Satranç antik çağlarda İran, Arabistan ve Hindistan’da doğmuş bir oyun türü olarak bilinir. Hatta isminin bile anlamı “ 4 taburlu ordu” manasına gelir. Aslında, tam anlamı ile bir savaş oyunudur. Satranç, savaş, strateji, taktik ve tüm savaş alanının tamamını düşünerek ve bütün verileri göz önüne alarak hamle yapmak ve kazanmak sanatıdır.
Bu ülkelerden çıkan satranç Bizans ve Avrupa’ya ulaşmış, Mısır ve Kuzey Afrika’yı dolaşmış ve Müslümanların orduları ile ta İspanya’ya varmış ve sonra da bir dünya oyunu haline gelmiş çok değerli bir oyundur.
Eski çağlarda devlet adamlarının, komutanların, siyasetçilerin, aydın kesimin bilmesi gereken bir eğitim olarak görülmüş ve kullanılmıştır. Adeta günümüzün, “conflict control ve resolution” yani modern deyimle, “çatışma kontrol ve yönlendirilmesi stratejisi” eğitiminin öncü tatbikatı olarak da düşünülebilir. Satranç, üst seviyeli düşünme, zekâ, taktik ve doğru karara dayanan bir savaş ve kazanma oyunudur.
ABD’nin istek ve söylemleri:
Bugün ABD bütün dikkatini İran’ın izolasyonuna vermiş durumdadır. Uzun bir süre İran’ın nükleer bir tehdit olarak bütün dünyayı, ama daha çok Orta Doğu’yu ve özellikle de İsrail’i tehdit ettiğini savunmuştur. Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu, tüm nükleer çalışmalar yapan ülkeleri kontrol ettikleri gibi, tesislerini onlara her zaman açan ve üyeleri olan İran’ı da denetlemiş ve İran’ın şu aşamada sadece enerji ihtiyacını karşılamak üzere çalışmalar yaptığını ve bomba üretimi teknolojisinden uzak olduğunu bildirmiştir. Yani İran hakkında “temiz raporu” vermiştir. Hem de bir defa değil, son yıllarda istek üzerine yapılan kontrollerle birçok defa bunu vermiştir.
İlk defa dünya ve özellikle Avrupa devletlerini İran’a karşı cephe almaya zorlayan ABD, bu raporlara rağmen ısrarından vazgeçmemiş ve bu sefer de Iran’ın Irak’taki çatışmalara müdahale ettiğini, başta Şii gruplara, daha sonra da bütün direniş guruplarına yardım ettiğini ileri sürerek, bu devletin derhal durdurulması ve nükleer çalışmalarının da bir şekilde yok edilmesi gerektiğinde ısrarcı olmuştur.
İsrail de, İran konusunda gerekirse harekete geçeceklerini açıklamıştır. Irak tesislerini vurdukları gibi, burada da ABD yardımı ile gerekeni yapacaklarını söylemişlerdir.
İran konusu, Amerikan seçimlerine de malzeme olmuş, gerek Cumhuriyetçi McCain ve gerekse Demokratların her iki adayı Barak Obama ve Hillary Clinton, bu konuda daha kararlı ve korkutucu konuşmalar yapabilmek için adeta birbirleri ile yarışmışlardır. Bu arada, Hilary Clinton, “şayet İran İsrail’e saldırırsa, İran’ı “yok” ederiz” diyerek hepsinden öne geçmiştir.
İşin en enteresan yönü de ABD ile taraf tutan Avrupa ülkelerinin sanayi ürünleri veya yarı işlenmiş malzemeleri olmasa, İran’ın şu andaki düşük kapasiteye bile ulaşmasının imkânsız olmasıdır. Sonuçta bu bir teknoloji birikimi olup, bu konuda deneyimli AB ülkelerinin yardımı ve malları ile gelişim sağlanmaktadır. İran’ın tehlikeli bir şey yapmayıp, sadece enerji ürettiğine inanan bu Avrupa devletleri, İran’la işbirliğine devam etmektedirler. Yani, AB ülkeleri de oyunu enteresan bir çifte strateji içinde yürütmekte ve bur arada da İran’a mal satabilmek için birbirleri ile yarışmaktadırlar.
