Eğer birisi kalkıp size nerelisin diye sorduğunda doyduğunuz yer değil de hemen doğduğunuz yer geliyorsa, yaşadığınız kentle hâlâ sorununuz var demektir. Havasını soluduğunuz, çoluk çocuk sahibi olduğunuz, işinizi kurup kariyerinizi yükselttiğiniz kentle aidiyet kurmayıp hâlâ aklınız kopup geldiğiniz topraklarda ise ortada gerçekten sosyolojik vaka diyebileceğimiz cinsten bir durum vardır. Bu durumu Ankara'ya uyarladığımızda neden bu kente karşı yalnızlık yaşadığımızı daha kolay anlarız. Kentin içinde, kentin kalabalığına rağmen tarifsiz bir yalnızlık yaşıyorsanız doğru düzgün kent okumaları yapmadığımızdan olsa gerektir. Kent siz ona adım atıp ona doğru gözlerinizi açtığınız zaman var olandır. Siz onu hazır bulmuşsunuzdur bir kere. Peki, yaşadığınız kent size gelinceye kadar hangi aşamalardan geçmiştir acaba? İşte imkânlar dâhilinde el yordamıyla bir araya getirdiğim Ankara'ya dair şehir-insan ilişkisini içeren noktalar:
* Ankara'nın önemli semtlerinden birinin adı Balgat'tır. Her semt kendince önemlidir buna itirazımız yok elbet. Ama "Balgat" der geçeriz de, nedir ne değildir, neden bu ad konulmuştur bu semte diye işin burasını hiç kurcalamayız. Oysa sokaklarında dolaşacağı semtin adının ne anlama geldiğini insan bilirse her şeyden evvel yürüyüşü değişir. Çok şeyler anlatılmıştır bu konuda. Bir söylenceye göre bu semte Balgat adının verilmesi Atatürk'ün Milli Mücadele için Ankara'ya yaptığı bir ziyaretle ilgilidir. Güya Atatürk Milli Mücadele azmiyle dolu olan insanlarla bir araya gelip çay içerken, çayına şeker istemiş fakat şeker bulunamadığından içlerinden biri Atatürk'e seslenerek: "Şeker yok, bal gat paşam, bal gat!" demiş. O günden sonra semtin adı Balgat olarak kalmıştır.
Araştırmacı Önder Şenyapılı 2004'te yazdığı Ne Demek Ankara; Balgat Niye Balgat adlı eserinde Balgat'ın birçok kültürde Tanrı anlamına gelen "Baal" sözcüğü ile Sanskritçede "Birinci" ve "İlk" anlamına gelen "Gat" sözcüğünün birleşmesiyle meydana geldiğini, dolayısıyla "Tanrıların Tanrısı" gibi bir anlam ifade ettiğini söylüyor. Bir zamanlar burada büyük bir tapınağın olma ihtimalini de göz ardı etmiyor.
* Zamanın değerini bilmekle kalmayıp aynı zamanda insanlara da bunu en güzel şekilde bütün sessizliklerine rağmen anlatıp kavratan anıtlar saat kuleleridir. Randevular kimse kimseye zamana dair bahane üretmesin diye bu saat kulelerinin altında verilir. Bu kulelerin bir kısmı zamana ve saatlere dayanamamış olsa da belli bir kısmı hâlâ ayaktadır. Saat kulelerinin en yaygın olarak inşa edildiği dönem II. Abdülhamit dönemidir. Merkezi yönetimin gücünü gösterme amacı taşıyan bu saatlerden önemli bir tanesi de Ankara'dadır. Ankara Kalesi hisar kapısının sol burcu üzerine inşa edilen saat kulesinin başta tarihi alışveriş merkezi Saman Pazarı olmak üzere çevreye hizmet vermesi hedeflenmişti. "Her şehre bir saat kulesi" anlayışının bir ürünü olan bu kule II. Abdülhamit'in dirayetli, ibnül vakt bir hükümdar olduğunu Ankara cephesinden göstermektedir.
