Rahmetli Musa Topbaş Hocaefendi'nin güzel bir tavsiyesi vardır. O, gençlere ısrarla İslam kahramanlarının hayatlarını okumayı öğütler. Kendisi de yapmış olduğu sohbetlerinde sürekli Eshab-ı Kiram'ın hayatı ve kahramanlıkları üzerinde durur. İslam kahramanlarının hayatını okuyan gençler imanlı bir şekilde yetişirler. Korkak ve silik şahsiyetler olmazlar. Diğer taraftan bir genç düşünelim; faraza sürekli lüzumsuz şarkılar türküler dinliyor, nerede düğün eğlence var orada hazır bulunuyor veya radyo ve televizyondaki boş programları dinliyor, dizilerle, filmlerle, yarışmalarla ve maçlarla beynini sulandırıyor olsun. Bu genç sizce iyi ve kötüyü birbirinden ayırma noktasında başarılı olabilir mi? İsabetli tespitler, mantıklı düşünceler, doğru yorumlar bu gence ne kadar yakındır? Bu gencin dini ile arası nasıldır? Manevi değerlerine ne derece sahip çıkar? Bir kafaya nerede boş ve faydasız bir şey varsa onu doldurup da o kafadan hayırlı bir fikir çıkmasını bekleyemezsiniz. Bir film artistinin sette, bir şarkıcının sahnede vefat etmesi son derece normaldir. Bir öğretmen derste, bir imam da secdede iken son nefesini verebilir. Bir satranç hastasının son nefesine geldiği zaman "şah mat" diyerek öldüğü anlatılır. Şu halde bereketsiz ve maneviyatsız bir ömrün nihayetinde imanla gitmek ne derece mümkündür? Ne ile iştigal etmişsen onun uzantıları ile karşılaşırsın. Bu çok önemli konuyu bir misal ile biraz daha açmaya çalışalım.
Günlük hayatlarında sürekli birileriyle tartışıp didişen insanların gece rüyalarında birileriyle kavga ettikleri gözlemlenir. Olaylara olgun yaklaşan halim selim insanlar ise rüyalarında bu hallerinin bir yansımasını seyrederler. Belki rüyalarında güzel bahçeleri, nehirleri, huzurlu ve mübarek insanları görürler. Gönül huzurunu yakalayamamış insanların ise bu tip rüyalar gördükleri pek rastlanılan bir durum değildir. Stresle yatan bir insan ancak kâbus ile uyanabilir. Gündüz hayatımızdaki olup bitenler gece rüyalarımızı nasıl etkiliyorsa, bunun gibi ahiret hayatımızın nasıl olacağı da dünya hayatımızın nasıl olduğuyla alakalıdır.
İnsanlar olarak bizim tam olarak kavrayamadığımız bir şey var. Biz dünya hayatımızı istenilen bir kıvama getiremeden ahiret ile ilgili beklentilerimizin seviyesini yüksek tutabiliyoruz. Yani sanki ahiretin çekirdeği bu dünya hayatı değilmiş gibi kalitesiz bir tohumdan kaliteli bir meyve beklentisine girebiliyoruz. Ne gariptir ki dünya hayatında Kur'an hükümlerini yaşantımıza geçirmeden Kur'an'ın şefaatine talip olup, Efendimizin sünnetlerini hayatımıza aksettirmeden cennette Efendimiz'le komşu olmayı hayal ediyoruz. Boğazına kadar dünyaya dalmış bir ömrün ardından ahirette cennetin en güzel köşklerinde oturmak nasip olur mu dersiniz? Durumumuz biraz da sanki şuna benziyor: Televizyonda gördüğümüz fakir fukara insanlara acıyıp hüngür hüngür ağlayan ama bir türlü yardım için elini cebine atamayan birisinin hali gibi.
