Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi ve ünlü film yıldızı Angelina Jolie'nin Hatay'da Altınözü'nde kurulan çadırkenti ziyaret etmesi, gazetelerde yer aldı.
Jolie için hazırlanan ve üzerinde Türkçe-İngilizce olarak "Dünyanın iyilik meleği hoşgeldin!" yazılı dev bir pankart asılmış.
Suriyeli bir grup, slogan atarak Devlet Başkanı Beşşar Esad'ı da protesto etmiş.
Jolie için sıkı güvenlik önlemleri alınmış. Bence öncelikle bizim magazinci basından korumak lazım Jolie'yi, başka güçlerden değil.
Jolie'nin hassasiyeti sevindirici. Hollywood yıldızının bu tür insani faaliyetlerde bulunması kuşkusuz dünyanın dikkatini Suriye üzerine çekecek. Türkiye'nin de bölgede ne kadar söz sahibi olduğunu da hatırlatacak bir bakıma.
Malum, ünlü aktrist Jolie'nin ilk yönetmenlik denemesi olan ve Bosna'daki savaş yıllarında geçen bir aşk hikayesini konu alan filmin haberi de dikkat çekmişti...
Çekimleri halen Macaristan'da devam eden filmin haberi medyanın gündemine oturmuştu.
Bir ara, Macaristan'da çekimler devam ederken filmin Saraybosna ve Zenitsa kentlerindeki çekim izni problem teşkil etmişti.
Bosna yetkilileri sudan bahaneler göstererek çekim iznini iptal ettiğini söyledi ama işin ciddiyeti sonradan anlaşıldı. Zira, asıl itiraz Boşnak kadınlardan gelmiş ve buna müsaade etmeyeceklerini söylemişlerdi.
Kızgın olan Bakire Haseçiç'ti...
Vişegrad kentinde, 1992 yılında liseye giden kızıyla birlikte tecavüze uğrayan ve bunun üzerine kurduğu dernekle 25 bine yakın tecavüz mağduru kadının ifadesini toplayarak Lahey'deki uluslararası savaş suçları mahkemesine sunan Haseçiç'ten bahsediyoruz.
Başından geçen olaylar, istismar edilmemeli ve sulandırılmadan gündeme getirilmeliydi.
Haseçiç, açıklamasında, filmin konusunun "tecavüzcüsüne aşık olan bir Boşnak kadının hikayesi" yerine "Bizim için sadece 'toplama kampında aşk' ifadesinin kullanılması yeterlidir" diyordu.
"Günlerdir savaş mağduru kadınlar bizi arıyor ve yaşadıklarımızın asla böyle bir filmle yansıtılmayacağını söylüyorlar" diyordu.
Kendilerine hala filmin senaryosunun içeriğinin verilmediğinden dert yanıyor... Haseçiç özetle şöyle diyordu:
"Toplama kampında aşk olamaz. Böyle bir olay, büyük bir yalan... Tarihimizin, yaşadığımız katliamın, soykırımın saptırılması olur. Toplama kampında aşkı/ sevgiyi, ancak çocuğunuz için hissedersiniz.
Onu kurtarmak için her şeyinizi verirsiniz. Böyle bir hikayeyle tekrar savaş kurbanlarına hakaret ediliyor. Bu hepimizin, Müslümanların küçük düşürülmesi olur. Her şeyin arkasında dururuz, ama bir kurbanın tecavüzcüsüne aşık olabileceğini kesinlikle kabul edemeyiz." (Basın)
Haseçiç eklemişti:"Lütfen Jolie'ye sorun; boynuna bıçak dayatılarak tecavüze uğramak aşk mı oluyor?" diye.
Jolie'nin belki unuttuğu bir şey vardı: Filmi "insani" boyutuyla ele alırkan, "din"i boyutunu teğet geçiyor.
Batılı bir kadın bakışı ile Doğulu bir kadının bakışı arasındaki farkı henüz kestiremiyor.
Batı toplumu ile Doğu toplumunu birbirinden ayıran en belirgin özellik, kuşku yok ki iki toplumun insana bakışı ve onu yeniden yorumlama biçimidir. Batıda "aydınlar" insana "insanın kurdu" olarak bakar.
Birey olarak vicdana dayanan muhasebelerde en acımasız ölçüler kullanılarak insani tanımlamalar yapar.
Batı insanında "merhameti" ağızların kirli sakızı olarak algılanır. Bu sebeple ki Batı toplumlarının hafızalarında, dünya tarih sahnesinde yer alan en büyük katliam, soykırım ve insanlık suçları kara bir leke gibi durur.
Ya Doğu toplumları? İnsanı bir "değer" olarak algılar ve ilişkilerini de bu mantık silsilesi içinde gerçekleştirir.
Doğu, aşkın vatanıdır, insan hayatının en önemli kaynağı olan dini kaynaklara bile bakıldığında aradaki fark kendini hissettirir.
Batının inandığı "Kitabı Mukaddes" seçilmiş bir ırkın varlığından bahsederken, doğulunun "Mukaddes kitabı" insan ve aşk teması işlenir. Kur'an ne güzel bir örnektir.
Doğu ile Batı arasındaki farkı anlatmamızdaki kasıt, farklı dinlerde olduğumuzu ifade edebilmek içindir.
Dolayısıyla başka bir dine mensup olan birinin "Müslüman bir kadını" anlayabilmesi, yaşadıklarını kavrayabilmesi zordur. Haseçiç bize bunu anlatmaya çalışıyor bekli de.
Birleşmiş Milletler iyi niyet temsilcisi Angeline Jolie eğer gerçekten "samimi" ise, Suriye'den sonra, doğrudan Filistin'e gider ve oradaki sefaleti görür! Hatta Mavi Marmara'ya binip Gazze'de olup bitenleri bizatihi yaşasın.
Gerçek yaşamın Hollywood'dan göründüğü gibi olmadığını görecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



