2011 yılı, özellikle Afrika ülkelerinde ciddi çalkantıların yaşandığı bir yıl oldu. Sudan, senelerce süren iç savaş sonucu ikiye bölündü. Tunus, Mısır ve Libya'daki diktatörler halk ayaklanmaları ile devrildi. Suriye, Yemen, Suudi Arabistan gibi ülkelerde de ayaklanmalar yaşandı. Olaylar, çatışmaya dönüştü. Nice kanlar döküldü, hâlâ da dökülmeye devam ediyor. Bu ülkelerdeki hak ve özgürlük talepleri, halkların uyanması anlamında "Arap baharı" olarak nitelendirildi. Bu söz, gerçekte ayran kabartıp kitlelerin heyecanını söndürmeyi amaçlıyordu. Çünkü, "bahar"ın Arab'ı, Türk'ü düşünülmezdi. Ayrıca, kan dökerek bahar başlangıcı olamazdı. Bahar, bütün dünyaya gelir, her tarafa ümit ve neşe saçar, dünya mutluluk ve barış iklimine girerdi. Bu yüzden, "Arap baharı" söylemi insanlığın hasretini çektiği taleplere cevap veremezdi. Öyle de oldu. Bugün söz konusu ülkelerde, bir türlü gelmeyen bahar sebebiyle hayal kırıklığı ve ümitsizlik atmosferi oluşmuş bulunmaktadır. Çünkü müslümanlar, onları himaye edecek uluslararası kurumlardan mahrumdurlar. Yeryüzünde huzur ve barışın teminatı müslümanlardır. Onlar ifsat ile değil, ıslah ile görevlidirler. İnsanı, Allah'ın şerefli yarattığı bir varlık olarak görür, her insanın onurlu bir hayat yaşamasını arzu ederler. Irk, renk, makam, mevki, coğrafi bölge ayırımı yapmazlar. Topyekün huzur ve barış isterler. Osmanlı'nın yıkılışı ile birlikte müslümanlar sahipsiz ve başsız kalmış, ciddi bir inkıraz dönemi yaşamaya başlamışlardır. Bu yüzyılda yaşanan temel sıkıntıların sebebi budur.
Bahar 1969'da başladı
1969'da Türkiye'de Milli Görüş hareketi başladı. Bu hareket, Türkiye'nin tarihteki yerini almasını, İslam dünyasına ağabeylik yapmasını, hak ve adalet merkezli "Yeni bir dünya"nın kurulmasını ve yeryüzüne huzur ve barışın hakim olmasını amaçlıyordu. Başlangıçta, yalnız Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan tarafından seslendirilen bu görüşler, hedefin büyüklüğünü kavrayamayanlarca "Bir çiçekle bahar olmaz" eleştirilerine yol açtı. Erbakan Hoca onlara, ümit, kararlılık ve hedefin büyüklüğünü ortaya koyan şu sözle cevap verdi: "Unutmayın ki, her bahar bir çiçekle başlar."
Öyle de oldu, Milli Görüş hareketi Türkiye'de büyük bir heyecan dalgası oluşturdu. Dünyanın mazlum insanlarına ümit ışığı oldu. Uyuyan dev konumundaki İslam dünyası yeni bir heyecan ve güvenle toparlanmaya başladı. Türkiye büyük potansiyelini fark etti, kendi gücüyle kalkınabileceği ümitleri yeşerdi. "Biz tek başına bir şey yapamayız" saplantısının hakim olduğu dışa bağlı bir anlayış yerine; yerli, milli ve bağımsız düşünce ve çözümler seslendirilir duruma geldi.
Erbakan Hoca, Milli Görüş hareketinin başlamasından 27 yıl sonra 1996'da başbakan oldu. Bir yıllık başbakanlığı sırasında asıl büyük icraatını İslam dünyasının birleşmesine ayırdı. Nüfusu 50 milyondan fazla olan İslam ülkelerine geziler düzenledi. Bu geziler İslam alemi ve dünyada büyük yankılar uyandırdı. O gün için toplam nüfusu 820 milyon olan 8 müslüman ülkenin devlet başkanlarını İstanbul Çırağan Sarayı'nda bir araya getirdi. 15 Ağustos 1997'de, İslam Birliği'nin çekirdeğini oluşturan D-8'ler kuruldu. Türkiye'nin öncülüğünde kurulan bu oluşumda İran, Mısır, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Endonezya, Malezya olmak üzere 8 ülke yer alıyordu. D-8'ler diğer İslam ülkelerini de içine alarak D-60; dünyadaki mazlum ülkelerin de katılımıyla D-160 haline gelmeyi amaçlıyordu.
Hakiki bahar D-8'dir
Her doğum sancılı olur, derler. Öyle de oldu. Huzur ve barışı sağlayacak "Yeni bir dünya" kurulmasıyla saltanatları sarsılacak olanlar bu oluşumdan rahatsız oldular. Ellerindeki güç ve imkanları kullanarak bu oluşum içinde bulunan öncülere göz dağı vererek dağıtmaya çalıştılar. Görünüşte bazı sonuçlar da aldılar. Fakat, karar verilmiş, kervan yola çıkmıştı bir kere. Bütün engellere rağmen, D-8 ülkeleri devamlı olarak yıllık toplantılarını yaptılar, çeşitli seviyede faaliyetlerini sürdürdüler. Her seferinde D-8'lere duyulan ihtiyaç daha da pekişti.
En son, D-8 ülkeleri 4.10.2011 günü İstanbul'da "Sanayi Bakanları Toplantısı"nı yaptı. Bu toplantıda katılımcılar "Dünyadaki kriz, D-8'in önemini artırdı" görüşünde birleşti. Türkiye adına konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, "İstanbul, 14 sene önce D-8'e ev sahipliği yapmanın onurunu yaşadı" diyerek şöyle hedef gösterdi: "D-8 ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret hacmi 2009'da 66 milyar dolar iken; 2010'da 100 milyar dolara ulaştı. Bu kadar büyük potansiyeli olan ülkelere daha büyük ticaret rakamları yakışır." TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner de "D-8'in önemi daha da artacak. Bunu, dünyadaki kriz sebebiyle daha iyi gözlemliyoruz" değerlendirmesini yaptı.
Türkiye ve dünya yalancı baharlarla oyalanamaz. Yaşanan olaylar, D-8'in ne kadar önemli, isabetli ve kuşatıcı olduğunu bütün açıklığıyla ortaya çıkarmıştır. Müslümanlarla ilgili kararların, yine müslümanlar tarafından oluşturulan uluslararası kuruluşlar tarafından verilmesinden başka çıkış yolu yoktur. Mevcut uluslararası kuruluşların müslümanlara karşı tutumları bellidir. Yapılacak olan D-8'i fonksiyonel hale getirmek ve Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş Bey'in ifadesiyle "Erbakanca duruş" ortaya koymaktır. Sayın Kurdaş, bu konudaki görüşlerini 21.9.2011 günü Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları İl Divan Toplantısı'nda şöyle seslendirmişti: "Erbakanca duruş Türkiye'de çok şeyi değiştirdi. İslam ülkelerine yön verdi. İslam dünyasının gerçek anlamda baharı O'ydu. O'nun fikirleriyle oluşan bahar hep devam edecektir."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




