Anayasa değişiklik paketi hızlı bir şekilde görüşülüyor ve maddeler beklenenden hızlı bir şekilde kabul ediliyor. Yargı ile ilgili düzenlemelerin görüşülmesinde sanıyorum CHP tansiyonu mümkün olduğunca yükselterek maddelerin kabul edilmesini engellemeye çalışacaktır. CHP Genel Başkanı Baykal'ın iktidar partisi milletvekillerini kendileri ile birlikte harekete daveti, bunu milli bir görev gibi takdim etmesi söz konusu maddelerin görüşülmesi sırasında tansiyonun daha da yükseleceğinin işareti olarak düşünülebilir.
Tüm bunlara ve muhalefet partilerinin engelleme çabalarına rağmen değişiklik paketinin referanduma gideceği görülüyor. Değişiklik paketinin tümü üzerindeki değerlendirmeleri ileride tekrar ele alacağız. Çünkü, bu işin referandum kampanya dönemi ile birlikte gündemimizden 3 ay daha düşmeyeceğini söylemek mümkün. Kabul edilen maddelerin de gelecek maddeler kadar önemli olduğuna inanıyorum. Söz gelimi YAŞ kararlarının bir bölümünün yargıya açılması ve siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılmasını öngören maddeleri siyasi hayatımız ve sosyal yapımız bakımından önemli değişikler içeriyor. Ülkemizi bir siyasi partiler mezarlığına çeviren uygulamaların geçmişe göre zorlaştırılması önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak, bu hususta bazı tereddütlerim var. Söz gelimi yeni düzenleme ile bundan böyle partilerin kapatılması son bulmuştur denebilir mi? Şahsen bu soruya hemen 'evet' diyemiyorum. Getirilen yeni düzenlemeye göre Başsavcının talebine TBMM'de grubu bulanan siyasi partilerden 5'er üyesinin katılımı ile oluşacak komisyonun oy çokluğu ile "Olur" vermesiyle dava açılabilecek. Bu düzenlemeye ilk bakıldığında siyasi partilerin kendi iplerini çekmek anlamına gelebilecek bir talebe kolaylıkla "evet" demeyecekleri düşünülebilir. Bir bakıma 'bugün sana yarın bana' anlayışı ile bir dayanışma içine girmeleri akla uygun gelebilir. Elbette bir parti hakkında dava açılmış olması da o partinin mutlaka kapatılacağı anlamına gelmez. Meseleye bu açıdan bakıldığında artık ülkemizde partilerin kapatılma dönemi sona ermiş denebilir. Ancak, şahsen yeni düzenleme hususunda bu kadar iyimser değilim. Çünkü ülkemizde demokrasi konusunda partiler arasında ortak bir anlayış oluşmuş değildir. Herkesin demokrasisi kendine göre farklı bir anlam ifade ediyor. Kimileri peşin olarak ülkede bir kesimi demokrasi ve rejim düşmanı olarak damgalıyor ve bu tür partilerin demokratik sistem içinde de olsa yaşama haklarının olamayacağını savunuyorlar. Bir diğer ifade ile bazılarına göre önemli olan ve korunması gereken rejimdir, devlettir. Kutsal devlet anlayışı sonucu bu ülkede sürekli olarak insan hakları ihlalleri yaşanıyor. Bunun için ferdin fazla bir önemi yoktur. Fert devlet için feda edilebilir anlayışının bir ürünü olan bu zihniyete göre ülkenin partiler mezarlığına dönüşmesinin de demokrasi ile çelişmesi söz konusu olamaz (!)..
Son anayasa değişikliği sebebiyle yaşananlar ve partilerin sergilediği tavırlara bakıldığında Başsavcılık diyelim ki iktidar partisi hakkında kapatma davası açmak için TBMM'ye müracaat etti. Böyle bir talebe söz konusu komisyondan izin çıkmama ihtimali çıkma ihtimalinden ne kadar fazladır? Bu soruya bir anda "Böyle bir izin kesinlikle çıkmaz" karşılığı verilebilir mi? Çıkmaması için ne tür pazarlıklar gündeme gelebilir? Demokratikleşme adına gündeme gelen ve TBMM'de görüşülmesi devam eden anayasa değişiklik paketinin bile bazı partilerce pazarlık konusu yapıldığını medyadan takip ettiğimiz bir ortamda bu tür hususların akla gelmemesi mümkün mü?
Bu köşede daha önce kapatma izninin TBMM'ye bırakılmasının sakıncaları üzerinde durmuştum. Böyle bir iznin doğrudan Meclis'e bırakılmasının inisiyatifi Meclis çoğunluğuna vereceğini, bununda bir takım çatışmalara yolaçacağını, Meclis'i yıpratacağını belirtmiştim. Kabul edilen maddeye göre kapatma davasına izin işi grubu bulunan partilerin oluşturacağı komisyona bırakılmış olmakla bu sakınca bir ölçüde giderilmiştir. Ancak bu defa da az önce sözünü ettiğim pazarlıkların gündeme gelme ihtimali ortaya çıkıyor. Bununda ötesinde çoğunluğun geleceğinin azınlığın iradesine teslim edilmesi gibi bir durum söz konusu oluyor... Elbette yasal düzenlemeler ne kadar ince eleyip sık dokunarak yapılmış olursa olsun bir eksiklik ortaya çıkabiliyor. Bu bakımdan işin özünü uygulayıcıların anlayışı oluşturuyor. Eğer toplumda bir partinin fikir ve söylemi sebebiyle kapatılmasının demokrasiye aykırı olduğu fikri yerleşmemiş ise, partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları değil de birer süsü gibi algılanıyorsa o ülkede nasıl bir düzenleme yaparsanız yapın istenen sonucu alamazsınız. Yani olay gelip zihniyete, demokrasi kültürünün hazmedilip edilmediğine dayanıyor.
Sıraladığım bu sakınca ve endişelerime rağmen atılan adım parti kapatmalarının zorlaştırılmasını hedefliyor. Bu hedefe ne ölçüde ulaşıldığını ise ilerideki uygulamalar gösterecek. Dileriz ülkemiz artık patilerin kapatılmadığı bir ülke haline gelir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



