1980 darbesinin ülkemiz gençliğini savurduğu en önemli faktör, düşünmeyen, konuşmayan, analiz etmeyen, hesap sormayan, apolitik bir gençlik yetiştirme unsuruydu. Daha önce sağ-sol kavramları üzerinden fikir üreten gençliğin yerini, her şeye "eyvallah" diyen, güce rıza gösteren, kendisine dayatılan her şeyi olduğu gibi kabul eden bir gençlik almıştı. 1990'lı yıllarda ise özel televizyonların hayatımıza girmesiyle birlikte, yepyeni bir kuşak daha ortaya çıktı. Bu kuşak, hayatının merkezine televizyon yıldızlarını koyan, televizyonlardaki yapımlarda ve dizilerden önlerine getirilen bir dünyanın kısır dehlizlerinde boğulan, bu kısır dünyanın kendisine sunduğu yaşam tarzını benimseyen, kılığından kıyafetine kadar bu dünyaya özenen bir kuşak olmuştu.
Özellikle dizi kültürünün ortaya çıktığı dönemlerden itibaren, hayatımızı değiştiren, dünya görüşümüzü dönüştürmeye çalışan bir anlayış yaşantımızın tam merkezine oturdu. Bu anlayış, hiçbir kaygısı olmayan, hiçbir ahlak normu olmayan, gayri meşru ilişkileri içselleştiren bir anlayış olarak, maneviyat iklimimize ve atmosferimize bombardımanlarda bulundu. İffeti değil şehveti başrole koyan bu anlayış, bu ülke insanlarını birbirine bağlayan, bu ülke insanlarının sevgi, saygı ve barış içinde birlikte yaşamasını sağlayan tüm değerlere savaş açtı. Nerde akşam orda sabah bir yaşantı tarzını benimsetmeye çalışan, kimin eli kimin cebinde belli olmayan değersizlikleri gözümüzün içine sokan, gayri meşru ilişkilerin yumuşatılarak benimsenmesine yol açan bu zihniyetin ortaya getirdiği dizi kültürü, son dönemde iyice zıvanadan çıktı.
Amcasının karısına kem gözle bakan yeğen, sürekli yalan söyleyen, hayatı yalan üzerine kurulu dizi karakterleri, aldatma kavramının artık yalama olduğu senaryolar televizyon ekranlarından evlerimize türlü pespayelikleri akıtmaya devam etti. Devam ediyor...
Yeni sezon diziler birer birer ekranlara gelmeye başladı. Tahammül sınırlarının zorlandığı ahlaksızlıkların çok matah şeylermiş gibi gözümüzün içine sokulduğu yeni dizilerin de geçtiğimiz sezonlardan hiçbir farkı yok.
Her birisinin konusu, senaryosu, karakterleri maneviyatımızı elimizden almak, insanımızın içinde kalmış güzel değerlere hançer saplamak için özellikle kurgulanmış durumda. Üstelik bu dizilerin rezil senaryoları, günlerce gazetelerin magazin sayfalarında da veriliyor, pislikler, kepazelikler birer magazinel malzeme olarak insanlarımızın hayatına sokulmaya çalışılıyor.
Ne kadar doğrudur bilemiyoruz. Geçtiğimiz dönemde bünyelerimizi ve ruhlarımızı zehirlemeye çalışan dizilerden bir tanesi, İran'da yasaklanmış. Gerekçe: İslam ahlakını yansıtmaması.
Türk televizyonlarında üretilen dizi harmanının, İslam ülkelerinde karşılığının olmamasını yadırgamıyoruz. Çünkü, "Ne yaparsanız mübahtır. Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar" liberal kapitalist, materyalist anlayışın ürünü olan Türk dizileri, "ahlaksızlığın" bir yaşam biçimi olarak sunulmasının temel tercihi olarak karşımızdadır. Hiçbir derdi olmayan, bir endişesi bulunmayan, ahlakla bir sıkıntısı olmayan bu anlayışın getirdiği arızalı zihniyet, toplumsal yapımızın yavaş yavaş çökmesinin müsebbibi olarak tarihe geçecektir.
Türkiye, süratle bir bilinmezliğe ve uçuruma doğru sürüklenmektedir. Kendileri için devasa ve milyonlarca dolarlık bir endüstri inşa eden bu kültür, maalesef toplumsal çürümenin mayası olarak karşımızdadır.
Bindik bir alamete!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



