Düşünce ve tartışma gündemi konularının üst üste bindirilerek tıkış tıkış ya da tıknaz bir hale getirilmesi, sağlıklı düşünmenin mi, yoksa düşünüyormuş gibi yapmanın bir işareti midir? Tartışma konularının birkaç haftalık tedavülüne ya da dolaşıma sokulmasına bir bakalım. Sağduyulu, bilgi ve uzmanlık gerektiren, üslubu yerli yerine oturtulmuş, konuşan ile dinleyenin görgü kuralları içinde bulunması gibi önkoşulları göz önünde tutarak, devasa boyutlu sorunlardan bir kaçını sıralayalım:
- İnsani dramları dudak uçuklatacak, yürek yakacak bir duruma gelmiş olan Van/Erciş depremi ve sonrası gelişmeler. Koca bir kent halkının göçü, kışta kıyamette barınma çaresizliği, çadırların yanarak yol açtığı ölümler ve kepazelikler.
- Anayasa yapma, affedersiniz, tuluatı.
- Suriye'de sürüp giden vahşet yanında ve gereksinde başlayan itiş-kakışlar ve Ortadoğu'da uç vermeye doğru giden hasmanelik dalgası.
- İç siyasette, her biri vahamet arz eden sorunlar: Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yetki ve düzenlemeleri biçiminde ortaya çıkan hukuki garabetler gibi. Yasama organı, yani Meclis adeta by-pass edilmişçesine Yürütme'nin, yani iktidarın mutlaklaştırılması.
- Adil yargılanma sorunu. Dalga dalga kovuşturmalar, tutuklamalar ve gerekçeleri.
- İktisadi sorunlar: Gelir dağılımı adaletsizliği derinleştiren düzenlemeler. Mesela dolaylı vergilerin asıl ve kural haline gelmesi. Özelleştirilen elektrik dağıtım işinde "kaçak elektrik payı"nın, tıpkı özel tüketim vergisi gibi, dağıtım şirketlerine haksız kazanç sağlama yolunu açması. Hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen bankaların, banka kartlarından yıllık ücret adı altında adeta "haraç" toplaması. Daha say sayabildiğin kadar.
- Sağlık alanıysa, neyin iyi neyin kötü olduğunun doğru dürüst tespiti yapılamayacak bir sorun olma özelliğiyle ortada durup duruyor. Ama açık, tartışılmaz gerçek, sağlık harcamalarının geometrik bir artış içinde olduğudur. Silahlanma harcamalarıyla neredeyse başa baş yükselmesidir.
Bana öyle geliyor ve görünüyor ki, değil sağlıklı düşünme, düşünme yeteneğimizin "rölanti", amiyane deyişle, boş kasnak gibi irade ve akıl dışı bir işleyiş içinde olduğudur. Evet, insan yaşadığı sürece duyar ve düşünür. Beyin çalışır, enerji tüketir. Aslolan bu nimeti verime, berekete dönüştürebilmektir. Bunun da bir yolu yordamı, yöntemi, oluru olmazı vardır. Bütün bunlara riayet edildiğinde, insan hayatını, çevresini, doğayı, dünyayı, sahip olduğu ve kendine bahşedilmiş imkanları iyiye, doğruya ve güzele çevirebilir. Karşılaştığı sorunları doğru bir şekilde tespit eder, tanımlar, anlar, değerlendirir ve çözer yada çözemeyeceğini görür.
Başlıkta kullandığım "aşk" kelimesinden hareketle ve bunu da açıklayıcı bir metafora başvuracağım. Son yıllarda sanat, edebiyat ve araştırma alanlarıyla ilgili yayımlanan kitapların tuhaf bir yaklaşımla "aşk" temasına odaklandıklarını görüyoruz. Kuşkusuz, insanı derinden uğraştıran ve etkileyen adeta değişmez hayat, ölüm, alınyazısı, Tanrı gibi temaların içinde aşk olgu ve sorunu da vardır. Sanat ve edebiyatın çeşitli türleri, farklı anlatımlarla, tekniklerle bu konuyu işleyegelmişlerdir. Sophokles'te, Kaab bin Züheyr'de, Fuzuli'de, Şeyh Galip'te, Dante'de, Goethe'de, Shakespeare'de, Tolstoy'da, Mevlana'da, Yunus Emre'de, Süleyman Çelebi'de, Oscar Wilde'da, Karacaoğlan'da, Nesimi'de, Balzac'ta, Puşkin'de, Petrarka'da, Dostoyevski'de, Cahit Zarifoğlu'nda, Cevdet Karal'da, Sezai Karakoç'ta, İsmet Özel'de, Ramazan Dikmen'de, Ali Haydar Haksal'da, Osman Sarı'da farklı biçim ve biçemlerde ifade edilse de, tema ve ad olarak değişmez. Ne var ki, son yıllarda yazılan bazı kitaplar, aşk temasına imada bulunarak, mesela Mevlana, Yunus Emre'yi anlatır gibi yapmışlardır. Mevlana'yı, Yunus Emre'yi bir eser kahramanı olarak anlatmak başka şey, bunları anlattığını ileri sürerek aşk temasını konu edinmek daha başka şeydir. Binlerce yıl önce Platon gerçek olanın idea olduğunu, maddenin ise onun bir gölgesi olduğunu söylemişti ve reddetmişti.
Aşk çığırtkanlığı demem bunun için. Düşünme çığırtkanlığı da aynı kapıya çıkar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



