Kapılardan döndürülenler… Sınav salonlarının önünden geri çevrilenler… O hep korktuğunuz, ‘potansiyel tehlike’ kabul ettiğiniz gençliğinin baharında vatan evlatları…
Yıllardır her ders yılı başında, her üniversite sınavında, her yıl sonu töreninde kulakları duymaya alıştıran, ama yürekleri acıtan sahnelerin kahramanları… Bu yıl da gazete sayfaları, televizyon ekranları onları anlattı. Anlatıyor.
Yıllar süren çalışmalarının sonunda kucak dolusu sorular, sorgulamalarla, acı çökmüş yüreklerle evlerine döndürülen çocuklarımız. Bir memleket ki, başındakiler, söz söyleme, iş bitirme yetkisi verilenler vatandaşının başına ümitsizlik boca ediyor.
Küçücük kızlar, reddedilmenin, kendi toprağında sahip çıkılmamanın korkusuyla, acısıyla ders çalışıyor, aynı korkuyla okul kapısına gidiyor. Seslerini duyurmak için ya okul kapısında bekleşiyor, gül karanfil dağıtıyor, olmadı başörtülerinden zincirler yapıyor.
Gözyaşlarıyla solmuş yüzlerin o manalı bakışları… İnsaf ve vicdan sahibi her insanoğlunun içini titreten bakışlar…
Onları bu hale getirenler, yüzlerine bakmamışlar, bakamamışlar belli ki…
Kendi borularını öttürüp, devranlarını sürdürdüklerini zannedenler, hezeyandan öteye gitmeyen korkularıyla çoluğa çocuğa, anaya babaya kan kusturanlar, cesaretleri varsa dikkatle baksınlar bu yüzlere.
Solmuş yüzlerdeki bakışların bu dünyadan ötelere uzanan derinliğinde boğulmaktan korkanlar, burunları havada, kurula kasıla dolaşırlar orta yerde yalancı güç gösterileriyle.
Her gün biraz daha üstüne gidilen bu insanların ne yapmalarını bekliyorlar acaba?
Belki de hayret içinde seyrediyorlar bu sabırlı bekleyişi. İyice anlamış olmalılar, bir iki kağıt parçası, değer biçen bir iki diploma için hayatlarının temeline oturttukları kıymetlerden vazgeçmeyeceklerini.
Aksine davasının ardında vakarla duranların uyandırdığı saygınlık, uğrunda bunca aşağılanmaya göğüs gerilen o yüce davaya çeviriyor gözleri.
Önyargılara henüz bulaşmamış taze dimağlar, kardeşlerine, arkadaşlarına, komşularına hatta hiç tanımadıkları hemcinslerine yapılanları gördükçe, hak-batıl ayrımını daha iyi kavrıyorlar.
Şu pek ünlü atasözünün anlamının sadece ‘atasözleri ve deyimler’ sözlüğünde yazdığını zannedenler, gün gelip bu söze anlam vereceklerini bir bilseler!
Bu öyle büyük bir anlam ki, şu koca dünya yetmez onun içini doldurmaya. İçinde mazlumun adı geçer çünkü. Mazlumun âhı titretir her bir harfi.
Hiç gelmeyecek sanılan günlerin, kavuşulmayacak sanılan anların, dönüp varılmayacak sanılan alemlerin şahitliğiyle anlam bulacak bu söz:
“Alma mazlumun âhını;
çıkar âheste, âheste!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



