Suç, El Cezire'nin üzerine kalmasaydı veya yıkılmasaydı belki de Tunus sokaklarındaki kaynamayı hissetmeyecektik. El Cezire adeta günah keçisi. Fas, Ürdün ve Tunus'da art arda suçlamalara muhatap oluyor. Sanki sokakları galeyana getiren de, ülkelerin ilişkilerini bozan da yine o. Bazen elbette ki Muhammed Haseneyn Heykel gibiler doğrunun yanına şahsi hesaplarını da katarak el Cezire ile bazı ülkelerin arasını açıyorlar. Lakin Tunus'taki, tamamen rejimin günah keçisi arama itiyadı. Sağ darbe beklerken sol kroşe yedi ve neye uğradığını şaşırdı. Zira İslami hareketleri sindirmişti ve asude bir siyasi iklime kavuşmuştu. Suyunu bulandıran hiçbir gelişme yoktu ki birden bire Yunanistan'daki gibi olaylar yüzeye vurdu. Hem de hiç beklemeden. Avrupa Birliği'nin ekonomik olarak çatırdamasının yankıları Tunus duvarlarına çarptı. Avrupa Birliği'ndeki ekonomik durgunluk onun kırıntılarıyla geçinen Tunus'u fena halde vurdu. Avrupa kemerlerini sıktıkça Bin Ali rejimi duvara tosluyordu. 'Dini hareketleri bastırdım' diye rehavete kapılmış olan Tunus rejimi yeniden 'baldırı çıplakların' isyanıyla uyandı. Millet 'laiklik' değil ekmek istiyordu. Muhammed Bu Azizi'nin kendisini yakma girişimiyle birlikte sokak olayları ve tepkiler kontrolden çıktı. Bu Azizi seyyar satıcılık yapıyordu ve ruhsatı olmadığı gerekçesiyle seyyar arabasına el konulmuştu. Biricik ekmek teknesi elinden alınmıştı. Bin Ali Tunus'u Kuzey Afrika'nın en müreffeh ülkesi olarak takdim ederken, kazındığında altından mahrumlar hareketi fışkırmıştı. Bin Ali önce işsizlik nedeniyle tepki hareketlerine hak verdiğini söylemiş ve ardından El Cezire'yi hedef göstermişti. Tunus seçkinleri tamamen halktan kopmuş ve ülkeye istibdat ve yolsuzluk taht kurmuştu. The Guardian gazetesi ve benzeri gazetelere göre, bu halk hareketi aslında 23 yıllık Bin Ali iktidarına kış kış çekmekten başka bir şey değil. Anlaşılan o ki rejimin son kullanım süresi de bitmiş durumda. Bin Ali, Burgiba'yı 1987 yılında bir saray darbesiyle devirmeden 3 yıl evvel Burgiba (1984) da ekmek isyanıyla karşı karşıya kalmıştı.
Tunus bitmeden İskenderiye sokakları patladı. Esasında birçok Mısırlı yazarın da temas ettiği gibi perşembenin gelişi çarşambadan belli idi. Kıpti Kilisesi şımarıklığıyla birlikte Müslüman kesimde büyük bir kin birikimine neden oldu. Zekeriya Butros adlı 'labis-i libasi katranı ve hamili asayi şeytani' tipli zat bulabildiği her mikrofondan İslam'a küfrediyordu. Yine bazı Kıpti ileri gelenleri Müslümanlar için 'Muhammed'in köpekleri' tabirini kullanıyor ve bu suretle kışkırtmalarda bulunuyorlardı. Vefa Konstantin ve Kamilya Şahata gibi İslamı seçen Kıpti kadınlarına göz açtırılmıyor ve gün ortasında kaçırılıyorlardı. Bu isimler gibi rahip eşleri, Kilise ricali tarafından zorla kaçırılmış ve alıkonulmuş ve nerede oldukları haber alınamamıştı. Bunun üzerine Müslümanlar gösteri yapmış ve kaçırılan ve İslam'a girmiş söz konusu bayanların haklarını aramışlardı. Lakin Kilise zorbalığından milim dahi şapma göstermiyordu. Bişvey adlı III. Şennude'nin yamaklarından biri Hazreti Mesih ile ilgili Kur'an ayetlerinin Hazreti Osman döneminde tahrif edildiğini ileri sürüyordu. Müslümanların ve Hıristiyanların ilişkisinin ancak bu ayetlerin ortadan kaldırılmasıyla dostane bir zemine kavuşacağını savunuyordu. Kıpti Kilisesi ve mensupları Müslümanların sabır taşını çatlatmıştı. Müslümanların Mısır'da misafir olduklarını söyleyebilmişlerdi. Bütün bunlar taassubun kör kuyusunda akıl sağlıklarını kaybettiklerini gösteriyordu. Resmen çoğunluğa meydan okuyorlardı. Muhammed Selim Avva ile de İsrail'den destek aldıkları ve silah sakladıkları iddiası dolayısıyla mahkemelik olmuşlardı.
İskenderiye'deki Kıddisin Kilisesi'nin bombalanmasından sonra dini topluluklar arasındaki ilişkiler tamir edilemez bir noktaya gelmiş ve tırmanmıştır. Bu bağlamda, kontrolden çıkmış taşkın Kıpti kalabalıklar önlerine gelene saldırdılar ve bundan Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip ile Mısır Müftüsü Ali Cum'a bile kurtulamadı. Bu taşkınlıklar bize II. Abdulhamit döneminde başlayan Ermeni taşkınlıklarını hatırlatıyor. Önü alınamazsa ve gevşek davranılırsa sonu vahimdir. Olayları bazıları MOSSAD ile irtibatlı gurbetteki Kıpti teşekküllerine yüklerken Mısır'ın İsrail'deki eski Büyükelçisi Muhammed Besyuni bunun meseleyi abartmak olacağını söyledi. Yahudiler ise şamata halinde. Güney Afrikalı bazı hahamlar 'İyi ki halkımız Musa ile birlikte Mısır'dan çıkmışlar; yoksa başlarına gelecek varmış!'diyorlar. Sonuç itibarıyla Mısır'daki gelişmeler üzücü ve ibretamiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



