Aşk kendinden bir geçiş hâlidir. Aşk bir vecddir ve bir bağlanmadır. Kalbin, gönlün ve ruhun sevgiyle sonsuz bağlanışıdır.
Aşk maddî olabileceği gibi manevîdir de.
Aşkın maddi hali, şehvet, para, şöhret, makam gibi durumlardır. Bu aşk hâli dünyevidir. Sonsuzluğa götürmez. Bağlananı felâketlere götürür. Kişiye tapınma aşk hâli olabilir. Bunda kişi sonsuz haz da alabilir. Kişi yıkıldığı, yok olduğu yerde aşk hâli biter, âşık olanın sonu da bir yıkım olur. Elleriyle putları yapan ve tapınanlar kendi yıkımlarını kendileri hazırlıyorlar. Bu aşk hâlinde doyumsuzluk vardır. Kendisini kişiye ve puta odaklayan âşık bir zaman gelir ki kendine tapınmaya başlar. Çevresindekiler onu fazlasıyla abartırlar. Kişi de kendisini bir şey sanır. Şöhret, makam, kadın, maddî unsurlar insanı yokluğa götürür. Bir sonraki dönemi de felâketlerle sonuçlanmaya neden olur.
Dönüp geçmiş zamana bakıldığında kendisine tapınılan kimseler zaman içinde yok olup gitmişlerdir. Tapınanları onları olağanüstülüklerle sunmaya çalışırlar. Büyüleri ve durumları bozulmasın diye.
Aşkın mânevi hâli asıl olandır. Bu, kişi değil inancı yücelten bir hâldir.
Geleneğimizde aşk insanı yüceliğe götürür. Tasavvuf bütün maddî unsurları bir araç olarak görür. Sonuçta kapısı da sonsuzluğa açılır. Tasavvuf terbiyesi ve bakışı önemlidir. İnsan bağlandığı kişinin şahsında sevginin aşkın hâlini yaşar.
Düşünce hayatımızda önemli bir yeri olan Üstat Necip Fazıl Abdülhâkim Arvasi'ye bağlandıktan sonra, nefsi olan yanını ayaklarının altına alıyor. Bir veliden yola çıkarak kendisini efendisinin arkasında yürüyen bir topal köpeğe benzetiyor. Necip Fazıl son nefesine kadar efendisine olan bağlığından vazgeçmiyor. Oysa dışarıdan bakanlar Necip Fazıl'ın benine çok düşkün olduğu ve hatta abarttığı söylenir. Bu, belki sanatı için bir ben olarak görülebilir. Buna hakkı da var. Çünkü bir sanat dehasına sahip.
Düşünce hayatımızda manevi önderlerin özel bir yeri vardır. Onlar düşünceleri, duruşları, tecrübeleri ve sezgileriyle insana ufuk olurlar. El alınan kimsenin değeri her zaman vardır. Bazen insanlar çok yakınında bulundukları önderleri fark edemeyebilirler.
Nefsin terbiyesi esastır. İnsan, kim olursa olsun değerleriyle vardır. Değerler önceleniyorsa bunu da kıymetini bilmek gerektir.
Mevlâna Şems'siz yapamadı. Şems, Mevlâna'nın çevresinde yer alan müridanın tepkisiyle karşılaştı. Bu aşk halini onlar kavrayamazdı. Kendilerini ihmal ettikleri düşüncesiyle Şemsi taciz etmeye başladılar. Şems bir gece Mevlâna'ya haber vermeden Konya'dan ayrıldı Şam'a gitti. Bir zaman sonra dayanamadı oğlu Veled Çelebi'yi peşinden gönderdi, Şems'i getirtti. Mevlâna bu ayrılığa dayanamadı. Ne yazık ki durum değişmemişti. Şems bu sefer bir daha dönmemek üzere ayrıldı.
Bu, bir aşk hâlidir. Şeyh ile mürid arasında sonsuz bir bağlılık vardır, bunda da hikmetler gizlidir.
Mevlâna medeniyet düşüncemizde çok önemli bir yere sahip. Bu sevgi hâlesi devam ediyor.
İslâm terbiyesi ve düşüncesi insanı ruhen terbiye olmaya götüren bir öze sahip. Bağlanışlar silsileler hâlinde sürer.
Manevi büyüklerin yeri bizde özeldir. Onlar ruhlarını teslim edinceye kadar konumlarını korurlar.
Aşkın cinnet hâli insanın kendinden geçişidir. Duygunun, hissin öne geçtiği hâldir. Bu, taşkın hâle gelince zarar vermeye başlar.
Aşkın bir diğer hâli de sabır gerektirir. Sabırla aşk birlikte olunca aşk daha büyür.
Mecnun'un aşk hâli bir örnektir ve yücedir. Sonuçta kazanan gene aşk olur. İnancımız bir sonsuzluk yolculuğudur. Sonsuzluğu sevgiyle beslersek bu bizi daha ileri götürür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




