Bazı mihraklar asırlardan beri sinsi bir oyun tezgahlıyor. Kendi kurdukları komitelerin, devletlerin, şirketlerin güçlü olduğu imajını yaymaya çalışıyor. Örtülü ve açık propagandalarla; iş, siyaset, bilim, ticaret, vs. sahalarında ilerleyebilmek için mutlaka onların tezgahından geçmenin şart olduğunu telkin ediyorlar. Ellerindeki medya vasıtasıyla, sanki istediklerini işbaşına getirip, istediklerini alaşağı edebileceklerini, kendilerinin çok güçlü olduğunu pompalıyorlar. Maalesef bu psikolojik savaş taktiği ile, pek çok insanı tuzaklarına düşürüp avladılar. İstedikleri gibi şekillendirip yönlendirdiler ve "kendi adamları" olarak yine o toplumların arasına salıverdiler. "İyi de, görüyorsunuz, adamların gücü var, kuvveti var. Ülkeleri işgal ediyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar, öldürüyorlar, istediklerini alaşağı ediyor, istediklerini başa geçiriyorlar, vs..." denilebilir.
Bütün bunlar da işte onların tesirinde kalınarak söylenmiş sözlerdir. Bir Mü'min olarak, Muvahhit olarak şöyle bir düşünelim: Bizler, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l aliyyü'l azîm" diyoruz değil mi? Bu ne demek? "Yegáne güç ve kuvvet sahibi Allahu Azimüşşan'dır. Ondan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur."
İnsanlardaki, güç, kuvvet ve irade hep "cüz'îdir" ve bir imtihan gereği yine Allahu Azimüşşan tarafından verilmiştir. İşte o zındıka komiteleri, Allahu Teâlâ'nın kendilerine vermiş olduğu cüz'î gücü, cüz'î kuvveti ve cüz'î iradeyi, tahripte, şerde, fitne ve fesatta, yıkmakta, insanları ağlatmakta kullanmaktadırlar. Onların görünen güçleri tahripten kaynaklanmaktadır. Tahrip kolaydır. Bir bina bazan bir senede, bazan on senede zor yapılır. Ama onu yıkmak için temeline bomba yerleştirip patlatmak kâfidir ve o binanın yerle bir olması birkaç dakikada olur. Bir şehri imar etmek bazan yıllar, asırlar alır. Ama o koca şehri yerle bir etmeye bir bomba yeter. Bir insanı yetiştirmek, "adam gibi adam" olmasını sağlamak için, yıllar gerektiren bir eğitim ve sabırla bir terbiye vermek gerektir. Ama o insanı "insanlıktan çıkarmak" ve onu bir anarşist yapmak için nefsânî duygularını tahrik edici, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiyyesini ifrat ve tefritte kullandırıcı neşriyatta ve telkinatta bulunmak kâfidir. İşte o zındıka komitesi de medya ve sair propaganda ve kültürel vasıtalarla bunu yapmaktadırlar. Onlar, ayakta durabilmek için kendilerinin telkinlerine açık olmanın şart olduğunu telkin ediyorlar. Bu yanlıştır. Onlar, Allahu Azimüşşân dilemezse, bağırsakları bir anda boşalıp "ceset torbası" haline gelebilecek, vücutları ve bağırsakları pislik dolu birer hiçtirler. Görünen güçleri sahtedir, kendilerine verilen emânete ihânet etmelerinin dış görüntüsüdür.
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billah...." Mutlak güç, kuvvet ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Allahu Azimüşşan'dır. Kâfirler, zâlimler, münâfıklar, mürtedler, bir hiçtir, bir sıfırdır. Sinek kadar değerleri ve güçleri yoktur. Onlar bütün gücünü, bizim inanç zaafımızdan ve buna dayanan korkaklığımızdan almaktadırlar. "Allahu Ekber!" diye ayağa kalkmış ve Allah'ın kulu olduğumuzun şuûruyla şehâdet parmağımızı onlara uzatsak kâfi...Bakınız bir işaretle saltanatları nasıl yerle bir oluyor, nasıl işgal ettikleri beldelerden arkalarını dönmeden kaçıveriyorlar...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



