Büyük zatlardan biri, 'Vefat edince, beni şu karşıdaki tepeye gömün' demiş. 'Efendim, nerede serseri, ayyaş, gühahkâr varsa o tepede medfundur' diye karşı çıkmış etrafındakiler.
İlk anda pek çok soru işareti getirse de insanın zihnine, sonrasında mana yerine oturuyor. Kendi yapıp etmelerinin hiçliğini fark ediş, O'nun rahmetine muhtaç olduğunun bambaşka bir ifadesi. Bir annenin en yaramaz, en çok hata yapan, kimsenin de iltifat etmediği yavrusuna daha çok kol kanat germesi, merhamet etmesi misali, rahmetten ümit ediş. İyilerin kabrinde yatanlar, yanlarında götürdüklerini "bir şey" sanma gafletiyle çıkabilirler yola. Oysa eşkıya, ayyaş için, O'nun rahmetinden başka kurtaracak hiçbir şey yoktur; hiçbir şeyi de yoktur zaten.
Çelişki gibi görünse de Allah (cc)'a aşkla bağlı bir gönlün, sevdiğinin merhametine çaresizce muhtaçlığını anlatan bir bakış. İlahi aşk, insanın algısını nasıl da değiştiriyor? Aşk, başlı başına böyle değil midir? Âşık, mâşuku yanında olmasa dahi, o hep yanında imiş gibi yaşamaz mı? Zikrinde, fikrinde ondan başka galip gelen ne vardır?
Din, bir geometri meselesi değil; aşktır, dediğini hatırlıyorum bir kıymetli zatın. İmanın kemâl bulup, muhabbetle buluşması. Aşk denizinde bir dalga misali, karaya ulaşana kadar çırpınış. Derdiyle barışık, çırpınıştan memnun. Devayı derdinde gören bir anlayış. İnsan, aşk ile sevilmeye en layık olanı işte böyle sevmek istiyor. Gönenli Mehmed Efendi'nin duası ne güzel! "Ya Rab, her an Seninle berabermişiz gibi bize lezzet ver."
Aşkın en güzel yaşandığı anlar, gecenin en derin vakitleri, seherin sessizlikleri... O saatlerde O'nunla buluşmak için, kendine yatağı haram edenlerin gönlüne mi doluyor aşk. Yoksa aşk, derdinin derman olduğunu bilenlerde mi kalıyor? Vakti dolmuş ve de hiç bir bahanesi kalmamışçasına yanan gönül, aşkın o tatlı tuzağına düşmüş müdür?
Yaşı ilerledikçe insan, hayatın kadr ü kıymetini bilememenin neleri alıp götürdüğünü, nelerden mahrum bıraktığını daha iyi hissediyor. Bir gün, daha bir huşûlu kılma ümidiyle eda edilen namazların, seherlerde okunmak üzere başlanacak hatimlerin, teheccüd namazının ardından seccade üzerinde gözyaşları ile edilen duaların hayalini kura kura geçirilen ömürler... "Bu Ramazan olmadı, seneye inşallah." "Bu sabah olmadı, yarın inşallah." " Bu akşam televizyonu kapatmayı başaramadım, bir gün inşallah."
"Her an O'nunla berabermiş gibi yaşama lezzeti"ne kavuşma duası ne dile, ne de gönüle uğramadan göçüp gitmek şu diyarlardan. İhsan dersi almış bir ümmetin ferdi olduğunu unutup, biz kimiz ki, haddimize mi deyip, aşktan ümidini kesivermek; O'ndan ümidini kesivermek. Yazık! Çok yazık bize! Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin duasında olduğu gibi;
"Ey sevgisi bütün sevgilerin önünde Sultanlar Sultanı,
Bizi bir kere daha yakınlığına kabul buyur
Ve Sen'den hususi iltifat bekleyenleri
Kendi uzaklıklarıyla baş başa bırakma; bırakıp hicranla yakma."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



