Batı bilmez, bizim bir bülbül sevdamız vardır. Edebiyatımızda derin yeri bulunur. Âşıklarda büyük hatırı saklıdır. Eskiler Ona "andelib", ya da "hazer" derdi. Her yıl nisan ayı geldiğinde gece ötüşleri ile bambaşka ruhani iklimleri hediye eden bu zarif kuşu, insan ne kadar dinlesin ki usansın.
Bazen komşulara soruyorum, "dinlediniz mi dün gece iyice coştu" umursamaz sormaktalar, "kimi dinlemeliydik".
Kimi olacak o büyük ses sanatkârını.
"Hı televizyonda diziye dalmışım, hangi şarkıcıydı kaçırmışım" demekteler.
İnsanlar artık kendilerini tutsak eden televizyondan izin alamadığından balkona çıkma, bülbül dinleme gibi bir ruh eğlentisini de yitirdi.
O da, "out" olarak geçmiş zaman tavırları arasına gönderildi.
İşin acısı bülbül sesini serçeden ayıramayacak bir saflık da; insanların genlerine yerleşti.
Bazen misafirlerime, "duyuyor musunuz, bu sabah ne kadar değişik nameler terennüm etmekte" diye dikkatlerini o muhteşem sese çekmeye uğraşmaktayım.
"Ne sesi" demekteler.
Bu duyduğunuz, bülbül diyorum, ya öylemi diye, benim olağanüstü önemli bulduğum o muhteşem musikiye hiç ilgi göstermemekteler.
Rahmetli anneciğim genelde serin geçen nisanlarda, omuzlarına hırkasını alır, balkona ya da çiçek bahçesine çıkar, saatlerce sessizce huşu ile bülbülü dinlerdi.
O da annesinin gül bahçesine inip, nasıl bülbülü dinlediğini anlatırdı.
Bizim evde bu görevi ben devraldım.
Çocuklardan, şimdilik bu konuya ilgi duyan yok, belki de bülbül dinlemek bir yaşlılık alameti, herkes annesinin hatıra sağanağından çekip almak istemekte, kim bilir.
Bu bahar, hava çok soğuk, donuyorum onu dinlerken ama andelib; musikisine hiç soğuk ayarı vermedi, coştu coştu, o minicik gırtlağı ile etrafı yüksek musiki ile donattı.
Gece ötücüsü dense de, bazen musikisini gündüz de sürdürdü.
Onu görebilmek için çok uğraştım; mavi gerdan mı, Arap bülbülü mü, ardıç mı, çalı bülbülümü, kızıl gerdan mı yoksa İran bülbülü mü?
Mümkünü yok kendisini göstermedi.
Nisan'da işine hiçbir kuş karışmaz.
Ama mayısta biraz yorulunca etraftan diğer kuşlar, bazen bed sesleri ile biz de varız demiyorlar mı?
Ansiklopediler onun için Eylül de Afrika ya, Sahra'ya, Irak, Kenya, Mısır'a gittiğini söyleseler de, bizim mahallenin bülbülü, mayısın belli bir günü ayrılıp gitmekte.
Bu yıl biraz acıdı da, halimize; gidişini uzattı.
Her gece dinliyorum, acaba bu son gecesi midir, hüzün faslı mıdır diye.
Zira bülbül sesinde 24 name tespit edilmiş ama hiçbir hece diğerine benzememekte.
O son geceyi asla haber vermediğinden, gidişi ile sokak tam bir matem alanına dönmekte.
Diğer kuşlar, onun bıraktığı boşluğu gündüz doldurmak için ellerinden geleni yapmaktalar ama okuyuşları sadece işkence olmakta.
Edebiyatımızda aydınlar onun için eserler vermişler.
Fazlı ve Bahaî, "Gül ü Bülbül" isimli yapıtlar kaleme almışlar.
Âşıklar onunla kendilerini özdeşleştirmişler.
Hatta romantik şairler bülbülü âşık, gülü sevgili olarak formatlamışlar.
Hakikatte ise hiç öyle değil.
Bülbül gözü dışarıda olmayan, yârine sadık bir aile babası.
Erkek bülbül dişilerinden daha iyi ötmekte.
Bu muhteşem konseri, şairler öyle sansa da asla bir gül için değil eşlerine vermekteler.
Yumurtaları üzerine kuluçkaya yatan dişisini, bu şahane musiki ile eğlendirmek asıl amacı.
Erkek bülbül, yârinin bu sıkıntılı döneminde ona yardımcı olacak kadar nazik.
İnsanoğlunun aklından bile geçiremeyeceği zarafet.
Düşünün bir, hamile olan kaç kadın; eşinden böyle bir ilgi görmektedir.
Kadının sancısı tutsa da adam, maçı seyretmektedir.
Bu içli Hazer, bununla da kalmaz; hayat arkadaşına yardım için, öğle vakitleri birkaç saat kuluçkaya yatarak, eşinin sıkılmasını önlemeye çalışır.
Karnı burnunda kadınlar, canları ile uğraşırken; bırakın yardım görmeyi, eşlerinden güzel bir söze hasret kaldıklarını ne kadar çok anlatırlar.
Beyler, eşlerine karşı nezaket sınavında, bülbüllerin aile hayatlarına biraz baksalar, öğrenecekleri çok şey olacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



