Dünyada olup bitenlere bakınız ve şöyle sakin bir kafayla düşününüz. Bütün olup bitenlerin Tevbe Sûresi’nin 32. âyetinde haber verilen fiille örtüştüğünü görürsünüz. Önce âyet-i kerimenin baş kısmına meâlen bakalım. Rabbimiz (Celle Celâluhu) şöyle buyuruyor:
“Allah’ın nûrunu ağızlarıyla (güyâ) söndürmek istiyorlar;(...)”
Âyet-i kerimenin son kısmına geçmeden önce yapılanları hatırlayalım:
İngiliz ve Amerikan gazetelerinde tafsilatıyla dile getirildiği gibi, Türkiye’de profesörlerden kurulu bir heyet toplanmış. Başlarında da bir Cizvit Papazı varmış (rehberi karga olanın...) bunlar, “Şu hadis mevzu, bu hadis uydurma, âhir zamandaki hâdiselerle ilgili böyle bir hadis yok, vs..” diyerekten sanki babalarının malıymışçasına hadisleri “ayıklıyorlarmış.” Bu adamlar çalışmalarının sonunda şunu diyeceklermiş:
“Ey Müslümanlar, 1400 seneden beri dininizi size yanlış anlattılar. İşte sizin dininiz budur. Yani Hıristiyanlık, Yahudilik, Budistlik, Şamanistlik karışımı bir din. Şekil olarak sadece caminin ve namazın olduğu bir din.”
Kendilerini tıpkı Firavun ve Nemrut gibi rab olarak kabul eden ve Allah’ın seçtiği ve beğendiği din olan İslâmiyet’i devre dışı bırakmak isteyen bu adamları ve yaptıklarını şöyle bir tarafa bırakalım...
İsrail’in yaptığını görüyorsunuz. Bütün dünya ile dalga geçercesine bir halkı yok etmeye çalışıyor. Hedefi ne? Gaziantep!.. Buraya ulaşması için Gazze’yi aşması, geride eli silah tutacak kimse bırakmaması gerek. Bunu daha önceki bir yazımda da belirtmiştim. Tıpkı Osmanlı ordusunun çekilmesinden çok kısa bir zaman sonra İngiliz ordusunun Antep’e girmesi gibi. Dünyadaki Müslümanlar, hele hele Türkiye’deki Müslümanlar seyretmeye devam etsinler bakalım. Ne yapabilirler? Yahudi ile kol kola yöneticilere bir çift söz söyleyebilirler.
Amerika, aklı sıra şeytana pabucunu ters giydirecek şekilde dünya ile bilhassa Türkiye ile oyun oynuyor. Tavşana kaç, tazıya tut diyor. Son gelişmelerde şahsen ben bizim askerlerin söylediklerine katılıyorum. Çekilmeden Amerika’nın “resmen” haberi yoktu. Ama harekâtı yakından takip ettikleri ve konuşmaları dinledikleri için, zamanını doğru tahmin ettiler ve tam o tarihte bakanı Türkiye’ye gönderdiler, ardından Bush da açıklama yapınca plan tamamlanmış oldu. Maksat ne, İslâm dünyasının güçlü bir ordusunu daha psikolojikman çökertmek... “Yok Lübnan’a asker gönderin, yok Kuzey Irak’a asker gönderin, yok Afganistan’a asker gönderin!” Başka emriniz? Başınızın sıkıştığı her anda Mehmedcik sizin korumacılığınızı mı yapacak?
Onların hesapları varsa Allahu Azimüşşan’ın da bir hesabı var. İşte asıl hesap, odur. Günün birinde bıyığını buracak bir yiğit çıkar: “Yeter be zulmünüz, dalavereleriniz! Çekin elinizi yakamızdan, mazlumların yakasından... Üslerinizi, tasınızı tarağınızı alın, defolun!” der.
Zalimler şımardıkça şımarıyor. Habire Müslüman öldürüyor, İslâmiyetin temel esaslarını değiştirmeye yelteniyor. Canınızı sıkmayın ve yukarıdaki âyet-i kerimenin kalan kısmını okuyun:
“...halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah nûrunu tamamlamaktan aslâ vazgeçmez.”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



