Gazetecilerden biri Pakistan'dan canlı yayın yapıyordu. Canlı yayında gazetecinin kulağına verilen haberi yayını keserek verdi.
Habere göre Hindistan'da tren bombalanmış ve onun haberini verirken İslamcı teröristlerin yaptığını söylemişti.
Canlı yayında karşısında duran Pakistanlı gazeteci anında "Hayır, bu İslamcıların yaptığı bir olaya benzemiyor" demişti.
Canlı yayın devam ederken pasaportunda Türk olduğu yazan gazeteci "Sayın seyirciler, şimdi aldığım habere göre olayı yapanların İslamcı teröristler olmadığı anlaşıldı" demişti.
Bunu şunun için hatırladım:
Hangi ninnilerle büyürsek o ninnilere göre hayatı yorumlarız.
Bağdat'ın işgalini görüntületmek için tankların üzerine alınan ve tankın namlusunun yönüne göre fotoğraf çeken gazeteciler o günlerde epeyce aşağılanmışlardı.
Peki, tankın üzerinden fotoğraf çekenler aşağılanırken İşadamlarının yanlarında taşıdığı ve doların üzerinden fotoğraf çekmesi istendiği gazeteciler veya siyasilerin yanında taşınarak "apar" dendiğinde avı yakalayanlar hakkında neden aynı tepkiler verilmez.
Darbelerde askerlerin yanında yer alan, darbeler geçince demokratlık ayaklarına yatan, fotoğraf, haber ve makalelerini ona göre yazanlar embedded sayılmazlar mı?
Bir zamanlar "En büyük Rusya" veya "En büyük Amerika" derken şimdilerde koro halinde "En büyük Amerika, onsuz nefes alamayız" diyenler, bütün embeddedlerin öncüleri değiller mi?.
Sizi bilmem ama ben, ister sağdan olsun, ister soldan olsun, gücün yanında yer alan, hiçbir değeri olmayan, paradan başka tapınak tanımayan bu adamların yazılarını okumam, televizyonda karaltısını görsem bir anlığına "Ne diyor" diye dahi dinleyemem.
Tanıyanlarım bilirler.
Yedi kocalı Hürmüzleri değil, yedi yüz kocalı da olsa günahını Allah'ın afvına havale eder iyilikler dilerim.
Bilmem nerenin canavarı veya filan şehrin sapığı diye teşhir edilenler için "Allah akıl-fikir versin" der, param olsa tedavileri için harcayabilirim.
Bunların suçu belirli şahıslar ve sayılarla sınırlıdır.
Amsterdam'ın dam meydanındaki ahlaksızları, Notrdam'ın kamburu ve papazı gibi insanları anlamaya çalışırım ama güçten başka hiçbir değer tanımayanları anlamam mümkün değil.
Çünkü bunların suçu veba mikrobu gibi, domuz gribi gibi, verem gibi, aids gibi sirayet edicidir.
Ahlaksızlığın bin bir çeşidini yapan, magazin gazetecileri tarafından hep aşağılanan kadın veya erkekler, bunların yanında bin defa Haliç suyunda yıkanmış adamlardırlar.
Biz, her gün namazımızın her rekatında Fatiha suresini okur ve en sonunda bütün sapıkları üreten sapıkların yolunu değil, Allah'ın gösterdiği doğru yolu istediğimizi tekrarlarız.
Her şeyi dünyevi çıkarlara göre ayarlayan, maddeye tapınan ve kıblesi para olan iki yüzlü değil bin bir suratlı bu tür münafıklar için Rabbimiz buyurur:
"Muhakkak münâfıklar, ateşin en alt katındadırlar. Sen onlara yardımcı da bulamazsın." (Nisa suresi ayet 145)
Ayet böyle diyor ve arkasından gelen ayet tevbe kapısının açık olduğunu haber veriyor:
"Ancak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar, dinlerini yalnız Allah'a halis kılanlar hariç. İşte bunlar mü'minlerle beraberdirler ve Allah yakında mü'minlere büyük mükâfat verecektir. (Nisa suresi ayet 146)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



