Bismillahirrahmanirrahim
Kâinatı varlığının bilinmesi için yaratan, yaşatan, yöneten, kullarının iki cihan saadeti için İslam'ı gönderen Rabbimize hamd, son peygamber, yaşayan Kur'an, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
İnsan İslam için yaratılmış Allah (c.c)'ın halifesidir. "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir." (Ahzab: 72)
İnsanlık tarihinin tek hak dini İslam dinidir.
İslam yaratan, yaşatan, yöneten Allah (c.c)'ın bizlere emrettiği bir hayat nizamıdır ve O'nun rızasıdır. "Allah nezdinde hak din İslam'dır..." (Ali İmran: 19) "... Size din olarak İslam'ı seçip-beğendim..." (Maide: 3) "Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Al-i İmran: 85)
İnsanı yaratan, bilmediklerini öğreten, rızık veren tek ilah ancak Allah (c.c)'tır. Allah (c.c)'ın bu dünya hayatında insandan talebi ve isteği Kendi rızasını gözetmesidir.
İnsan, dünya hayatında İslam dinini ayakta tutarak Allah (c.c)'ın rızasını kazanabilir. "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir." (Şûra:13)
Müslüman insan, İslam'ı ayakta tutmak için vereceği mücadeleyi ittifak ederek, tek bir ümmet halinde yürütmekle mükelleftir. "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın." (Ali İmran: 103).
Çünkü İslam ancak iman ve cihad ile yaşanır.
İman ve cihad ise Müslümanların tek vücut olmalarını zorunlu kılar. Ümmet olmak demek bir imam, lider etrafında toplanarak insanları hayra davet etmek, iyiliği emredip hâkim kılmak, kötülüğü men edip kökünü kurutmak için çalışan şuurlu bir topluluk olmak demektir. "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Ali İmran: 104).
Allah (c.c) bu topluluğu insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmet olarak methetmiştir. "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız..." (Ali İmran: 110).
Ümmet kelimesi "ÜM" kökünden gelmiştir. "Üm" Arapçada ANNE demektir. Anne demek sevgi ve şefkat sahibi olmak demektir. Ümmet demek tıpkı ana olmak gibi insanlığın iki cihan saadeti için, kimse cehenneme gitmesin, herkes cennete gitsin için her şeyini feda ederek mücadele eden sevgi ve şefkat topluluğu olmak demektir.
Böyle bir topluluk olarak ümmet olmanın bir takım ahlaki ve insanı vecibeleri vardır. Bu vecibeler ümmetin her ferdinin kendi şahsına, birlikte çalıştığı arkadaşlarına, ümmetin büyüklerine, maddi ve manevi varlıklarına karşı yerine getirmesi lazım olan görevlerdir.
Ümmetin şuurlu her ferdi menfi davranışlardan sakınmak zorundadır.
Benlik: Kâbe Kâbe olalı benim gibi bir adam görmedi diyen adamın hastalığıdır. Ben diyen insan hep kendi dediğinin olmasını ister. Onun dediği olursa her şey düzgün, dediği olmazsa her şey felakettir anlayışı sakat bir anlayıştır. Çözüm: İtaat, sadakat, ihlâs ve irfan sahibi olmaktadır. İnsanlar nefislerini terbiye edip fedakârlıkta bulunduğu sürece yücelirler. "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez." (Lokman: 18)
Tefrika: Böyle davrananlar, içinde bulundukları topluma zarar verirler."Dava arkadaşlarıyla çekişerek faydalı olunmaz" Doğru olan cemaat ruhuna sahip olarak İttifak halinde olmaktır.
Birbirimizi hata ve kusurumuzla sevmeye mecburuz. İnsanlığı tehdit eden bu kadar büyük tehlikeler karşısında aynı gayeye sahip olan insanların kenetlenmesi gerekir.
Makam mevki hırsı, şahsi menfaat isteği: Bir göreve gelmeyi çok arzu etmek önce kişinin kendisine zarar verir. Hatalarıyla baş başa kalır. Manevi yardımdan mahrum kalır. İstemek değil, istenmek makbuldür. Doğru olan görev verilirse ihlâsla, sadakatle, feragatle çalışmaktır.
