragrafta geçen şiir ve şair sözcükleri için şairler kusura bakmasın. Konuyu anlatmak için kullandım. Yoksa açık, net ve alaya almadan söylersem; ne onlar şair ne de okudukları manzumeler şiirdir. Bunu şiirden anlayan her şair ve her şiir okuru bilir/biliyor. Ben sözümona kültürlü belediye başkanlarının uygulamalarını anlatmak için yazıyorum bunu. Kültür müdürleri için daha önceden yazmıştım. Ben a partisi b partisi demiyorum; devletin kültür kurumlarının başındaki görevlilerin (memur, amir, müdür) hiçbiri ama hiçbiri şiirden, hikâyeden, romandan anlamıyor. Anlamalarını beklemek de saflıktır. Proje yani ihale kovalamaktan şiire, hikâyeye, romana zamanları yok. Hem başbakan da demişti ya, kitap okuyanlar sefilleri oynuyor diye, ben de diyorum ki böyle düşünenler filleri oynuyor; bildiğimiz fil. Ebabil kuşlarının gagalarından bıraktıkları taşlarla helak olan filler. Hani Kur'an-ı Kerim'de geçen kıssa... Fil suresinde... Evet hatırladınız. Tebrikler...
Millet yaşamından asırlar süren birikimle oluşan kültür, bir butonla dünyaya sunulmaya çalışılıyorsa vah halimize. Gazeteleri, dergileri, kütüphaneleri, kitapçıları, yayınevlerini kapatalım. Okulları kapatalım. Kültürle ilgili bütün varlıklarımızı ortadan kaldıralım. Ne yapalım? İstanbul'a toplanalım. 'Resmi buton'a basalım. Hadi hep beraber zıplayalım! Devletin resmi kültürü böyle buyuruyor!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



