Özellikle de belli bir öneme haiz insanların belki hemen tamamının karşı karşıya bulunduğu bir mesele: Anlaşılmamak, daha da kötüsü yanlış anlaşılmak.
Bundan daha vahim olanı da, muhtemelen çok iyi anlaşıldıkları halde bazı açılardan tehlikeli addedildikleri için anlamazlıktan gelinip, başkaları tarafından da anlaşılmamaları için önlerine engeller çıkarılan insanların durumudur herhalde: Erbakan Hoca gibi...
Erbakan Hoca'nın vefatı sonrasında yazılıp çizilenlere ve söylenenlere baktığımız zaman, 'Merhum Erbakan Hoca'yı bir kişi anlamış ama o da yanlış anlamış' deme ihtiyacı duymuyor olsak da, çoğu kişinin ısrarla kendi zaviyesinden bakma alışkanlığını sürdürdüğünü ve Erbakan Hoca'nın tam olarak kim olduğu ve ne yapmak istediği hususunda, kafaların hala karışık olduğunu görüyoruz. Bulundukları konumun ve ellerinden gitmesinden korktukları hayat standartlarının bir diyeti olarak, Erbakan'ı anlamazlıktan gelme ve başkaları tarafından anlaşılmasını da mutlaka engelleme görevini uzunca bir süre ve de başarıyla(!) devam ettirenler, O'nun vefatıyla ağır bir yükten kurtulmuş gibiler sanki.
Ancak, yazıp söylediklerinin satır aralarında, biraz da olsa pişmanlık var... Erbakan'ın neler yapmak istediğini iyi bilen ve bunların engellenmesi için sürdürülen girişimlerde şöyle veya böyle ciddi şekilde katkıda bulunmuş olmanın pişmanlığı... Hayatını öğrenci, akademisyen, fabrika kurucusu, Odalar Birliği Genel Sekreteri, Odalar Birliği Başkanı, bağımsız siyasetçi, parti genel başkanı, milletvekili, bakan, başbakan yardımcısı, başbakan, mahpus, siyaseten yasaklı... gibi dönemlere ayırabileceğimiz Erbakan Hoca'da kesintisiz olan tek şeyin, ülkemize ve insanına olan aşırı düşkünlüğü ve onlar için mutlaka bir şeyler yapabilme arzusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kalkınabilmek için gereken hemen her türlü imkana sahip bir ülkemizin, 'geri kalmış' olmasını kesinlikle hazmedemeyen ve bunun 'geri kal-dırıl-mış'lıktan kaynaklanan kısmı ile mücadele planları yaparken; bir yandan da bu cendereden kurtulabilmek için adımlar atmaya çalışıyordu.
Gümüş Motor girişimi, Odalar Birliği'ndeki Genel Sekreterlik ve Başkanlık dönemi, memlekette çarkların nasıl döndüğünü iyice anlamasına yarayan önemli bir dönemdi, Erbakan Hoca'nın.
Türkiye'nin motorunu yapmaya çalışan insan, bazıları tarafından taltif edilirken, başka bazıları tarafından açıkça engellenmeye çalışılıyor ve maalesef engelleme çalışmaları başarıya ulaşabiliyor ve bu ülkede motor yapılabilmesine, görünüşte bu ülkenin insanı olanlar tarafından mani olunuyordu..
Ülkenin zenginliklerini, kalkınma amacıyla üretim yapabilecek insanlara kredi olarak aktarma girişiminin önü de kalın duvarlarla örülmüştü. Türkiye, geri kalmışlığa mahkum edilmişti ve dışardaki sümürücüler, içerdeki uzantıları olan işbirlikçileriyle beraber, nerdeyse bu durumun kırılabileceği bütün mekanizmalara hakim durumdaydılar...
Bu mekanizmalarla baş edebilmenin yolu, ağırlıklı olarak hükümet etmekten geçiyor ve problemler ancak siyasetle halledilebilecek gibi gözüküyordu.
Mevcut bir parti içinde başlamayı düşündüğü siyaset yolculuğuna, kendisi gibi düşünen bazı arkadaşlarıyla, bağımsız olarak başlayıp; ülkesinin kalkınması ateşiyle yanan bir insan olarak, gittiği her yerde ulaşabildiği insanlar tarafından baş tacı edilirken, ülkemizin kalkınması ihtimalinden ürkenler tarafından da, her türlü kötü muameleye maruz bırakıldı...
Erbakan Hoca'nın yolculuğu boyunca yaşananlar, memleketimizde ve dünyada neler olup bittiğini daha iyi anlamamız açısından çok büyük bir öneme sahiptir...
Konuya yarın devam edelim, inşallah...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



