Kur’an-ı Azimüşşan, Allahu Teâlâ’nın kelamıdır. Allah zamanla mukayyed değildir. Dolayısiyle Kur’an’ın hükümleri de her ana, her zamana bakmaktadır. Mâide Suresinin 54. âyeti geçmiş devirlere işaret ettiği gibi, günümüze de işaret etmektedir. Evvela bu âyet-i kerimeye meâlen bakalım. Rabbimiz (cc) şöyle ferman buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki), Allah (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyar insanlar) mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir dil uzatanın kınamasından korkmazlar.
“İşte bu, Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu (kendi lütfundan rızasına yönelen kullarından) dilediğine verir. Çünkü Allah, Vâsi’ (ihsanı bol olan)dır, Alîm (hakkıyla bilen)dir.” (Mâide/54)
Tarihe baktığımızda, pek çok kavmin İslama hizmet etme şerefine eriştiğini, ancak İslamdan elini gevşetince kaybolup gittiğini ve yerine yeni bir kavim geldiğini görürüz. Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Harzemşahlar, Selçuklular, Osmanlılar gibi.
Bediüzzaman Hazretleri bu âyet-i kerimenin tefsiri babında şöyle demektedir:
“İşte ey ehl-i Kur’an olan şu vatanın evlâdları! Altı yüz sene değil, belki Abbasiler zamanından beri bin senedir Kur’an-ı Hakîm’in bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur’an’ı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur’an’a ve İslâmiyete kal’a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müdhiş tehâcumatı [saldırıları] def ettiniz, tâ ‘ye’tillahü bikavmin yuhibbuhum ve yuhibbunehu ezilletin ‘ale’l mü’miniyne e’izzetin ‘ale’l kâfiriyne. Yücâhidûne fî sebîlillâhi’ âyetine güzel bir mâsadak [mazhar] oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve frenkmeşreb [Avrupa fikirli] münâfıkların desiselerine [hilelerine] uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.” (Mektubat, 26. Mektup)
Dehşetli bir zamanda yaşıyoruz. Tarihin hiçbir devrinde bu kadar çok irtidat ve bu kadar çok Hıristiyan ve Yahudiyi dost ittihaz etme hâdisesi görülmemiştir. Bakınız ulemâ-i İslâmın ittifakla beyanları üzere; “Müslümanlara hücum eden kâfirlere –yardımın hangi çeşidiyle olursa olsun- yardım eden, onlar gibi kâfir olur.”
Bir kavim daha önce İslama hizmet etmiş olabilir. Ama bu hükümdeki davranışı yaparak sonradan mürted de olabilir. Allahu Azimüşşan o mürted taifeyi vazifeden azleder, onların yerine başka bir taife getirir. O taifenin altı vasfı vardır:
1. Allah onları sever 2. Onlar da Allah’ı sever. (Allah’ı sevmek ne iledir? Kur’an’a ve Sünnete ittiba ile) 3. Mü’minlere zelildirler. 4. Kâfirlere izzetlidirler. (Bunun alameti, ahkâm-ı Şer’iyeyi cihadla yerine getirmektir.) 5. Allah yolunda cihad ederler (maddeten ve mânen) 6. Kınayanların kınamasından korkmazlar.
Kur’an-ı Azimüşşan işârî mânasıyla haber vermektedir ki, işte bu altı maddeyi hâiz bir taife gelecek. Kim bu altı maddedeki vasıflara sahip olursa, Allah onları yeryüzüne hâkim eder. Daha önce Osmanlıları ve birçok taifeyi hâkim kıldığı gibi...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



