Atalardan biri tarihin kuyusuna bir söz atmış bin tane yeni yetme bir araya gelmiş onu o kuyudan çıkaramamış. 'Armudun iyisini ayılar yer' diye bir söz vardır bilirsiniz. Neden ayı diye sormadan edemiyor insan. Aslında bu ayı olmayanlara karşı bir hakaret olmasa bile bayağı bir haksızlık sayılır. Ne yani, ayılardan başka kaliteden anlayan yok mu bu dünyada. Beni bu durum çok fena bir şekilde rahatsız etmiş olmalı ki dayanamadım yoldan geçen bir ayıya sordum. Durun canım, yolda ayı ne gezer demeyin hemen. Herkesin yoldan çıktığı bir memlekette yolun da yolunda gitmeyen yolsuz halleri olacaktır elbet. Hem yol dedimse burası Elmadağ'a çıkan bir yol. Gecenin 12'sinde Dolapdere istikametinden Taksime doğru zikzaklar çizerek yürümeye çalışan ayının birine hiç lafı dolandırmadan sordum: Ayı kardeş, armudun iyisini hep siz yermişsiniz doğru mu? Ellerini göğsünde şaplatarak yutkunmadan cevap verdi ayı: Bu eski bir şehir efsanesidir. "R"leri söyleyemeyen biri tarafından uydurulmuştur. Hani derler ya peltek konuşamaz uydururmuş diye. Biz armudun irisini yeriz, zaten iyisi irisindedir.
Bu dünyada herkes nasibi kadarına sahip olur. Elmanın nasibi gökten talihlisinin kafasına düşmektir belki ama armudun dalından yukarıda ne mekânı vardır ne de makamı. Söyleyen güzel söylemiş: "Armut dibine düşer" diye. Ve tabii ki yine şunu diyen iyi demiş: "Armut altına alma düşmez".
Armut ağacına yaslanmak elkızına güvenmek gibidir. Dikine büyüyen bir ağaçtır armut ağacı. Burnunun doğrultusuna gider. Elkızı dedikleri de dik başlıdır zahir. Malatya dolaylarında çokça söylenen bir türküdür böyle başlar: "Armut ağacına da yaslanmayasın / Yarim var diye de güvenmeyesin / El gızı dediğin uçan bir guştur / Datlı dillerine de güvenmeyesin" Çok zor koşullara ve güç iklimlere dayanabilen bir ağaç olmasına rağmen armudun neden kendisine güvenilmeyecek elkızı ile birlikte anıldığını yüksek dallarından kafamıza düştüğü zaman anlarız.
Ne zaman aynı konuda iki türküyü bir arada dinlesem türkülere karşı inancımı yitiririm. Daha biraz evvel armuda yaslanmamamızı öğütleyen türkü beş dakika geçmeden ağız değiştirip "Armudu taşlayalım / Altında kışlayalım" diyebiliyor. Beni soracak olursan sevgili okur, kendimi bildim bileli bir armudun gölgesine yaslanırım.
Babam anlatmıştı ilk olarak bu armudun öyküsünü: Sinop'ta bağrını denize, sırtını ormana vermiş ahşap evimizin arkasında dalları penceremize değen bir armut ağacımız var. Yaz geldiğinde yer gök her taraf armut doludur sanki. Sadece biz değil, bütün köylü bu armudu yiye yiye bitirmez, karşı köylerden insanlar kokusunu alıp gelir çanta, torba yanlarında ne varsa artık ağzına kadar armutla doldurup evlerinin yolunu tutarlar. Bu ziyafetten babamın ne kadar hoşnut olduğu gözlerinden okunurdu. Sadece armudun taşlanarak ya da sopayla vurup yere düşürülmesine gönlü razı olmazdı. "Bu ağaç ne sopayı ne de taşlanmayı hak ediyor. Buna gerek yok. İstediniz de vermedi mi. İstemesini bilin versin" derdi.
Babamın anlattığına göre, o daha çocukken babası-yani dedem- bir hayvan gübresinin içerisinde 'ya nasip' diyerek çekip çıkarmış armudun çekirdeğini ve evin arka çıkış kapısına yakın bir yere bir umut anıtı olsun için dikivermiş. Lezzeti kokusu ile yarışan bu isimsiz ve emsalsiz armudun cömertliği karşısında şaşkınlığımı saklayamadığım zamanlarda babam sanki içimden geçeni okumuş gibi: " Bu armudun çekirdeğinden köküne, filizinden dallarına, yapraklarına kadar her tarafında abdest suyu var" derdi. Meğerse armudun tohumu bütün ailenin abdest suyu ile besleniyormuş.
Sizi bilmem ama ben buna inandım. Bu armut ağacını görseniz ve ikram ettiği meyvesinden yeseniz, inanın siz de inanırsınız. Benim dünyamda, rüyamda ve hayallerimde tek gölgesine yaslandığım ağaç, işte bu armut ağacıdır. Nasıl Gothama Budha'nın bir bilgelik ağacı (incir ağacı) varsa, benim de bilgelik ağacım bu armut ağacıdır. Biliyorum, şimdi benden bilgelik ağacının da neyin nesi olduğunu sual edeceksin, ama bu kadarı fazla ey aziz okur! Armudun pişip ağzımıza düşmesini beklemeyelim. Eğer elimiz sadece armut toplamıyorsa bilgi denizine açılıp bu bilgelik havuzuna dalış yapabiliriz.
Ayının kırk türküsü varmış, kırkı da ahlat (yaban armudu) üzerineymiş. Bu türkü böyle uzar gider. Armut dalda kız balkonda sallana dursun (Kız hangi akla uyarak kocaman bahçe dururken balkonda sallanıyorsa artık) iyisi mi bu konuyu burada kapatalım. Armut kokusunu alan ayılar bahçemizi talan etmeden buradan içimizin en serin köşesine doğru sığışalım. Armudun iyisi ağzının tadını bilenin olsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



