Arıları bilmeyenimiz yoktur değil mi? Karıncayla birlikte çalışkanlığın sembolü olan sevimli hayvancıklar!
Kur'an-ı Kerim'de Nahl suresinde bahsedilir arıdan. Arının görevi bal yapmak ve taşıdıkları polenler vesilesiyle çiçeklerin döllenmesine katkı yapmak. Yani doğamızın vazgeçilmezlerinden bir hayvancık. Hani evlerimizin salonlarını süsleyen plastikten çiçekler vardır. Görünümleri hoştur, bakım da istemezler. Ama gelin de bu çiçekleri arılara sorun bakalım ne diyecekler. Zavallı arılar bilemezler ki yapma çiçeğin ne olduğunu. Bilemezler ki yaratılıştan Allah (c.c)'ın bir nimeti olan çiçeklerin de insan sayesinde yapayının olacağını.
Yaratılışa aykırı bir hayat sürmek akla muhal olmasına rağmen insan bunu nedense inatla başarmaya çalışıyor. İlk emri "Oku" olan bir dinin müntesipleri olan bizler ne yazık ki bu emri "Oku-Ma" diye algılamışız. Eğitime başladığımız ilk günlerden itibaren bizlere hep "oku-Ma, yaz-Ma, danış-Ma, Bil-Me, düşün-Me..." deyip durdular. Zamanla o kadar alıştık ki bu duruma okumaz, düşünmez olduk.
Öyle bir nesil geldi ki, elinde telefonu, kulağında kulaklığı. Parkmaklar sürekli hareket halinde. Takip etmeye kalksanız gözleriniz yorulur ve şaşar kalırsınız süratine. Teknolojinin en son nimetlerinden yararlanan, ömrünün hatırı sayılır kısmını internet ve telefon ikilemi arasında geçiren, tabir yerinde ise zombileşen bir nesil.
Toplumun temel değerlerine, dini hassasiyetlere uzak hatta bunlardan haberdar bile olmayan bir nesil. Sürekli müzik dinleyen ve "chat"leşen bireyler. İyimser olarak düşünüp de hadi iletişime duyarlı bireyler diyesiniz geliyor ama genelde tam tersi. Olabildiğine yalnız ve içine kapanıkdırlar. Arkadaşlıklar, dostluklar hatta aile sosyal paylaşım sitelerinde oluşmaya başladı artık. Hayat oralarda yaşanır ve ekranın kapatılması ile yalnızlığa dalınır oldu. Aileler bile neredeyse orada görüşür, orada birşeyler paylaşır oldular.
Eline kitap alıp da birşeyler okuyan gence rastlamak zorlaştı. Hele öğrenci olmadığı halde kitap okuyana neredeyse uzaylı muamelesi yapacağız. Görünümü genç ama gençliğinden eser kalmamış bir ruh hali. Yaşayan ama ne için yaşadığının ve kulluk vazifesinin idrakinde olmayan bir gençlik. Etrafımızı o kadar güzel çevirmişler ki. Birşeylerin farkına varmayalım, aslımıza dönmeyelim diye ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Daha doğrusu onlar üstlerine düşen vazifeyi bihakkın ifa ediyorlar da bize ne oluyor ki, inancımızın temel değerlerinden haberimiz bile yok. Hani neredeyse Allah inancı bile -hâşâ- mitomojik bir değer olacak. Televizyonlar tam bir facia, eğitim sistemimiz yap-boz tahtası gibi.
Asıl sorun anne babalarda belkide. Benim yavrum daha küçük amcası vakti gelince yapar zihniyetini bir türlü aşamadık. Hep başkalarından bekledik öğretmesini. Oysaki anne babanın birinci vazifesi; çocuklarına dini temelleri öğreterek onları hayata hazır hale getirmektir. Başkalarının yetiştireceği genç de ancak bu kadar oluyor işte. Okumayan, düşünmeyen ve herşeyden önemlisi dini hassasiyetleri ve vatan millet sevgisi olmayan gençler. Yapma çiçek gibi görüntüsü var ama ne kokuyor ne de ruhu var. Hadi bakalım şimdi arı ne yapsın?
Gerçi bizim kültürümüzde yıllardır okuyan öğrenciye "inek" demez miydik. Şimdi ne diye sitem edelim ki değil mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