Dünya imtihanı ödül ve ceza prensipleri üzerine kurulmuşken gerçekçi olmaya bir noktada mecburuz. Yani ödüle talipsek veya cezadan korkuyorsak bunun gereğini yapmalıyız. Unutmayalım ki günahların sevaplara üstün geldiği istikamet üzere olmayan karmakarışık bir dünya hayatının sonu yine dünyadaki gibi karmakarışık olacaktır. Yani dünya tarlasına ne ekilmişse ondan başka bir şey biçilmeyecektir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: "Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu görür; Kim de zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, o da onu görür." (Zilzal, 7-8)
Gündüzünü bir hazine bulabilmek için dağ bayır her tarafı kazmakla geçirenler muhtemeldir ki gece rüyalarında ya hazineleri ya da kazma kürek görürler. Gece aç yatanlar çeşitli yemekleri görürken akşam çok tuzlu yemekler yiyenler ise rüyalarında su içtiklerini görürler. Yani insan neye müştak ise rüyasında da onu görür. Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in sevgisiyle gündüz vakti çok salâvat getirenlerin rüyalarında Efendimiz'i gördükleri söylenilir. Gündüz onunla olanların gece de onunla olması son derece normaldir. Yine bunun gibi dünyada iken çok salâvat getirerek onunla bir gönül beraberliği kuranlar, ahirette de onunla beraber olacaklardır. Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem bu konuda şöyle buyurur: "Kıyamet günü bana insanların en yakını, en çok salâvat okuyandır." (Tirmizi, Salat 357)
İnsan dünyada kiminle beraber ise ahrette de onunla beraber olacaktır. Dünyadayken falan şarkıcının, falan artistin veya falan topçunun peşine düşenler, ahirettte alimler, hocalar ve mürşitlerle birlikte olacak değildir. Dünyada kime meyil edilmişse "Kişi sevdiği ile beraberdir" hadis-i şerifi mucibince ahrette de onlara yoldaşlık yapacaktır. Diğer bir husus da arkadaş tercihimizi yaparken dikkatli olmaktır. Dünyadaki her şey bir diğerinden etkilendiğinden dolayı hayatın çeşitli dönemlerinde bir tevafuk eseri karşılaştığımız kişilerin bile bizim kişiliğimizde bir etki payları söz konusuyken bilinçli seçimlerimizin kişiliğimize nasıl bir etki yaptığını siz düşünün. Sosyal hayatta; iş yerinde, mahallede, apartmanda bazı kişilerle muhatap oluruz, onlarla tanışık olmamız bizim kaderimizde daha önceden yazılmış olan bir durumdur. Nerede kimlerle tanıştığımız kaderin bir cilvesidir ve bu cilve ki dünya ve ukbadaki konumumuzun nasıl olacağıyla da ilgilidir. Fakat burada bize düşen; karşılaştığımız kişileri iyi bir şekilde tanımaya çalışmak sureti ile ilişkilerimizin mahiyetini buna göre belirlemektir.
Hayırlı insanlarla arkadaşlık edenler hayırlı yerlerde hayırlı işlere ortak olurlar. Hayırsız insanlarla arkadaşlık edenler ise mutlaka onlardan etkileneceğinden dolayı bataklığın içerisine düşerler ya da düştü düşecek bir halde kalırlar. Bu nedenle arkadaş tercihlerimizi yaparken belli başlı bazı kıstaslarımız olmalıdır. İnsanların çoğu boş işlerle uğraştıklarından dolayı az ve öz insanla tanışmayı ve muhatap olmayı kendimize bir misyon edinmeliyiz. Tanıştığımız ve irtibat kurduğumuz kişiler ya onlardan bir şeyler öğrenebileceğimiz kişiler ya da alıcıları öğrenmeye açık kimseler olmalıdır. Bunun dışındaki boş ve amaçsız birliktelikler insana ancak bir vebal getirir. Arkadaş ortamlarında lüzumsuz olarak konuştuğumuz birçok söz bize masum görünebilir. Fakat unutmayalım ki yeryüzünde hiçbir söz öyle uçup da havaya karışmaz, tüm sözler kiramen katibin meleklerince bir yerde kaydedilirler. Söz vardır hiçbir faydası olmayan boş sözlerdir, söz vardır muhatabın harf harf gönlünün derinliklerine işler, beynine kazınır. Bir harfi bile hedefinden sapmaz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