ABD’nin Asya girişimleri:
ABD, Asya’daki gelişimlerden oldukça rahatsızdır:
*Afganistan’da 6 yıldır istediği sonucu alamadığı gibi, bugün kendi adamları olarak bilinen Cumhurbaşkanı Karzai’ye bir suikast düzenlenmiş olup, hayatını zor kurtarmıştır.
*Pakistan ve Hindistan’ın, İran ile geniş bir petrol-doğalgaz ilişkisine girmesini istemeyen ABD, bunu defalarca her iki ülkeye de bildirmiş olup, onların enerji ihtiyaçları için başka yollar bulmalarını istemiştir. Her ikisinden de aldığı cevap olumsuzdur. Yani hem Pakistan ve hem de Hindistan İran’la işbirliğine devam edeceklerini bildirmiş ve gerekli diplomatik faaliyetlere yoğunluk vermişlerdir.
* ABD’yi mutsuz eden diğer bir durum Asya ve dünyada Çin’in ekonomik ve dolayısı ile siyasi gücünün artmasıdır. Çin sadece bununla da kalmayıp, teknik yardım projeleri ile teknik gücünü ve kabiliyetini ispat etmiştir. Bugün İran ve Pakistan arasında yapılmakta olan Guadar serbest ticaret bölgesi ki, petrolün geleceği liman da burasıdır, Çinliler tarafından inşaa edilmektedir.
Çin’i bu bölgeden uzak tutmaya çalışan ABD, bunda da başarılı olamamıştır.
Pakistan hudut eyaletlerini pilotsuz uçaklarla bombalaması, eski müteffiki olan Pakistan’a haddinden fazla baskı yapmaya kalkması, adeta Pakistan-Çin ve Pakistan- İran işbirliğini hızlandırmış bulunmaktadır.
* Hindistan’a da İran konusunda uyarı yapmaya kalkan ABD, burada da büyük bir sürprizle karşılaşmış ve “bağımsız bir devlet isek, bize kiminle iş yapacağımızı söylemeye veya dikte etmeye kalkışmayınız” kabilinden bir cevap almıştır.
Kısacası, İran’ı yalnız bırakayım derken, ABD kendisi gittikçe yalnızlığa doğru itilmiş bulunmaktadır.
Olayları kontrol edeyim derken, olaylar tümü ile kontroldan çıkmaya başlamıştır.
Yani siyasi ve askeri alanda adeta tam bir satranç oyunu cereyan etmektedir ve hamleler gittikçe sertleşmektedir. Asya’dan gelen cevap, beklenmedik manevraların ustaca uygulanması şeklindedir.
İran, hem Pakistan ve Hindistan’la işbirliği ve ekonomik çalışmaları garantiye almıştır; hem de ABD’ye NATO genişleme projesinde karşı çıkan Rusya ile bir anlaşma yapmayı becermiştir.
İran, Avrupa devletleri ile de el altından her türlü alışverişi yürütmekte olup, nükleer çalışmalarını da sürdürmektedir.
Afganistan’da ABD safına katılmak isteyenlerin sayısı büyük ölçüde azalmış olup, İngiltere ve Fransa dışında ilave asker göndermeye pek gönüllü çıkmamıştır.
ABD, Türkmen gazını ve petrolünü Afganistan üstünden Pakistan ve Hindistan yolu ile Hint Okyanusu’na indirmek istemekte olup, bu konuda ikna turlarına çıkmıştır. Ama buna karşın, her iki ülke de bu Amerikan projesini, hem daha pahalı, hem de daha tehlikeli bulmakta olup, İran’la çalışmayı tercih etmektedirler.
ABD, Irak’ta belli bir başarıyı da gerçekleştirememiştir. Durum böyle iken, ve dünya kamuoyu her geçen gün İran düşmanlığından uzaklaşırken, ABD’nin İran’a saldırma planlarını konuşması, veya İran’ı nasıl ve ne şekilde vuracağını bu konuda kimlerin kendisine yardımcı olacağını, medyada ilan etmesinin de kime ve neye yararı olacağını anlamak hayli zordur.
Asya’da oynan tam bir satranç oyunudur ve şu anda “şah”ın kim olduğu ve kimin tarafından “mat” edileceği büyük bir merak konusudur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



