2- Kur'ân-ı Kerîm'in lâfzını tanımak ve okumak: Kur'ân-ı Kerîm, okunuşuyla insanları ibadet sevabına ulaştıran bir kitaptır. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm bağlısının, Kur'ân-ı Kerîm'le tanışarak O'nu lâfzıyla okuyabilecek bir konuma gelmesi beklenir. Kulu ALLAH'a en çok yaklaştıran ibadetlerden biri namazdır. ALLAH Resûlünün gözümün nuru diye övdüğü4 namazın temel rükunlarından biri kıraat; yani Kur'ân-ı Kerîm okumaktır. Mazerete mebni diğer farzlar düşse bile sağırların dışında namazda Kur'ân-ı Kerîm okuma görevi, hiç kimseden düşmez. Bu durum, bu farzın önemini gösterir.
3- Kur'ân-ı Kerim'in mânâsını ve mesajını anlamaya çalışmak Kur'ân-ı Kerîm'le tanışan; O'nu orijinal harfleriyle okumayı öğrenen bir Müslümanın O'nun ilâhi nasihatlarını ve öğütlerini de anlayıp öğrenmesi gerekir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm anlaşılsın; tebligatı bilinsin diye indirilmiştir.
Hattâ Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin üsve-i hasene ve tebliğci olarak en büyük fonksiyonu Kur'ân-ı Kerîm'in daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Nitekim şu âyet-i kerime bu konuya işâret etmektedir.
"Ve sana da Kur'ân-ı Kerîm'i indirdik ki insanlara, kendilerine ne indirildiği açıkça anlatasın ve onlar da düşünüp öğüt alsınlar. Belki düşünürler."5
Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak için tefsirini okumak, sünnetteki uygulamalarını görmek ve İslâmî tatbîkattan haberdar olmak gerekir. Mushafı okumak, meâlini mütâlaa ve ardından tefsir ve sünnet bilgisi bu işin en kestirme yoludur.
Hz. Osman (R.A)nun şu sözü Kur'ân-ı Kerîm ile olan ilgiyi teşvik etmektedir. "Seven, sevgilisinin kelâmından doymaz." Kur'ân-ı Kerîm, sevgiliden gelen bir mektupsa O'nu okumak kadar anlamak, anlamak kadar istenileni yapmak da önemlidir. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm'i anladıktan sonra üzerimize düşen, emredilene uymak; yâni onu yaşamaktır.
4- Kur'ân-ı Kerîm'in emir ve tavsiyeleri istikametinde Müslüman-ca yaşamak: Kur'ân-ı Kerîm'in insanlar için kurmayı hedeflediği güzel dünyanın model insanı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. Kur'ân-ı Kerîm nizâmını, O'nun uyguladığı üslup ile rahmet ve şefkat unsurlarıyla yaşamak gerekir. Kur'ân-ı Kerîm:
"Ve muhakkak Sen, elbette yüce bir ahlâk üzeresin"6 âyet-i kerimesiyle O'nun ahlâkını övdüğü gibi, Hz. Aişe (R.Anha) validemiz kendisine O'nun ahlâkını soranlara:
"O'nun ahlâkı Kur'ân-ı Kerîm'di"7 sözüyle, O'nun canlı Kur'ân-ı Kerîm olduğunu anlatmak istemiştir. ALLAH Teâlâ, O'nun uygulamalarının model olduğunu, dolayısıyla emir ve yasaklarına uyulması gerektiğini vurgulamaktadır:
"Peygamber size ne verirse onu alın; size neyi yasakladıysa ondan da sakının, geri durun."8
Kur'an-ı Kerîm, bu model ile uygulanarak ahkâmı hayata geçirilecektir. Çünkü Mâide Sûresinde, 44, 45 ve 47. âyet-i kerimelerde: "ALLAH'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfir, zâlim ve fâsık" olarak nitelenmektedir. Kur'an ne ölü kitaptır. Ne de ölüler kitabı. O dipdiri, mesajları ile bir hayat kitabıdır. Nitekim merhum Akif:
"Kâh açar bakarız Nazm-ı celîlin yaprağına
Kâh üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur'an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için"
İfadeleriyle bu gerçeği anlatır.
Kur'an-ı Kerim bir deryâdır; herkes O'ndan elindeki kap kadar istifâde eder. Kur'an-ı Kerm bir güneştir; her toprak O'ndan kabiliyeti ölçüsünde yararlanır.
4- Nesâi, Nisa: 1, A.b.Hanbel, 3/128-129
5- Nahl Sûresi: 44
6- Kalem (Nûn) Sûresi: 4
7- Müslim; Müsafirun: 139, A.b.Hanbel, 216 No:25286
8- Haşr Sûresi: 7


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



