"Senin için bak şehrin diğer ucundan kalktım geldim" dedi çocuk muzipçe. Başının örtüsünü biraz daha çekerken öne, gözlerini gizlemek istercesine, "Benim için mi, kendin için mi?" diye sordu kız, utangaç, kısık sesle. "Fark eder mi?" diye cevap verdi çocuk. Çılgın, çığlık çığlığa bir sessizlik... Üsküdar'ın soğuk rüzgârı esti sertçe, çekti hayâ perdesini nefisler arasına...
Ne de güzeldir aşklar İstanbul'da. Kadın gibidir İstanbul, aşktan anlar, aşklarla yaşar. Üzerine titrer güneş ışınları âşıklara baharda ve çimdik atan çocuklar gibidir İstanbul kışları.
Namaz kılar İstanbul'un sevdaları Mihrimah Sultan'da; Hüdayi Hazretlerine uğramış bakir kalpler boğulmaz aşk denizlerinde. Ve bilir âşıklar, Basîr'dir Allah, görür; Şehîd'dir, şahit olur. Nefis ölmez belki, ama ölümüne dayak yer.
"Ah benim söz sanatım, çiçeğimin hayat suyu, rüyamın yorumu, ifademin imkânsızlığı" diyor çocuk, belli belirsiz. Duydu mu kız, bilmiyor. Ama kız duyuyor, konuşamıyor.
Cenâb-ı Aşk yaratmış ve daima yaratıyor mucizeler. O her an yeni bir ilâhî tasarruftadır (Rahman, 29) diyor Hallâk ve tatlı sert buyuruyor âşıklara, Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf, 16)
Kız Kulesi, kızını ölümden korumak isteyen babanın yaptırdığı bir kule değil de, sevgiliye adanmış bir yapı olsaydı diye diledi çocuk ve "Seni İstanbul'dan kıskanırım" dedi. Kız Kulesi'ne devası kendinde gizli zehirle, sepet sepet aşkla taşındılar. Tanrı'nın eli gibi sürükledi rüzgâr sandalı usulca; deniz çocuklarını uyutmak istercesine hafif hafif salladı.
Kız, kaderine ayak basar gibi indi sandaldan, elinde en bakir heyecanları ve yürüdü dua eden bir çocuk gibi masum.
...temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır... (Nur,26) diye fısıldadı sessizliğin sesi.
Karşı karşıya iki sahil, işte İstanbul. İki ama bir, çift ama tek. Cenâb-ı Aşk parça parça gizli her şeyde.
Ruhundan ruh üfleyen, insana aşkından aşk damlatıyor ve her kalp atışında o yaratış daima devam ediyor. Her an yeni bir mucize; yürek genişliyor kâinatı kaplıyor, daralıyor kum taneciğine dönüyor.
"Rabbime nasıl şükür etsem bilemiyorum, utanıyorum şükretmeye bile" diyor kız, gözlerinde en mahrem ışıkların parıltısı. Bakışlar sarılıyor birbirine. Ruhlar dolanıyor En Yüce'nin tekliğinde.
marie, maria, miriam... ben sussam, sen konuşsan
ey tüm kutsal dillerde dindar kadın
diyor isimsiz şiir. Kız ağlıyor, gülüyor, ağlıyor. Gözlerinde hâlâ küçüklüğü, hâlâ dünyanın temiz olduğu günler, ağlamaktan seviniyor.
Hava bulutlu, soğuk bir gün. "Güneş suya batmış, utanıyor senden" diyor çocuk. Kız çığlık çığlığa, kız sessiz, kız uçuyor, kız hissiz.
gün kays'a doğar, leyl lâ olur
ve mecnun kuma dökülür, lâ-leylâ olur
diyor sahipsiz şiir. Kız kendi içini kemiriyor, yüreğinden cızz sesi geliyor. Çocuk susmuş, kendi dilinden aşkın şiirini dinliyor.
İstanbul dua ediyor, İstanbul kıskanıyor, İstanbul kutsuyor âşıkları.
Vekîl olan Yezdân kaderi yazıyor, siliyor ve yeniden yazıyor.
Ve âşıklar O'nun lütfuna hayret ediyor, rahmetine şükran duyuyor ve utanıyorlar, şükür edecek takatleri kalmıyor.
İstanbul kara bulutlanıyor, yağıyor, ağlıyor...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



