İnsan, kendine verilen görevleri yerine getirmek üzere mütenasip yeteneklerle donatılmıştır. Kainattaki ahenk ve nizamı tesis eden Cenabı Hak, sosyal hayatta ahenk ve nizamı adaletle sağlama görevini bu yüzden insana vermiş, kendisini yeryüzünün halifesi kılmıştır. Halife, "sorumlu" biri olarak hayatın her alanında aklıyla imanını buluşturandır. Asırlardan beri iyiliği savunan her hareketin birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark ederek işe koyulmak, olayın ciddiyetini kavrama noktasında günümüzün en önemli konusudur. Bu yüzden halifelik, uzun soluklu bir görevdir.
Uzun soluklu olmak ciğer işidir. Bu ciğere sahip maratoncular, şerefle bitirmesi gereken bir hayatın içindedirler. Maraton koşucusu, kaç bin metre koşacaksa ona göre bir çıkış yapar, hemen öne geçeyim diye bir düşüncesi bulunmaz. Birden öne geçenlere bakarak geride kalma kaygısı çekmez. Bilir ki; bu yol uzun ve engellidir. Karşılaştığı her engel öncesinde, attığı adımıyla engele takılmadan bir sonraki engeli gözüne kestirir. Çünkü engeller takılmak için değil, geçilmek içindir. Bazen bu koşular bayrak yarışı şeklinde olur. Bir an önce bayrağı teslim etme sorumluluğuyla coşulur ve koşulur.
Halife, tarihin omuzlarınıza yüklediği bu ulvi görevi hakkıyla yerine getirme kararlığına sahiptir. Kondisyonunu buna göre belirlemiş ve temposunu ona göre ayarlamıştır. Hatta koşunun sonuna doğru son bir hamle yapacak potansiyel bir güce de sahiptir. Halife, onur ödülü almış bir hareketi yüklendiğinden, hiçbir dünyalık kaygı taşımadan, kardeşlik vazifesini ifa etmeye ve gerçekleri hatırlatmaya çalışır. Sahip olduğu sağlam teşkilat anlayışı ve fedakâr çalışmalarıyla hem görev alarak hem de destek vererek sadece iki cihan saadetini ümit eder. O, buluğ çağına girdiğinde halife olduğunun, dava için görevlendirildiğinde ise kırk yaşında bulunduğunun idraki içindedir. Görev aldığı sürece kırk yaşındadır ve ümmetinin başındadır.
Halife, sorumluluklarını "aday"mış olarak değil, "adanmış" olarak gerçekleştirir. Bu yüzden de onun için kayıp yoktur. Asla mahzun da olmayacaktır. Aşk mücadelesi içinde değil, mücadele aşkı içinde olmanın derdindedir sadece. Karşılaştığı olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilmesi, ince teşhisler yaparak olaylardan en doğru ve en hikmetli sonuçları çıkarabilmesi, ileriye yönelik projelerde kusursuz planlamalar yapabilir olması taşıdığı sorumluluğun mükâfatıdır. Böylece, halife olarak yaptığı her iş hayırlı, konuştuğu her söz hikmetli ve gösterdiği her tavır olabilecek en ideal niteliktedir. Bunların yanında ruhunda, güzelliklerden çok fazla zevk alabilmesini sağlayan bir derinlik oluşmaktadır. Bu nedenle çoğu insanın sıradan karşıladığı ve büyük bir alışkanlıkla baktığı pek çok şeyin ardında gizlenen güzellikleri, halife olan hemen görebilmektedir.
İnsan, halifelik sayesinde yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini gerçekleştirebilmektedir. Böylece kınayanların kınamasından da etkilenmemektedirler. Şuuru sayesinde; özveride bulunmayı, risk almayı, gözünü daldan budaktan esirgememeyi, sıkıntıya katlanmayı, fedakârlıkta bulunmayı, vermeyi, görevini ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi hedefler.
Taşıdığı samimi yüreğini, selim bir akılla buluşturmasını bilen halifeler, köklerinden kopmadan, geleceğe koşarlar. Bir nefer olarak, takati bitene, nefesi kesilene kadar omuz omuza, kol kola hak yolda yürümeye devam ederler. Çünkü sorumlu oldukları dava öylesine büyük bir davadır ki, kapısındaki bekçi de, genel başkan da aynı onura sahiptir. Bu öylesine büyük bir davadır ki, kimse ona şeref ve paye katamaz. Ancak içinde yer alan şeref bulur.
Her dönem dünyayı felakete sürükleyen Nemrutlar bulunur. Ancak, ağzında bir damla su taşıyarak tek gayesi; "İbrahim'in yanında olmak" olan inançlı insanların, kalbi mazlum İslam coğrafyası için çarpar, bütün insanlığın saadeti için çırpınır. Asıl olan hak ile batılın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, doğru ile yanlışın mücadelesidir. Ancak bu temel üzerine çalışma bina edilebilir. Halife, temelinde; hedef farkı, sistem farkı, zihniyet farkı bulunan ve zalimlerin sinsi planları, mazlumların uyanışıyla yerle yeksan edecek bir şuur hareketidir. Bu gün yeni ve bir adil dünya düzenine bütün beşeriyet muhtaçtır. Böyle bir düzen, ancak bu şuur ve aksiyon öncülüğünde kurulabilir. Alem her ne kadar karanlık içinde bulunsa da halife geldiğinde aydınlık da gelecektir. Çünkü karanlık aydınlığın yokluğudur. O halde, alem buysa halife sensin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




