Ahlâk nedir? Bu sorunun cevabı çok büyük, çok uzun, etrafı çok geniştir. Aslında öz olarak bakarsak cevap kısadır, kısalığı şöyle; ahlâk insanın vicdanına karşı sorumluluğunu aklından çıkarmamasıdır; vicdansızlık yapmamasıdır. Ahlâkın büyük olması; insanın yolda yürümesinden, bir bakışından tutun; evde aile reisliğinden şirket ve devlet yöneticiliğine, uluslar arası ilişkilere kadar hacimlidir. Uzun olması; hayati bir değer taşıma meseledir. Genişliği ise; herkese göre değişen değil, herkesin ona göre değişerek kendine çeki düzen vermesidir.
İdeoloji sözcüğünü dünya görüşü olarak alırsak ahlâk ideolojidir; ama kesinlikle tutuculuk, bağnazlık ve fanatiklik değildir. Her insanın bir dünya görüşü; yaşam tarzı, algı biçimi ve biçemi; hissetme, duyma, düşünme ve görme 'kimliği' vardır. Öyleyse her insan başkasının dünya görüşü ve yaşam tarzına saygılı olmak zorundadır.
Günümüzde, Türkiye'de tek tiplilik almış başını gidiyor. Tek tipliliğin birinci sebebi özentidir. Özenti, bir şahsiyet ortaya koyamayan insanların özelliğidir. Diğeri ise yarış... Türkiye'de her insan bir yarış yaptığını zannediyor. Yarış sadece maddiyatta değil, maneviyatta da var ve 'yarış' olduğu için maneviyatın güncel hayatımızda pek bir etkisi olmuyor. Bütün bunlar 'düşünen kafa'larda olunca tehlike skalası daha da artıyor.
Evet, 'düşünen insan' kendi düşüncelerini bir yaşam biçimi halinde anonimleştirmek (herkesin kabul etmesi anlamında) isteyebilir. Bunun için gerekli çalışma yapabilir. Ama bu 'çalışma' bir yarışa dönmüşse orada artık çalışma ve eser meydana getirme yok; menfaat vardır. Menfaat maddi olan bir şeydir. Manevi bir şey vermek isteyen insan, menfaatine göre değil; maneviyatına yani ahlâkına göre hareket eder. Bu ince çizginin ayırtına varamamış 'küçük beyincikler', karşısındakini hiçbir şey bilmiyor zannederek 'hinlik' hatta 'cinlik' yapmaya çalışır. Menfaati gereği bugün iyi der sonraki gün menfaati bittiğinde kötü demeye başlar. Sözkonusu bu menfaat paradan daha tehlikelidir. Çünkü para verilen kişi parayı iade eder ve sorunu çözer. Ama bugün iyi bir insan dediğin bir insana yarın, ahlâki olarak yüz kızartacak bir şey yapmadıysa, kötü diyorsan burada korkunç tehlikeli bir şahsiyet sorunun var demektir. Bunun tersi de doğrudur; bugün kötü dediğin bir insana o kötülüğünü bitirmeden yani olumlu anlamda hiç değişmeden iyi diyebiliyorsan burada bir menfaat sözkonusudur. Bu durumlara anlık değişimler diyoruz. Bu, şahsiyeti oturmamışlıktır. Bu çeteciliktir. Bu dedikodu kazanını durmadan kaynatmaktır.
Ahlâklı bir insan anlık değişmez. Şahsiyetlidir. Şahsiyeti oturmuştur. Küçük hesaplarla işi olmaz. Çünkü o 'büyük pencere'den bakıyordur. Duruşu yukardandır. Sen ben kavgasına girmez 'eser'ine çalışır. Birine iyi dediyse -ki temel gerekçelerle iyi demiştir- iki gün sonra kötü diyemez; bu insan kendisine aykırı bir davranışta bulunmuş olsa bile. Ahlâk, bugün var yarın yok olmaz; çünkü ahlâk bir düşünce insanında (şair ve yazarlarda) temel gerekçelerle oluşur. Örneğin; sıkı bir solcu gerçekten ahlâklıdır. Neden? Çünkü yaşam tarzı öyledir; yeri geldiğinde dışlanmış, yeri geldiğinde horlanmış ama o olduğu yerden hiç kıpırdamamıştır. İnandıklarından vazgeçmemiştir. Bize ters gelebilir inandıkları ama inancında sağlam ve inancı için fiili olarak çalışmışsa bu insana saygı duymamız gerek. Bu insan anlık değişmez; popülariteye pabuç bırakmaz.
Ahlâk kişilere göre değişmez. Yer ve zamana göre değişmez. Ahlak kişileri, yeri ve zamanı olumlu anlamda değiştirir. Tekâmül insan gerçekliğinin tabiatıdır. Bu 'tabiat'ın en büyük gerçeği ahlâktır. Ahlâk olmayan 'yer' sanal gösterimlerden ibarettir. Bir 'ortam' sadece menfaatin direksiyonuyla çevriliyorsa orası 'insanî gerçek'likten uzak, değerleri laçkalaşmıştır. Değerlerine küçük kümeler inansa da bir süre sonra yok olmaya mahkûmdur çünkü büyük topluluklar inanmaz. Ve küçük topluluklar da o ortamdan bir süre sonra uzaklaşır.
Ahlâk insanın manevi kalesidir; üç kuruşluk menfaate koskoca kale teslim edilemez; ediliyorsa bu ahlâksızlıktır. Bir insan sadece birkaç insana göre dürüst olmamalıdır; 'iyi çoğunluğa' göre dürüst olmalıdır. Ahlâklı insanların retleri ve kabulleri çabuk değişmez/değiştirilemez. Çünkü ahlâklı insan, ahlâk dediğimiz yapının, temellerini çok sağlam attığı için reddettiğini niye reddettiğini, kabul ettiğini niye kabul ettiğini çok iyi bilir. Bu durumu hiçbir menfaat değiştiremez.
Bugün Türkiye'de, 'düşünen kafa'lar düşünce hayatımızda gerçekten büyük bir potansiyel ortaya koyamıyorsa, kitleleri etkileyemiyorsa bu ahlâk yoksunluğundandır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



