Üstad Necip Fazıl diyor ki, "Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!"
Ülkemizdeki gelir dağılımı adaletsizliği, aynen bu mısralarda anlatıldığı gibi. Küçük bir kaymak tabaka, Karunlar gibi zenginleşiyor. Semirdikçe, semiriyor. Servetine, servet ekliyor. Ekonomik kriz, finans darboğazı ve dünyadaki resesyon vız geliyor. Ne olsa onlara yarıyor. Borsa çıksa da kazanıyorlar düşse de. Rüzgâr hep arkalarından esiyor. Söylendiğine göre, bu kalbur üstü kesimin sayısı 2-3 bin aileyi geçmiyor.
Milli gelirin paylaşımındaki adaletsizliğin önüne geçen yok. Sistem, bu çarkı destekliyor. Kapitalist düzenin oligarkları, milyar dolarlarına yenisini eklemeye devam ediyorlar. Borç ve faiz füzeni, bir kısırdöngü etrafında işleyen bu sistemi şarj ediyor. Tekere çomak sokmak isteyen, en acımasız şekilde bertaraf ediliyor.
Geriye kalanlar ne durumda? Pastadan yeteri kadar pay verilmeyenlerin durumu, sosyal patlama ve felaketin habercisi.
Çünkü büyük bir kitle, hızla yoksullaşıyor, fakirleşiyor. Muhtaçların sayısında patlama var. Sivil toplum organizasyonu olan kuruluşlar, yardım yapmaya yetişemiyor. Geçim sıkıntısının getirdiği sosyal çöküntü, aileleri bir bir yok ediyor. Boşanan çiftlerin sayısı, 116 bini aştı. İş, aş ve adalet isteyenlerin sesleri ise, basında ya hiç yer almıyor ya da satır arası haberlerinde yok olup gidiyor.
Anayasa'daki en temel ilkelerden birisi olan 'sosyal devlet' nerede? Niçin haksız bölüşüme engel olmuyor? Niçin en asli görevini yerine getirmiyor? Cevap verecek yok.
Ona bakarsanız; bırakın engel olmayı, bazı yöneticiler tarafından sahte rakamlarla gerçekler gizleniyor. Pembe yalanlarla, toplumsal dikkat dağıtılıyor. Oluşturulan hayali ajitasyonlarla, tepki gösterme refleksleri körleştiriliyor. Konjonktürel kriz ve insani felaketler, genel kanaatkârlığa hitap eden duygularla absorbe ediliyor.
Tam bir cambaza bak sendromu.
Dünyada gelir dağılımında en adaletsiz ülkelerden birisi maalesef Türkiye. Bunu laf olsun diye veya kişisel kanaat olarak söylemiyoruz. Gerçeği görmek için sadece nasıl bakması gerektiğini bilerek bakmak yeterli. Biz de öyle yapıyoruz.
Neticede TÜİK'in verileri, dikkatli bir şekilde incelenince, pasta paylaşımındaki adaletsiz ve haksız tablo net bir şekilde görülebiliyor.
2009 yılında yapılan araştırmada, toplum katmanları yüzde 20'lik dilimler halinde beş kesime ayrılmış.
İlk yüzde 20'lik kesime, pastanın yüzde 5,6'sı düşmüş. Yoksul ve fakirlerin bulunduğu tabakanın bir önceki yıl pastadan aldıkları pay yüzde 5,8 imiş. Yani görüldüğü gibi dilim küçülmüş. Sofradaki ekmeği azalmış.
Gelelim kaymak tabakaya düşen pasta dilimine. Son yüzde 20'lik kısmın girdiği bu kitle, hayret verecek şekilde pastanın yarısına yakınını götürmüş. Zengin elit kesimin ülkenin milli gelir pastasından aldığı pay yüzde 47,6 olmuş. 2008'de bu oran 46,7 imiş. Yani bir yılda, pastanın dilimi epey katmerlenmiş. Servetlerine yeni servetler eklemişler.
Alttakilerle üsttekiler arasındaki fark, tam 8,5 kat. Yani kaymaklı tabakanın pastadan aldığı pay, fakir ve yoksul kesime göre 8.5 kat fazla.
Bir kişi karpuzun yarısına yakınını iç ederken, dokuz kişi küçük bir dilim karpuzla yetiniyor.
Ortada bir nimet-külfet dengesizliği var. Cefayı çeken büyük kalabalık. Sefayı süren küçük bir azınlık. Deveyi havuduyla götürenler, her defasında dikkati başka yöne çekmeyi başarıyor.
Bugün ülkemiz zenginleşiyor, milli gelir artıyor diye sevinenlere yukarıdaki 'adaletsizlik timsali' tabloyu hatırlatmak lazım. Kişi başına gelir arttı, dünyada söz sahibi olduk diyenlere, bu rakamları, gözlerine sokarcasına göstermek lazım.
Yine topraklarımızda yaşayan nüfusun yüzde 17,1'i yoksulluk sınırının altındaymış. Söyleyen TÜİK. Kuzularla kurtlar arasındaki pasta bölüşümünden ancak böyle bir sonuç çıkar. Başka türlüsünü beklemek zaten hayal olurdu.
Bizden uyarması.
Bu haksızlığın vebali ve sorumluluğu, hem bu dünyada hem de ahrette insanın yakasını bırakmaz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



