İslam Toplumu Milli Görüş (İGMG) Hessen Bölgesi, Bölge Gençlik Teşkilatı Başkanı Ahmet Ölmez Bey'in davetlisi olarak Frankfurt'tayım. Türkiye'den göçmen olarak gelen kardeşlerimizin, bu ülkelerde var olma mücadelesini yakından takip ediyorum. Kimliklerini korumak, buralarda kaybolup gitmemek için öylesine bir mücadele veriyorlar ki...
Türkiye'den Almanya'ya işçi gönderilmesinin üzerinden tam 50 sene geçmiş. Hâlâ problemleri sona ermiş değil. Her ne kadar, Türkiye'den Avrupa'ya giden kardeşlerimiz kendilerini o toplumun bir parçası olarak görüyor, uyum konusunda ellerinden gelen gayreti gösteriyor olsalar da, İslam dinini yaşamak konusunda ciddi endişeleri var. Başlangıçta Türkiye'den gönderilen bu insanların, müslüman oldukları dikkate alınarak, bu ihtiyaçlarını giderecek bir anlaşma ile bu ülkelere gönderilmeyişi sebebiyle devletimize bir sitemleri var. Çünkü, Avrupa'ya işçi gönderen pek çok ülke bunu dikkate almış. Türkiye'den gidenler ise, başlangıçta kendi imkanları ile bu mücadeleyi vermişler, cemiyet ve camiler açmışlar, oralarda ibadet etmişler, çocuklarını okutmuşlar ve bugünlere gelmişler.
Gönüllülük esasına dayanan bir anlayışla yürüyen hizmetler öylesine bereketli olmuş ki... Nice vatandaşımız bu cemiyetlere devam ederek İslam'ı yaşamaya başlamış. Caminin manevi bir havası var. Bu havayı teneffüs eden kendisine çeki düzen vermek ihtiyacını hissediyor. Özellikle Türkiye'den getirdikleri hocalar aracılığıyla, İslami kimlik ve yaşantının devam etmesini sağlamışlar. Avrupa'da yaşayıp da cami ve cemiyet bağlantısı olmayanlar da en azından müslüman olduklarının farkındalar. Fakat, çoğunun hayatında İslami yaşantıdan eser kalmamış. Konu üzerinde hassasiyet gösterenler, nesillerimizin bu ülkelerde kaybolup gitmemesini arzu ediyorlar.
Gelinen noktada, Avrupa ülkelerinin de göçmenlerden bazı talepleri var. Bu ülkelerde görev yapacak olan hocaların, yine bu ülkelerde yetişmesini, vaaz ve hutbelerinde bu ülkelerin dilini kullanmalarını istiyorlar. Böylece uyumun daha hızlı gerçekleşeceğine inanıyorlar. Mesela, Almanya'da, din derslerinin Alman okullarında verilmesi, caminin yalnız ibadet yeri olarak kullanılması ve camilerde dini eğitim verilmemesi konusunda düşünceler var. Müslümanlığın yaşanması konusunda hassasiyet gösterenler, ilim öğrenip bunun eğitimini yapmanın da ibadet olduğunu söylüyor; onun için böyle bir düşüncenin İslami kimliği yok edeceği ve İslam'ın yaşanmasına engel olacağı endişesini taşıyorlar.
Yalnız okullarda, haftada 1 veya 2 saat dindersi verilmesinin Türkiye'deki "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersi uygulamasından farksız bir durum olacağını düşünenler hiç de az değil. Bu görüşü seslendirenler, "İslam dini konuşulan değil, yaşanan bir dindir. Malumat kabilinden bilgiyi yeterli göremeyiz. Bildiklerimizi salih amele dönüştürüp hayatımızda yaşamaya ihtiyacımız var" diyorlar. Cami ve cemiyetler bugüne kadar bu fonksiyonu icra etmeye çalışmış. Gurbetçi kardeşlerimiz, büyük fedakarlıklarla elde ettikleri kazanımlarının geri alınmasını istemiyorlar.
Büyük bir samimiyet ve fedakarlıkla yürüttükleri bunca çalışmaya rağmen, Türkiye'den Avrupa'ya gelen vatandaşlarımızın çocuklarının büyük bir kısmı diskotek ve benzeri yerlerde ömür çürütüyorlar. Evlatlarını buralarda kaybeden anne babaler büyük üzüntü içinde. Hatta, bu sebeple, üzüntüsünden ölen anne babalar bile var. Standallendorf'ta ikamet eden Aydınlı Ali Kırlı feryat ediyor. Bizi bir yetkili olarak görüp şu istekte bulunuyor: "Ne olur, evlatlarımızın bu ülkelerdeki acıklı durumunu Türkiyemizdeki yetkililerimize anlatın da problemlerimize bir çare bulsunlar!."
Gerek Almanya, gerekse Türkiyeli göçmenler, Almanya'ya işçi olarak gelişlerinin 50. Yılını kutlamaya, bu 50 senelik dönemi değerlendirmeye ve bundan sonrası için programlar yapmaya hazırlanıyorlar. Bu bir fırsattır. T. C. Hükümeti de geride kalan 50 yılı iyi tahlil etmeli, devlet olarak yapılabilecekler konusunda göçmen kardeşlerimize el uzatmalıdır. Bu, aynı zamanda Avrupa'daki kardeşlerimize destek ve yardımcı olmak konusunda devletimizin gösterdiği ihmallerin de giderilmesini sağlayacaktır. Türkiye'den çalışmak üzere Avrupa'ya giden vatandaşlarımızın 50. Yılını doldurduğu 2011 yılını önemsiyorum. Bakalım, Hükümet 5 milyon civarındaki insanın geleceğini ilgilendiren bu konuya gerekli ilgiyi gösterecek mi?
Bir göçmen kardeşimizin yüreğinin derinliklerinden gelerek söylediği şu sözü hiç unutamıyorum: "Avrupa'da para kazandık, mal mülk sahibi olduk, ama; pek çok manevi değerimizi ve nesillerimizi kaybettik!" Nesillerimizi büsbütün kaybetmemek konusunda yapılacak daha pek çok şeyin bulunduğunu düşünüyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