Dedikoduya itibar etmek ve her duyduğunu doğruymuş gibi başkalarına aktarmak, tenkitçilik: Gıybet, doğru bile olsa, bir kimsenin duyması halinde üzüleceği bir sözü onun arkasından söylemektir. Bu, toplumu birbirine düşüren, gücünü zayıflatan çok zararlı bir hastalıktır. Doğru bile olsa bir kimsenin aleyhinde bir şey söyleyene asla itibar edilmemelidir. Bir kimsenin hatasını görürsek, o hatayı, o şahsa yalnızken hiç kimsenin duymayacağı bir şekilde söylemeliyiz. Uyarılarımızı güzel ahlak çerçevesinde ilgili kimseye yapmalıyız.
Kötü zanda bulunmak: Bundan şiddetle kaçınmak gerekir. Çünkü kötü zan büyük vebaldir. İnsanın kalbini bozar ve kişinin kendisine zarar verir. Çok kesin delillerle aksi belli olmadıkça herkes hakkında hüsnü zanda bulunmak esastır.
Tembellik, laf ebeliği: Biz çalışsak da tembellik etsek de zaman aynı hızla akarak ömrümüz tamamlanır. Şu değişmez gerçeği unutmamalıyız. "insan için sadece çalışmasının karşılığı vardır ve karşılığını da muhakkak görecektir" Hayır için bütün gücüyle cihad etmek konuşulacak bir şey değil, yapılacak bir görevdir. Çalışmayınca çareyi laf ebeliğinde buluyoruz. Akıl vermeye başlıyoruz. Bu hataya düşmekten kaçınmak için birbirimizi uyarmalıyız. Bu yolda gayretle çalışanlar kazandılar ve kazanmaya devam edecekler.
Sonra yaparım düşüncesi, tehircilik: Bu, cihadı ve onunla gelecek saadeti engelleyen hatalı bir davranış biçimidir. "Hayırlı işlerde acele etmeli, elimizi çabuk tutmalıyız" esası bizim çalışmalarımızın ana ilkesidir. Bugünün işi yarına bırakılmamalıdır. Bu bizi büyük başarılara götürmede çok önemli itici bir güçtür.
Nasıl olmalıyız
İnanç sahibi olmalıyız. Güçlü bir imana sahip olmalıyız ki zorluklar karşısında yılmadan mücadelemizi sürdürelim. "Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz." (Ali İmran: 139)
İlim sahibi olmalıyız. Doğru bilgiye sahip olmalıyız ve onu amellerimizde yerli yerinde kullanmalıyız. Kulaktan dolma şeylerle cihad yapılamaz.
İhlâs sahibi olmalıyız. Riyadan uzak hiçbir şahsî çıkar gözetmeden Allah rızası için çalışmalı, mevki, makam, şan, şöhret peşinde olmamalıyız.
İttika sahibi olmalıyız. Hiç kimsenin hukukuna tecavüz etmemeli bu konuda Allah'tan korkmalı, fikrimiz sorulduğunda doğruyu söylemeliyiz.
İttifak içinde olmalıyız. Birlikte hizmet ettiğimiz arkadaşlarımızla ihtilaf ve çekişmeye girmemeli, safları kenetlenmiş halde bulunmalı, uyumlu insan olmalıyız.
İyi ahlak sahibi olmalıyız. Gıybet, dedikodu, haset, kibir, kin, iftira ve kulis yapmak gibi hastalıklardan uzak olmalıyız. "Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin." (İsra: 37)
İhsan sahibi olmalıyız. Görevlerimizi Allah için yapmalıyız. Çünkü O bizi görüyor.
İstişare ederek çalışmalıyız. Çalışmalarımızı istişare ile yürütmeliyiz. İşlerini istişare ile yürüten toplumlar pişman olmazlar.
İtaat etmeliyiz. Allah'a ve Resulünü ve bizden olan emir sahiplerinin emirlerine itaat etmeliyiz.
Sadık olmalıyız. Davamıza ve liderimize bağlı olmalıyız. Vefa çok üstün bir vasıftır.
Nefsimizi terbiye etmeliyiz. Nefsini terbiye eden insan başkalarını adil bir şekilde yönetme, idare etme imkânına kavuşur.
İdeallerimiz için fedakârlık yapmalıyız. Davamız için maddi ve manevi fedakârlıkta bulunmak farzdır.
Duamız şu olsun: "Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Zira tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin." (Bakara: 128)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



