Yeni anayasa konusu beş yıldır gündeme getirilen ama bir türlü yapılamayan aslında biraz da kabak tadı verdi diyecek düzeye inen bir konudur. Fakat biz umudumuzu yitirmiş değiliz. Çünkü millet bir konuda umutlu ise biz de umutlu oluyoruz, en azından böyle olmalıyız diye düşünüyoruz. Yoksa "o herkesler"den değiliz. Milletin hayrı için kişisellikten sıyrılıp kolektif bir ruhun meydana gelmesi her birey için faydalı olacaktır. Öyleyse anayasadan önce milletin değişmesi gerekir. Yeni bir anayasa yapılacak ama hâlihazırdaki halk bu anayasaya uygun mu? Burada meseleyi aşırı devletçi bir yazarın "yeter ki devlet olsun millet nereden olsa bulunur" veciz sözüne getirmek istemiyorum. Millet olmazsa yani millet 'olmayacak kadar kötü durumda' ise devletin varlığının ne önemi var.
Türkiye'de 2000'li yıllarda bir çağ kapandı yeni bir çağ açıldı; bu 'yeni'yi ister kabul edelim ister etmeyelim bu böyle. Sosyal bilinçlenme diyebileceğimiz bir devrim kendiliğinden hayat buldu Türkiye'de. Siyasal kurumlar da buna göre değişmek zorunda kaldı. Artık millet her herzeyi yutmuyor. Bunda kitap, gazete, televizyon ve internetin çok geniş bir alanda aşırı bir şekilde yaygınlaşmasının büyük payı vardır. Özellikle basın 'doğru yerde' durmayı epeyce öğrendi; rütbeli askerlerden aldığı brifing ve direktiflerle hükümet yıkan hükümet kuran basın yerine halkın gerçeklerini yansıtan basın arttı ve yaygınlaştı. Müslüman halkın gerçeklerini yazı, haber ve resim olarak gören basın artık öyle eskisi gibi sıkılgan da değil. Bütün bunları göz önünde bulundurarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye insanının bireysel, sosyal ve siyasal hayatı tamamen değişti. Özellikle sosyal hayat değişimi gözle görülür şekilde kendini göstermiştir. Artık bu değişimin önüne kimse duramaz. Çünkü değişimin önünde gençler var yani değişimin öncülüğünü gençler yapıyor; üniversiteyi bitirmiş, devlet iş vermese de ekmeğini taştan çıkartan pırıl prırl bir gençlik var Türkiye'de. Fakat devlet ve erkânı (devleti yönetenler, TBMM'deki siyasi parti liderleri) değişim ve gelişimde milletten geriye düşmüştür. Türkiye Cumhuriyeti devleti Türkiye halkından çok geride bir yapıdır. Düşünün, hemen akla gelebilecek bir örnek verelim; 19 Mayıs Bayramı kalkacak diye devletin bazı 'gizli mihrakları' tarafından yönlendirilen bazı medya "olmaz böyle şey" diye ayağa kalkıyor. Oysa ileri demokrasi olan devletlerde böyle faşist kutlamalar böyle diktatör bayramları olmaz, yoktur. Faşizme ve diktaya karşı gelmiyorlar da taraf oluyorlar. Bu, millet hayatından geri düşmektir.
Sözü fazla uzatmadan yeni anayasa hakkındaki fikirlerimize dair maddelerimize (geçen hafta kaldığımız maddeden devamla) geçelim:
9-Türkiye Cumhuriyeti resmi bayramları tamamen kaldırılmalıdır. Bu bayramların kutlanmalarını emreden bütün yasal dayanaklar (kanunlar) tamamen yürürlükten kaldırılmalıdır. On Kasım anmaları kaldırılmalıdır. Vefat etmiş bir lidere ancak dua edilir. Bir dakika iki dakika bilmem kaç dakika ayakta sessizce beklemek çok komik bir durumdur. Saygı duruşu deyimi kadar komik bir tamlama ancak üçüncü dünya ülkelerinde vardır. Yeni anayasa halkın anayasası olacaksa halkın istemediği bu resmi anma ve bayramlar kaldırılmalıdır. Türkiye halkının iki tane bayramı vardır, bu da; Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı'dır. Resmi bayramları kimse isteyerek kutlamıyor, ben çok seviyorum diyerek kimse kimseyi kandırmasın. Çok seven olsa bir kere Ramazan ya da Kurban Bayramı geldiğindeki gibi bir telaş bir sevinç olur halkta, oysa halk ve halk çocukları resmi bayramlarda şu tören bitse de buradan bir gitseydik derler. 19 Mayıs'ta tam gün tatil denilse, hiçbir lise öğrencisinin okulda kalıp da yok hocam ben bu 19 Mayıs'ı kutlamak istiyorum diyeceğini hiç sanmıyorum, sanan varsa denesin görelim. Oysa Ramazan ya da Kurban Bayramı'nda çalışan çocuk bile bayram kutlama telaşındadır. Niye? Çünkü bu bayramlar dayatma değil, inanç ve gönül işidir. Resmi bayramlar ise dayatmadır.
10-Anayasa'daki Türkiye sosyal bir devlettir ilkesinin içeriği genişletilerek somutlaştırılmalıdır. Hâlihazırda devletin sosyal bir devlet olduğunu gösteren pek bir uygulama görülmemiş/görülmedi. TOKİ olmasa sosyal devlet ilkesi kâğıt üzerinde kalacak. Ki TOKİ de sosyal sorumluluk için yeterli bir kurum değil. Neden? Anlayış yoksunluğundan. TOKİ sosyal devlet ilkesi gereği kurulmuş bir devlet kurumu olmasına rağmen işleyişi bir emlak dükkânı gibidir. Bir kere TOKİ yaptığı mimaride yeni bir İslam mimarisi ortaya koyamamıştır. İkincisi, vatandaştan çuvalla para alan bir kurum. Nerede kaldı sosyal devlet? Kâğıt üzerinde! Sosyal devlet ilkesi somutlaştırılmalı dedik; nedir bu? Türkiye'de kira olayını bitirecek somut projeler üretilmeye dayanak yasalar olmalıdır. İşyeri ya da mesken fark etmez; ileri demokrasi de kira kavramı olmaz. Kaldı ki devlet vatandaşını ileri refah düzeyinde yaşatmak zorundadır. İleri demokrasi deyip ülkedeki işyerlerinde açlık sınırının altında maaş veriliyorsa ve yasalar işçiden çok işvereni koruyorsa buna ileri demokrasi denemez; bu olsa olsa üçüncü dünya ülkeleri düzeyidir. Sosyal devlet ilkesi fiile geçmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin asgari ücretin (günümüz için söylersek) net 2000 (İki Bin) TL olmasını sağlayacak yasa yapılmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