* Senin bu yaptığını Çorumlu yapmaz, sözünü bilirsiniz. Övgü müdür, yergi midir, konuşana ve yapılan işe göre değişen bir ifadedir bu. Aradım taradım bu sözün söyleniş gerekçesine dair makul bir öykü bulamadım. En iyisi kendim kurgulayayım diyerek başladım yazmaya. İşte yazdıklarım ve yazdıklarımın Ankara'ya doğru uzayıp giden tarafı: "Efendim, insan bir parça ekmek için yerini yurdunu terk etmez. Terk etmemeli en azından. Haydi diyelim insanlar İstanbul'a taşında ve toprağında altın var diyerek kafile kafile gidiyorlar. Ya Ankara? İnsan Çorumlu olur da Ankara'ya ne diye geçimlik olsun diye gider. Halbuki ne altın var, ne gümüş. Tez elden caydırmak için şehrin sadık bekçileri hemen bir söz ihdas etmişler Ankara'ya göç etmek üzere valizini hazırlayanlara: 'senin bu yaptığını Çorumlu yapmaz!" diye. Yani denilmek isteniyor ki, ey kaçıp gitmeyi kafaya koyan kişi, sen gerçek bir Çorumlu olsaydın topraklarını bırakıp da Ankara'ya doğru gitmezdin.' Bu söz fazla etki etmemiş olmalı ki Ankara şehrinin nüfus yoğunluğuna baktığımızda en büyük oranı Çorumluların oluşturduğunu görüyoruz. Edindiğimiz güvenilir bilgilere göre bugün Ankara nüfusunun yaklaşık 1 milyona yakınını Çorumlular oluşturmaktadır. Ki bu bütün nüfus içerisinde ilk sıraya tekabül etmektedir. Dahası Ankara'da bugün Çorumlulara ait 180'i aşkın dernek mevcuttur.
* Abidinpaşa, Ankara'nın orta halli insanlarını barındıran bir semt. İsmini aynı zamanda Abidin Dino'nun dedesi olan Abidin Paşa'dan almıştır. Ankara'da valilik yapmış olan Abidin Paşa'nın bu semtte köşkü de vardır. Abidinpaşa en havadar semt olarak bilinir. Hatta Abidin Paşa ikamet edeceği yerin havadar bir yer olması için küçük çaplı bir test yapmış. Ankara'nın çeşitli yerlerine ciğer astırmış, en son bugünkü Abidinpaşa'daki ciğer çürüdüğü için köşkünü buraya yaptırmış. Abidin Paşa'nın Ankara için bir önemli tarafı da Ankara'ya suyu ilk getiren kişi olmasıdır.
* Ankara deyip de Nevzat Tandoğan'ı es geçmek olur mu hiç! Çoğu onu Ankara'da Aşağı Ayrancı ile Kavaklıdere arasında bir caddenin isminden ibaret sanır. Her yönüyle enteresan, her açıdan tarihe geçmeyi fazlasıyla hak etmiş bir şahsiyettir. On sekiz yıl gibi uzun süre devam eden Ankara Valiliği ve Belediye Başkanlığı 1946 yılındaki ölümüne kadar sürmüştür. Tek parti iktidarının ve bürokrasisinin sembol isimlerindendir. Ben bilirimci, tek adamcı karakteriyle ünlenmiştir. Onun anlayışına göre, yapılacak bir iş, atılacak bir adım ilk önce kendileri tarafından icra edilecektir. Onun, "Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse, onu da biz getiririz, size ne oluyor?" sözü dönemin karakteristiğini ortaya koyan ifadeler olarak siyasi tarihimize geçmiştir. Anadolu insanına bakışını en iyi yansıtan tarihi örneklerden biri de vali iken tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti'ye sarf ettiği şu sözlerdir: "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek." (Doç. Dr. Özcan Yeniçeri, Yönetim ve Bürokrasinin Yozlaşmadaki Rolü)
Nevzat Tandoğan'ın Said Nursi'ye yaptığı muamele daha sert ve daha kabadır. Abdülkadir Badıllı'nın Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı kitabında anlattığına göre, 13 Ekim 1943 tarihinde Said Nursi yaka paça Ankara'ya getirilir ve hemen vilayete çıkarılır. Tandoğan Said Nursi'yi başındaki sarığı çıkarıp şapka giymeye zorlar. Bediüzzaman ise boynunu göstererek: "Bu külah ancak bu kelle ile beraber çıkar" karşılığını verir. Bu olay üzerine hiç kimseye hiçbir zaman beddua etmediği bilinen Bediüzzaman ilk bedduasını Nevzat Tandoğan'a karşı eder: "Başından bulasın!" Bu hadiseden aylar sonra 1946'da psikolojik problemler içinde bocalayan Vali Nevzat Tandoğan kendi eliyle kafasına tabancayı dayayıp intihar eder.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



