Wikileaks devrimini sessiz sedasız geçiştirmek istediler lakin kelle almaya başladı bile. Wikileaks belgelerinde yer alan Amerikan elçisinin sözleri aslında Tunus'ta yaşananları özetliyor. Bin Ali ve rejiminin halkla bir ilişkisi kalmamış. Tunus devriminin iki önemli amili var. Bunlardan birincisi, Wikileaks sızıntıları. Veya şeffaflık devrimi. Esasında Bin Ali'nin devrilmesini bir Wikileaks devrimi olarak nitelendirebiliriz. İkincisi de, diplomalı işsizlerin kol gezdiği ve diplomalı seyyar satıcıların ülkesi olan lakin diplomayla seyyar satıcılık yapmalarına bile izin verilmeyen Tunus'un remzi ve sembolü haline gelen Muhammed Buazizi'nin kendisini yakmasıdır. Seyyar satıcı Muhammed Buazizi sonucu göremese bile meşaleyi yaktı. Buazizi kimilerine göre bir devrimi tetikledi. Kimilerine göre ise halk intifadasını. Dolayısıyla halk intifadası, 24 yıldır ülkeyi demir yumrukla yöneten aydınlanmış bir despotu yıktı. Darısı bütün aydınlanmış despotlar üzerine olsun. Herkesin burnundan soluduğu Tunus'da Bin Ali rejiminin yıkılmasında kendiliğinden bir oybirliği sağlanmış görünüyor. Rejimin halktan kopması buna vesile olmuş. Asker tarafsızlığını ilan etmiş. Hatta devrim sırasında birçok kahramanlık hikayeleri yaşanmış. Bunlardan birisi de pilot Muhammed Bin Keylani ve arkadaşlarının Bin Ali'nin yakınlarını taşıma veya yurtdışına kaçırma konusunda kendilerine verilen talimatlara direnmeleri ve uçağı kaldırmamaları. Askerlerin de zımni onayıyla Bin Ali ailesinden 5-6 kişiyi Lyon'a taşıma talimatını reddediyorlar. Gerekçeleri de şu: Katiller ve kan içiciler sürüsüne daha fazla yardım yok. Pilot, askerlerin de ve yardımcı pilotların da kendisine destek verdiklerini söylüyor. Demek ki Bin Ali de Şah gibi düşmeden evvel herkesin ve en yakınlarının bile desteğini yitirmiş.
Bin Ali, Tunus'da devrildi ama bayram ve coşku her yerde. Aslında bu başka tür bir 'kifaye/yeter' hareketi idi. Mısır'da kısmi Amerikan destekli başarısız kalan Kifaye hareketi Tunus'ta kendiliğinden başarıya ulaştı ve sokağın umudu oldu. Bin Ali'nin 2014 yılı iktidarı bırakma sözü bile anlamını yitirmişti. Halk hemen şimdi despotun gitmesine karar vermişti. Sabır taşı çatlamıştı. Demokrasi adına ülkeyi yöneten diktatörün devrilmesi Arap dünyasının umudu oldu. Bundan böyle Mübarek bu yıl yeniden aday olup olmama meselesini bin defa düşünecek ve tartacaktır. Dolayısıyla Arap dünyasında Bin Ali öncesi ve sonrası diye bir kavram doğacaktır. Cumhuriyet ve demokrasi adına kurulu veya iş gören ikiyüzlü diktatörler ve despotlar rahat hareket etmekte zorlanacaklardır. Tunus halkını kutlayan ABD belki de Bin Ali'nin akıbetinin domino etkisi meydana getirmesinden ürkecektir. Kahire'de Tunus Elçiliğinin önünde toplanan heyecanlı kalabalıklar 'sıra Mübarek'te' mealinde sloganlar atmışlar. 'Bin Ali'nin uçağında Mübarek'e de yer var' mealinde sözler sarf etmişler (Ben Ali, tell Mubarak a plane is waiting for him too). Elbette Bin Ali'nin gitmesi bütün diktatörlüklerin yıkılması anlamına gelmeyecektir. Azgınlaşan ve halktan kopan diktatörlerin hali ise böyle olacaktır. Belki bu süreç, Mübarek gibi halkın nefretini celb etmiş ve kazanmış rejimlerin sonunu getirebilir. Lakin hâlâ taşma ve galeyan noktasına gelmemiş olan yönetimler de var. Bunlardan birisi olan Kazakistan Lideri Nazarbayev üçüncü kez seçilmek için referanduma gitmek istiyor.
Ne olursa olsun; Burgiba'yı deviren Bin Ali'nin akıbeti daha da kötü olmuştur. Burgiba, 1987 yılında bir saray darbesiyle veya en mutemet adamı Bin Ali tarafından devrilmişti. Washington ve Paris gibi başkentler de bu duruma yeşil ışık yakmış olmalıdır. Lakin bugünkü durum ebedi şef Burgiba'nın durumundan çok farklı ve halefi Bin Ali halk devrimiyle iktidardan indirilmiştir. Bu önemli bir ayrıntıdır ve halk da bu intifada ile birlikte bütün Arap despotlarına kalk borusu çalmıştır. Herhalde bunu duymayanlar İsrafil'in suruyla uyanacaklar. Korkunç bir şey; Bin Ali ülkesini Anayasal Demokratik Birlik adına yönetiyordu. Halbuki, ülke ne anayasal, ne yasal, ne demokrasi ne de birlik adına yönetilmekteydi. İslam terbiyesiz yaşanmayacağı gibi demokrasi de ilkesiz ve terbiyesiz ve binaenaleyh demokratsız yaşanamaz. Hep gördüğümüz örnekler demokratsız demokrasi örnekleriydi. Bundan dolayı halk kendilerine rağmen kendilerini yönetenlere iyi bir ders verdi. Bütün bunlar bana Gassan Selame'nin bir kitabının başlığını hatırlatıyor: Democracy without Democrats? Cumhursuz cumhuriyetler ve demokratsız demokrasiler. Acaba Türkiye bunun ne kadar dışında?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




